09 Haziran 2019 03:30

Eğitim emekçisi kadınlar için her geçen yıl daha zor

Eğitimin içinde bulunduğu kötü koşullara rağmen sürdürülmesinde en büyük yükü taşıyan eğitim emekçileri, hak ettikleri değeri görememekten şikayetçi.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Yurdagül ÇABAT
Ankara

Eğitimde özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamaları, her yıl yenisi açıklanan programlarla eğitimin daha da niteliksiz hale getirilmesi, kalabalık sınıflar, dini cemaat ve vakıfların giderek artan etkisi, cinsiyetçi ve ayrımcı uygulamalar, altyapısı bozuk okullar, okullarda istismar ve şiddetin artması, eğitimcilerin mesleki gelişimini engelleyen çalışma koşulları, mülakata dayalı kadro alımı, sözleşmeli öğretmenliğin yaygınlaşması, ataması yapılmayan öğretmenler...

Saysak daha pek çok sorunun eklenebileceği bu kötü tabloyu yaşadığımız bir eğitim öğretim yılını daha geride bırakıyoruz. Bu tabloya rağmen eğitimin sürdürülmesinde en büyük yükü omuzlarında taşıyan eğitim emekçileri, hak ettikleri değeri görememekten şikayetçi.

Araştırmalara göre Türkiye, OECD ülkeleri içinde, öğretmenlerin en uzun süre çalıştırıldığı ancak en düşük ücret aldığı ülkeler arasında. Öyle ki öğretmenlerin yüzde 80’i ek iş yapmak zorunda kaldıklarını ifade ediyor. En çok dile getirdikleri sorun ise “mesleki itibarlarının ayaklar altına alınmış olması.” Özellikle kadın eğitimciler açısından bu itibarsızlaşma, değersizlik ve tükenmişlik hissiyle birlikte daha derin bir biçimde yaşanıyor. Çokça tartışılan ‘performans sistemi’ de özellikle kadın öğretmenlerin gelecek kaygısını artırıyor. Sadece öğretmenler değil, yardımcı hizmetli ya da işçi statüsünde çalışan kadınlar da çok dertli.

Görüştüğümüz eğitim emekçisi kadınlar, güvencesizlik nedeniyle işlerini kaybetmekten çekindiklerinden, gerçek isimlerini kullanmadık.

"ÖĞRETMEN GELECEĞE GÜVEN DUYMAZSA..."

 

Ankara’nın Çankaya ilçesinde bir ortaokulun öğretmenler odasında yürüttüğümüz sohbet, mesleğe yeni başlayan öğretmenin de emekliliğine az kalmış olanın da aynı “değersizlik” hissiyle boğuştuğunu gösteriyor. 20 yıldır rehber öğretmenlik yapan Nilay, bu “tükenmişlik” hissinin hem öğrencilerde, hem velilerde, hem de öğretmenlerde gözlemlendiğini belirterek, “Günden güne artan angarya çalıştırmanın yanında sürekli değiştirilen program ve müfredat, sınav sisteminin ha bire değiştirilmesi ciddi umutsuzluk ve yılgınlığa sebep oluyor” diyor. Ayrıca “mesleki olarak itibarsızlaştırma, ülkede yaşananlar, gelecek kaygısı” gibi nedenlerin öğretmenlerde umutsuzluğu artırdığını söylüyor.

YABANCILAŞMA VE BÖLÜNME

Nilay’a göre özellikle kadın öğretmenlerde gözlemlenen gelecek kaygısı, ‘performans sistemi’ ile daha vahim boyutlara ulaşacak: “Performans sistemi demek idareye yakın olma çabası, emeğin değil kendi düşüncesine yakın olanın ödüllendirildiği bir sistem demek. Bu da birbirini ezmek, çalışanlar arasındaki birliğin iyice bozulması demek. Bugün bile var olan birbirimize yabancılaşma, gruplaşma ve bölünme giderek artacak.”

Peki, ne yapmalı? “Yıllardır sendikalıyım, örgütlülüğün gücüne inanıyorum ancak işyerlerinde ciddi bir bölünmüşlük var. Bu aşmamız gereken bir durum. Sendikalar işyerlerine yönelik daha çok çalışmalar yapmalı. Kıdem tazminatının gaspı ve 657 sayılı yasanın değiştirilmesi tartışmaları sendikaların önlerine koyması gereken temel meselelerden. Bunları koruyamazsak kadınlar olarak ilk bizler işimizden olacağız. Çünkü çocuk, hasta, yaşlı bakımı, ev işleri bizim üzerimizde. İki oğlum var, onların geleceğinden de endişeliyim. Eğitim parasız, eşit, bilimsel olmalı. Ücretsiz kreşler ve etüt merkezleri olmalı...”

EMEKLİLİĞİ HAYAL BİLE ETMİYOR

Aynı okulda edebiyat öğretmeni olan Nesrin de Nilay’a katılıyor: “657 değiştiriliyor, iş güvencemizi ortadan kaldıracaklar. Böyle bir saldırı karşısında sendikalar bir şey yapmayacaksa bir daha bir şey yapmasınlar!”

30 yıllık edebiyat öğretmeni Büşra, “Ben başörtülü bir kadınım. Yıllardır haksızlıkları görüyorum, şimdi haksızlıklar, kişiye göre muamele, yanlı tutumlar daha da artmış durumda” diye giriyor söze. Performans sistemi gibi emekçilerin haklarını gasp eden yasaları gündeme getirenlere çok kızgın: “Emeklilik hakkımızı çoktan gasp ettiler. Kendileri 4 yıl vekillik yapıp emekli oluyor, biz yıllarca çalışıyoruz emekli olamıyoruz!”

2 yıllık biyoloji öğretmeni Ezgi, genç kadın öğretmenlerin daha moralsiz ve umutsuz olduğuna dikkat çekiyor. “Emekli olabileceğimi dahi düşünmüyorum, öyle bir hayalim bile yok...”

"HERKESİ ETKİLİYOR"

Elif, 20 yıllık matematik öğretmeni. Hem kendi çocuğu için hem de öğrencileri için bu ülkede bir gelecek olmadığını söylüyor. “Bir öğretmen böyle düşünüyorsa gerisini sen düşün” diyen Elif’e göre eğitimde artık “gerçekten emek veren insanların değil, tarikatların, yandaşların kurallarının geçerli olduğu bir sistem” işliyor.

21 yıllık meslek öğretmeni Hanime “mesleğin itibarsızlaşmasının” yalnızca öğretmenler için değil, öğrenciler açısından da olumsuz sonuçlarına dikkat çekiyor: “Mesleki ve teknik liselerin fiziki şartları yetersiz, öğretmenlerin yaptırımı yok, öğrencilerin seviyesi her geçen yıl düşüyor, öğrencilerimiz staj adı altında ucuz işçi olarak çalıştırılıyor...” 657’nin değiştirilmesi, performans sistemi gibi saldırıların sendikalı sendikasız, işçi memur tüm eğitim çalışanlarını ilgilendirdiğini söyleyen Hanime, birlikte mücadele etmeden bu sorunların çözülemeyeceğinin altını çiziyor.

ÜCRETLİ ÖĞRETMENE BAK, PERFORMANS SİSTEMİNİ GÖR!

Gönül KURAL
Eğitim Sen Ankara 4 No’lu Şube Kadın Sekreteri

2017 verilerine göre 81 ilde 63 bin 829 ücretli öğretmen çalıştırılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ataması yapılmayan öğretmen sayısını 438 bin, resmi öğretmen açığını ise 109 bin olarak açıkladı. Yani eğitimde ciddi anlamda öğretmen açığı olmasına rağmen yeterince atama yapılmıyor. Başka bir açıdan KPSS’ye giren her 100 öğretmenden 83’ü işsiz kalıyor ya da tekrar sınava girerek başka alanlarda çalışmak zorunda bırakılıyor.

15 Temmuz sonrasında yapılan 38 bin öğretmen atamasının tamamı ise “mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik” şeklinde gerçekleşti. Eğitim Sen “Eğitim hizmetlerinin niteliği, sürekliliği ve düzenli olmasını gerektirir. Eğitimde objektiflikten uzak değerlendirmelerle yapılan atamalardan ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamalarından derhal vazgeçilmeli, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalı” diyor.

Ancak hükümet bu talepleri dikkate almak yerine, kamu emekçilerinin iş güvencesini kaldırarak, bu arada tüm eğitim alanını ‘ücretli öğretmenlik’ koşullarına dönüştürmeye çalışıyor. Eğitim emekçilerine dayatılan koşulların nasıl sonuçları olacağını görmek istiyorsak, güvencesiz çalışan ücretli öğretmenlerin anlattıklarına kulak verelim:

ASGARİ ÜCRETİ BİLE ALAMIYORLAR

SEMA: Başka şansım olsaydı emeğin bu kadar hiçe sayıldığı, görmezden gelindiği ücretli öğretmenliği kabul etmezdim. Ben bölümün mezunu olarak bu işi yapıyorum ama bırakın bölüm mezunu olmayı, alakası olmayan kişiler de öğretmenlik yapıyor. Bence en önemli sorunumuz maaş yerine ders ücreti almak. Çünkü asgari ücret artmasına rağmen ders ücreti artmıyor ve sigortamız yarı zamanlı yatıyor. Bir de aynı yerde 1 yıl dahi çalışma garantimiz yok, her an işsiz kalma korkusu içindeyiz. Bu sorunların çözümü için kadrolu öğretmen alımı olmalıdır.

AYŞE: En büyük sorun ders saati ücreti. Asgari ücretin altında öğretmen çalıştırılması çok yanlış. Aslında sorumlular da sorunların farkında. Nitekim 100 günlük eylem planı kapsamında sorunların çözülebileceği vaadi verilmişti; ancak seçim sonrası vazgeçildi.

NEŞE: Ücretimiz az olduğu halde bir de bizden muhasebe ücreti alınıyor. Haftanın her iş günü okulda olmamıza rağmen sigortamız bir ayda en fazla 18 gün ödeniyor. Resmi tatil bize ödülden çok ceza oluyor; ücretimiz kesiliyor. 

OKULLARDAKİ HİZMETLİLER, MEMURLAR, SÖZLEŞMELİLER ANLATIYOR:

Statüler farklı, dertler ortak

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarında 2018 sonu itibariyle 31 bin 355 yardımcı hizmetlinin görev yaptığını açıkladı. Türkiye’de 53 bin 870 devlet okulu olduğu dikkate alındığında, neredeyse her iki okula bir hizmetli düşüyor!

Üstelik yardımcı hizmetlilere görevlerinin dışında bir çok iş yaptırılırken, bunun karşılığında ek ücret, yevmiye, yolluk ya da ikramiye verilmiyor, fazla mesai ücreti ödenmiyor. Ayrıca MEB’e bağlı okullarda İŞKUR aracılığıyla Toplum Yararına Çalışma Projesi kapsamında işe alınıp 6-8 aylık sürelerle geçici olarak istihdam edilen çalışanların ise hiçbir hakkı yok. Okul aile birliklerince ücret karşılığı çalıştırılanlar, günlük yevmiye ile geçici çalışanlar da her haktan mahrum durumda.

SENDİKALAR BİR ŞEY YAPMIYOR

Çankaya’da bir lisede sözleşmeli olarak çalışan Aysel, 48 yaşında. “18 yıldır çalışıyorum, toplasanız 5 yıllık sigortam yok” diyor. 19 yıl önce kocasından ayrıldığında, iki çocuğuna tek başına bakmak zorunda kalınca İŞKUR aracılığıyla geçici işler bulmuş. “Hep kadroya geçirileceğimizi, ücretlerimizin ve sosyal haklarımızın düzeleceğini sandık” diyor. Ancak 2020’ye kadar sözleşme yaptıklarını, okul tatile girdiğinde çıkış verileceğini, iki ay ücret alamayacaklarını ve SGK’larının ödenmeyeceğini anlatıyor.

Bununla da sınırlı değil sorunları; “Hafta sonları da okula gelmemize rağmen mesai ücreti ödenmiyor. Özel günlerde, resmi tatillerde fazla mesai verilmiyor. Tanımlı bir işimiz yok; temizlikten çaycılığa, aşçılıktan sekreterliğe her işi yapıyoruz. İş güvencemiz yok. Ücretlerimiz 2200 lira ama önümüzdeki aylarda vergi dilimine gireceğiz ve 1800 liraya düşecek.”

Üye olduğu sendikanın ise bütün bu sorunlara karşı elle tutulur bir şey yapmadığını söylüyor. O da kendi durumunda çalışan işçilerden oluşan ve şimdi binlerce kişinin üye olduğu bir whatsapp grubuna dahil olmuş. “Bu grup üzerinden imza kampanyası başlattık. Ekmeğim için, haklarım için ne gerekirse yapmaya hazırım ama sendikalar hiçbir şey yapmıyor. Şimdi de kıdem tazminatımıza el koymaya çalışıyorlar, zaten iş güvencemiz yok... Bir araya gelip bir şeyler yapmazsak az da olsa var olan haklarımızı da elimizden alacaklar” diyor.

"NE YAPACAKSAK BİZ YAPACAĞIZ"

Aynı okulda 4/a kadrosuyla işçi olarak çalışan Emine, 22 yıldır çalışıyor. “İşe başladığımdan bu yana ücretlerimizde, sosyal haklarımızda ciddi geriye gidiş var. Emeklilik hakkımız, emekli ikramiyelerimiz için endişeliyim. Kıdem tazminatının fona devredilmesinin işçinin alınteri ile oluşturulan bu paraların işçilerin elinden alınması olduğunu düşünüyorum” diyen Emine de sendikasına kızgın: “Yıllardır üyeyim hiçbir çalışmasını görmedim. Bir şeyler yapacaklarını da düşünmüyorum. Ne yapacaksak biz yapacağız. Okulda farklı statülerde bir sürü çalışan var, ama dertlerimiz ortak. Bence en önemlisi ortak davranabilmek.”

KADROLU İŞ, ÜCRETSİZ KREŞ

Özge, hafta içi 8.30-15.00 saatleri arasında, Eryaman’da bir okulda, engelliler sınıfında yardımcı olarak çalışıyor. Ayrıca evrak işlerine bakıyor. MEB’e bağlı bir işyerinde adeta “mevsimlik”, “sezonluk” işçi gibi çalışan Özge’nin sigorta primleri de, yazları ve sömestr tatilinde girdi çıktı yapıldığı için sürekli kesintiye uğruyor. Aldığı asgari ücret, onun da ödemesinde sürekli aksama, gecikme yaşıyor. İşyerinde herhangi bir sıkıntısı olmadığını, mutlu çalıştığını söylüyor Özge, “Fakat işimin kadrolu olmaması ve sigortamın düzenli olmaması canımı sıkıyor” diyor.

Özge, Adalet bölümünü bitirmiş dışardan. İŞKUR’a çok defa başvuruda bulunmuş. Fakat gönderdikleri yerler hep evden uzak olduğundan ve çocuk bakımı yükünden dolayı gidememiş. Şimdi çalıştığı yere bir tanıdık aracılığıyla girmiş. İş bulmanın İŞKUR aracılığıyla daha kolay olması gerektiğini düşünüyor Özge, bu yüzden kadrodan sonra ikinci talebi iş bulmadaki zorlukların kaldırılması. Özge’nin bir diğer talebi de kreş ya da ücretsiz etüt merkezi elbette. Yeni boşanan bir arkadaşının durumundan şöyle bahsediyor; “Şu an ailesiyle yaşıyor, ancak ailesi tekrar barışması için baskı yapıyor. Biz de dört kadın arkadaş ona iş bulmak için uğraşıyoruz, destek oluyoruz. Ama çocuğuna bakacak kimse yok. Bu yüzden de kreş çok önemli.”

ÖNCEKİ HABER

Binali Yıldırım’dan kadro isteyen işçiye: Lafı zurna gibi uzatmayın

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu'dan 2. yıl dönümünde “Adalet Yürüyüşü” açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa