17 Haziran 2019 04:42

Üniversitelerde tacize karşı mekanizmalar ve YÖK’ün tutum belgesi

Üniversitelerde yalnızca 16 tane ‘cinsel tacizi önleme birimi’ var. Bu birimlerin olmadığı üniversitelerde öğrenciler destek bulamıyor.

Fotoğraf: Koç Üniversitesi öğrencileri

Paylaş

Buse VURDU
Ankara

Son bir yılda birçok üniversitede meydana gelen taciz ve şiddet olayları, kadınların büyük tepkisiyle karşılaşırken bir yandan da gözlerin üniversitelere çevrilmesine neden oldu. 2018 yılının kasım ayında Çukurova Üniversitesinde bir hafta içinde yaşanan iki taciz olayı, yine aynı ay içinde Anadolu Üniversitesi Kütüphanesinde bir öğrenciye zorla pornografik görüntüler izletilmeye çalışılması, ocak ayında Koç Üniversitesinde bir kadın öğrencinin darp ve taciz edilmesi, mart ayında ayyuka çıkan Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde ardı arkası kesilmeyen tacizler, nisan ayı başında Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesinde görevli Prof. Dr. Hasan B’nin, kendisine ait hayvan hastanesinde çalışan veteriner kadına şiddet uygulayıp tecavüz etmesi ve son olarak yine nisan ayında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinde iki kadın öğrencinin araştırma görevlisi Emre Kuzugil’e karşı kazandığı cinsel taciz davasına karşılık araştırma görevlisinin görevden alınmaması basına yansıyan örnekler arasında. Öğrencisinden araştırma görevlisine, bölüm başkanından profesörüne kadar uzanan bu tabloya baktığımızda üniversitelerde taciz ve şiddetin boyutları, önleyici mekanizmalar ve yaptırımlar konusunda konuşmamız gereken çok şey var.

ÜNİVERSİTELERDE CİNSEL TACİZE KARŞI İLK MEKANİZMALAR

Türkiye’de “Cinsel Tacize Karşı Önlem ve İlkeler Belgesi” ilk olarak Sabancı Üniversitesinde yayımlandı. 2007 yılında “Cinsel Tacize Karşı Komitenin” kurulmasıyla başlayan süreç, Ankara Üniversitesinde ağustos 2011’de “Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Politika Belgesi ve yönergesinin” kabul edilmesi ve Eylül 2011’de “Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Biriminin” faaliyete başlamasıyla devam etti. 2012 yılında ise Boğaziçi Üniversitesi, bu üniversitelere göre daha kapsayıcı bir yapı kurarak öğretim üyeleri, Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübünden (BÜKAK) bir öğrenci temsilcisi, personel temsilcisi, güvenlik biriminden bir kişi ve öğrenci dekanından oluşan bir “Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu” kurdu. Sonraki dönemde bu komisyona ÖTK temsilcisi, hemşire, sosyal psikiyatri hekimi gibi yeni üyeler de katıldı.

2016 yılına geldiğimizde ise ODTÜ’de artan tacizler ve bunların herhangi bir yaptırımla karşılaşmıyor oluşu, üniversitedeki kadın öğrencileri harekete geçirdi. Uzun süren eylem ve etkinliklerin ardından ODTÜ Senatosu’nun 24 Mayıs tarihli kararı ile ODTÜ’de de “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi” kuruldu. Kadın öğrencilerin bu kazanımı, birçok üniversite açısından örnek teşkil etti.

16 ÜNİVERSİTE DIŞINDA TACİZ ÖNLEME BİRİMİ YOK

Türkiye’de 2019 yılı itibarıyla 200’ün üzerinde üniversite bulunuyor. Üniversitelerde cinsel taciz ve hak ihlallerini önlemek, bu suçlara karşı gerekli yaptırımları uygulamak ve üniversitelerde cinsiyet eşitliğini gözeten politikaların yaşama geçirilmesi için çalışmakla görevli cinsel taciz önleme birimlerinin sayısı ise yalnızca on altı. Geri kalan üniversitelerin hiçbirinde öğrencilerin taciz veya şiddet durumunda başvurarak destek alabilecekleri mekanizmalar bulunmuyor. Cinsel taciz önleme birimlerinin yanı sıra, üniversiteler arasında bilgi ve tecrübe paylaşımını sağlamak amacıyla kurulduğu ifade edilen “Cinsel Taciz ve Şiddetle Mücadele Ağı” ise Kasım ve Mayıs aylarında çalıştaylar gerçekleştiriyor. Ağa, faklı üniversitelerden 333 öğretim üyesi ve elemanının üye olduğu biliniyor. Ne var ki sayısı yüzleri bulan akademisyenin yer aldığı ağ içerisinde üniversitenin diğer bileşenlerinin yeri yok. Bunun başta üniversitelerdeki Kadın Sorunları Araştırma Merkezleri ve Cinsel Taciz Önleme Birimlerinin ele alınışıyla ilişkili olduğu açık.

ÖĞRENCİ KATILIMI SIKINTISI

Üniversite içerisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, cinsel tacizin ve şiddetin önlenmesi, kapsayıcı ve eşitlikçi bir kampüs yaşantısı gibi amaçları olan bu birimler, genel itibarıyla , toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları alanında çalışma yürüten veya alana ilgili birkaç akademisyenin gönüllü çabalarının ötesinde çalışmalar yürütemiyor. Kimi üniversitelerde yönetimin baskıları dolayısıyla, kimisinde akademisyenlerin bu birimlerin işletilmesini “öğrencilere bırakılamayacak kadar önemli” görmesinden kaynaklı, yalnızca akademisyenlerle sınırlı birimler yer alıyor. Oysa birçok üniversitenin kadın çalışmaları / toplumsal cinsiyet çalışmaları toplulukları ve üniversitelerdeki kadın grupları, uzun yıllardır cinsel tacize ve cinsiyet eşitsizliğine karşı üniversitelerinde çalışma yürütürken birçok taciz olayıyla yüz yüze geliyor, bunların çözülmesi için çaba sarf ediyor. Üniversitelerinde doğrudan kendilerinin de muhatabı olduğu sorunları gören öğrencilerin öneri ve talepleri ne yazık ki bu birimlerin işletilmesinde dikkate alınmıyor. Öğrencilerin dahil edilmediği birimler üniversitenin gerçeklerine epeyce uzak kalırken, o alanın ihtiyaçlarını karşılayabilecek çalışmalar ortaya koymakta da zorlanıyor.

Burada, birçok başka işle birlikte onlarca taciz başvurusunu da değerlendirmek zorunda kalan görevli bir veya iki akademisyen açısından da durumun zorluğunu belirtmekte fayda var. Kimi üniversitelerde durum daha olumlu olsa da genelde derslerden ve diğer çalışmalardan arta kalan zamanlarda, çoğunlukla fakültesindeki odasında taciz başvurularını kaydetmek zorunda kalan akademisyenler, birimlerde psikolojik ve hukuki destek sağlayacak başka görevlilerin olmayışı nedeniyle bütün yükü omuzlamak zorunda kalabiliyor. Üniversitenin herhangi bir bütçe ayırmadığı durumlarda kendi cebinden para harcayan, akşamları acil durumlarda çocuğunu bırakabileceği bir yer olmadığı için onu da yanına alarak üniversite kampüsüne koşan, travmatik birçok olayla karşı karşıya gelmesine karşın kendisinin de destek alma ihtiyacı gözetilmeyen gönüllü akademisyenler de bu açıdan son derece yıpranıyor.

BİRİMLERİN İHTİYAÇLARI KARŞILANAMIYOR

Taciz önleme birimlerinin önündeki bir diğer engeli ise teknik yetersizlikler ve bütçe kısıtlılıkları oluşturuyor. Maliye Bakanlığının 25 Ocak 2017 tarihli “Cari Harcamaların Kontrol Altında Tutulması” genelgesi ile üniversitelerde tasarruf tedbirlerinin uygulanmaya başlaması sonrası bütçe sıkıntısının hepten hissedilmesi, oda ve personel gibi gereksinimlerin karşılanamaması ve materyal hazırlanamaması gibi sıkıntıları da beraberinde getiriyor.  Öte yandan yeterli görevlinin olmayışı, taciz olaylarında uzun süren başvuru ve değerlendirme süreçlerine yol açıyor. Cinsel Taciz Önleme Birimi bulunan üniversitelerin birçoğunda ise kişilerin acil durumlarda başvurabileceği kanallar bulunmuyor. Öğrenciler ilk elden, konuyla ilgilenebilecek yeterliliği bulunmayan üniversite güvenlikleri ile karşı karşıya kalıyor.

TUTUM BELGESİ NE OLACAK?

2015 yılında meydana gelen ve kamuoyunun büyük tepkisi ile karşılaşan Özgecan Aslan cinayeti sonrası, 2016 yılı 8 Mart’ında YÖK Başkanı Yekta Saraç, üniversitelerin kadın rektörleri ile bir araya gelmiş ve kamuoyunun tepkisini azaltmak amacıyla, üniversitelerde taciz ve şiddetin önüne geçilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını hedefleyen “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni yayımlamıştı. Belge ile birlikte, YÖK’ün tüm bileşenlerinde, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı davranılacağı taahhüt edilmişti. Geçtiğimiz şubat ayında ise Saraç, belgenin ‘toplumsal değerler ve kabullerle mütenasip olmaması ve toplumca kabul görmemesi’ gerekçesiyle kaldırıldığını duyurdu. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” yerine “adalet temelli kadın çalışmaları” anlayışının geçirilmesi gerektiğini ifade eden Saraç, tutum belgesinde güncelleme yapılmasına ilişkin çalışmaların son aşamada olduğunu ve yakında üniversitelere duyurulacağını dile getirdi.

YÖK Başkanı Saraç’ın açıklamasının üstünden aylar geçmesine ve birçok üniversitede bahar dönemi sona ermesine rağmen tutum belgesine ilişkin yeni bir açıklama yapılmadı. İçerisinde toplumsal cinsiyet eşitliği derslerinin açılması, ders açılamaması durumunda her dönem öğrenci katılımlı bilimsel bir etkinlik yapılması, yerleşkelerde güvenliğin sağlaması amacıyla aydınlatma vb. çalışmaların yapılması, üniversiteler bünyesinde Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezleri açılması, karar mekanizmalarına atamada toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetilmesi, cinsel taciz ve saldırıya karşı politika belgeleri hazırlanarak erişilir mekanizmalar kurulması, cinsel taciz ve saldırıya uğrayanlara hukuki, psikolojik ve tıbbi destek verilmesi gibi maddeler bulunan tutum belgesinin kaldırılması üniversiteli kadınlar açısından şüphesiz büyük bir kayıp.

Cinsel taciz önleme birimlerinin çok az üniversitede bulunduğu, var olanların ihtiyacı karşılayacak düzeyde işlemediği ve üniversitelerde eşitsizlik ve şiddetin giderek büyüdüğü bir dönemde YÖK’ün “toplumsal cinsiyet eşitliği değerlerimize aykırı” çıkışı, üniversiteli kadınlar açısından daha çok şiddet ve cezasızlık anlamına geliyor. Üniversite kampüslerinin güvenli hale getirilmesi, akademide cinsiyetçiliğin önüne geçilmesi ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönünde somut adımlara duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Bu nedenle iktidarı ve üniversite yönetimlerini adım atmaya zorlayacak bir mücadelenin örülmesi hayati önem taşıyor. Üniversitelerde her kesimden kadının yan yana gelebileceği kadın çalışmaları / toplumsal cinsiyet çalışmaları toplulukları ve dayanışma ağları bu açıdan kritik önem taşıyor. Tacize, şiddete ve eşitsizliğe karşı üniversiteli kadınların birbirinden güç alabileceği, iktidarın ve üniversite yönetiminin ayrımcı politikalarına birlikte karşı koyabileceği, kazanımlarını geliştirebilmek için mücadele edebileceği alanların yaratılması / geliştirilmesi, önümüzdeki dönemin en önemli ihtiyaçlarından biri olarak karşımızda duruyor.

ÖNCEKİ HABER

Erdoğan: S-400’ler temmuzun ilk yarısında gelecek

SONRAKİ HABER

Türkiye'de toprağa gömülü 1 milyondan fazla mayın tehlike saçıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa