27 Mayıs 2019 05:10

Sivil darbeden askeri darbeye 27 Mayıs

Hakan Güngör yazdı: 27 Mayıs’ın kendisi, o özgürlüklerden yararlanıldığında kendi ipini çekecek bir 'darbeler zemini'ni de kurmuş oldu.

Yassıada'daki duruşmalardan bir görünüm

Kaynak: Hayat Dergisi

Paylaş

Hakan GÜNGÖR

Kasım 1954’te bir gece yarısı…

İstanbul Tuzla’daki Uçaksavar Topçu Okulu’nda iki yüzbaşı nöbetteydi. Saatler ilerleyince acıkmış, bir şeyler atıştırıyor, bir yandan da gündemi konuşuyorlardı. Mayıs’taki seçimin üzerinden 6 ay geçmişti. DP sandıktan büyük bir zaferle çıkmış, yüzde 56 oy almıştı ama onlar DP’nin siyasetinden memnun değildi ve bir çare bulmak gerektiğini düşünüyordu. İki yüzbaşı, Dündar Seyhan ve Orhan Kabibay, dinlenmediklerinden emin olduktan sonra, “çare”yi fısıldaştılar; o çare iki yüzbaşıya göre bir darbeydi. Seyhan günlüğüne, “İlk defa Kabibay’la ihtilali konuştuk” diye yazdı. İki yüzbaşı o gece, orada, 6 yıllık bir süreci başlatmış oluyordu…

Zaman içinde anlaşıldı ki, Ankara’da başka bir grup da darbeyi konuşmaya başlamıştı. Zamanla birbirlerinden haberdar oldular ve cunta gün geçtikçe genişledi. Hücreler birbirine eklenerek büyürken kural, bir hücredeki kişinin diğer hücreden yalnızca bir kişiyi tanımasıydı. Böylece, yakalanan olursa diğer askerler deşifre olmayacaktı.

27 EKİM 1957 GECESİ…

Darbe hazırlıkları sürerken Talat Aydemir’in düşüncesi şuydu: Demokrat Parti 27 Ekim’deki seçimi kaybedecek, iktidarı teslim etmeyecek, işte tam da bu noktada darbeciler devreye girecekti. Mehmet Ali Birand’a göre, Aydemir 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı darbe günü olarak önermişti. Hem devlet erkanını tutuklamak da kolay olacaktı çünkü hepsi törenleri izleyecekti. Ancak planlar tutmadı, DP güç de olsa seçimi kazandı. Senaryo daha ilk adımda çöpe dönmüştü. Darbe ertelendi…

ARALIK 1957…

Samet Kuşçu adlı binbaşı, bir darbe hazırlığı olduğunu Milletvekili Mithat Perin’e bildirdi. Perin durumu derhal hükümete aktardı. Anlaşılan, Samet Kuşçu cuntaya başta dahil olmuş fakat daha sonra açığa çıkacağı endişesiyle hükümetle temas kurmuştu. İçişleri Bakanı Namık Gedik, Kuşçu’ya ve ihbarına şüpheyle yaklaştı. Hükümet, Kuşçu’nun ihbarını değerlendirmek yerine orduyu “rahatsız” edecek bir girişimde bulunmamayı seçti.

İhbar edilen 9 subay altı ay boyunca yargılandı ama hiçbiri ceza almadı. Süreç sonunda ceza alan tek isim Samet Kuşçu’ydu! Kuşçu, orduyu isyana teşvik suçlamasıyla iki yıl hapis cezası aldı.

18 NİSAN 1960, MECLİS…

Meclis büyük bir tartışmaya ev sahipliği yapıyordu. DP’nin kurduğu Tahkikat Komisyonu’nun olağanüstü ve Anayasaya aykırı yetkileri vardı.  O gün İsmet İnönü, kürsüye çıktı ve şunları söyledi:

“Şimdi ihtilal, iktidarı bir defa eline geçirmiş olanlar tarafından yapılıyor… Seçimle iktidara geliyor, devletin vasıtalarına el koyuyor, seçimle gitmek ihtimali ufukta görüldü mü, ben buradan gitmem telaşına düşüyor. Ne oldu, telaşınız ne?.. Eğer bir idare insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa, o memlekette ayaklanma olur… Şimdi mevzu bahis olan mesele bu… Beni dinleyin, biz böyle ihtilal içinde bulunamayız. Böyle bir ihtilal dışımızda, bizimle münasebeti olmayanlar tarafından yapılacaktır… Bu yolda devam ederseniz sizi ben de kurtaramam.”

Sonuç, bu konuşmadan dolayı İsmet İnönü’ye meclis oturumlarına katılma yasağı verilmesi oldu. DP Tahkikat Komisyonu’nda geri adım atmadı. Hukuk profesörlerinin, öğrencilerin, ezcümle muhaliflerin eylem ve itirazları dikkate alınmadı.

26 MAYIS 1960 AKŞAMI, ESKİŞEHİR…

Menderes, Eskişehir Ticaret ve Sanayi Odası’nın konuğuydu. O gün Ticaret Odası’nda bulunanlara hitap ederken bir görevli, kendisine telefon geldiğini bildirdi. Arayan Refik Koraltan’dı. Koraltan o gece İstanbul Üniversitesi hocalarının bir sessiz yürüyüş yaptığını haber verdi.

Menderes öfkeyle yerine döndü, kürsüye çıktı ve bir konuşma daha yaptı. Gerilimi her halinden anlaşılıyor, burnundan soluyordu. Hocalar için “kara cüppe giymiş kuklalar” dedi ve devam etti: “Bu memlekette milletin iradesine karşı gelmek isteyenlerin haddini mutlaka bildirmek lazımdır.” Yemeğin ardından Menderes istirahate çekildi. Bir süre sonra uyandırıldı. Darbe olmuştu. Duyduklarına inanamadı. İlk şoku atlatınca durumu Eskişehir valisiyle görüştü, sonra Kütahya’ya hareket etti. Kütahya’da karşısında kendisini tutuklamak üzere Binbaşı Muhsin Batur’u bulacaktı. Bir devir kapanıyordu…

27 MAYIS 1960, SAAT 03.35, RADYOEVİ…

Askerler harekete geçmiş, tanklar sokaklarda yürümeye başlamıştı. Sıra durumu halka duyurmaya gelmişti. Sabaha karşı Binbaşı Kenan Ersoy ordunun bildirisini okudu. Bu işaretle sıra Ankara’ya geldi.  Konuşan, Albay Alparslan Türkeş’ti. Ve yapacağı konuşmada, NATO’ya bağlılığını bildirecekti…

DARBENİN SİVİL HALİ

DP güç kazandıkça, iktidara yürüdüğü sırada vadettiği tüm özgürlükleri bir kenara itti, hatta düşmanı oldu. DP iktidarının son dört yılında 200’ün üzerinde gazeteci tutuklandı. Basın yasakları nedeniyle gazeteler resmi açıklamalar dışında haber veremez hale geldi. Kağıt sadece Menderes’e destek olan gazetelere, yani “besleme basına” verildi. Nisan 1960’ta iki öğrenci öldürüldü, sıkıyönetim kararları birbiri ardına geldi. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasaklanırken sıkıyönetim komutanlığı her türlü eylem teşebbüsünde ateş açılacağını bildirdi. Tahkikat Komisyonu ile Anayasa ihlal edildi, DP’li 15 isimden oluşan komisyon hem yargıç hem savcı hem tanık oldu. Üstelik komisyonun kararlarına karşı çıkmak hapisle cezalandırılacaktı. Bu bir sivil darbeydi. Halk askeri darbe ile sivil darbe arasında sıkıştırılmak isteniyordu.

DARBENİN ASKERİ HALİ

1960’a gelindiğinde DP’nin güç kaybettiği kesinleşmişti. Toplumsal muhalefet, Menderes’in üstünü örtemeyeceği bir duruma evrilmişti. DP göbekten bağlı olduğu ABD’den artık ekonomik yardım alamıyordu. Zaten aldığı yardımları da ABD’nin Türkiye üzerindeki çıkarlarına uygun harcamak durumundaydı, bu plansız göç, çarpık kentleşme ve işsizlik demekti. 1957 seçimlerinde DP oyları ciddi oranda düşmüş; DP yüzde 46 oy alırken CHP yüzde 41’e ulaşmıştı. İktidarını kaybedeceğini anlayan ve seçim gecesi korku dolu anlar yaşayan Menderes, “Allah bana bir daha böyle bir seçim yaşatmasın” demişti. 26 ve 27 Mayıs tarihli gazeteler Tahkikat Encümeni’nin görevine son verildiğini yazmıştı. Ancak askerler 6 yıldır planladıkları darbenin son aşamasına geçmişti. Dahası, kendilerine bir orgeneral de “bulmuşlardı”. Bulmuşlardı diyorum çünkü o süreçte pasif bir görevde olan Cemal Gürsel emekliliğini bekler durumdaydı. Görüşmeler sonuç vermiş, darbenin görünen lideri olmayı kabul etmişti. Ordu için “şartlar tamamdı”.

İHTİLALLER DENİZİNİN MAYINLARI

27 Mayıs’ın ardından aralarında Celal Bayar’ın da bulunduğu 15 isim hakkında idam kararı alındı. Aralarından 3 kişinin, Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam kararı infaz edildi. 1961’de çok daha özgürlükçü bir anayasa, yeni bir DP tehlikesi yaşanmaması adına, ortaya kondu. Ancak bu, kendi celladıyla birlikte doğmuştu. Evet, özgürlükçü anayasa pek çok açıdan özgürlükler sunuyordu ancak 27 Mayıs’ın kendisi, o özgürlüklerden yararlanıldığında kendi ipini çekecek bir “darbeler zemini”ni de kurmuş oldu.

27 Mayıs’ta fiilen yer almış Talat Aydemir daha sonra iki kez daha darbeye teşebbüs etti, ikincisinde asıldı. Menderes’i tutuklayan Muhsin Batur, 12 Mart darbesini yapan isimlerden biriydi. Darbe bildirisini okuyan Türkeş, sertlik yanlısı tutumu nedeniyle sürüldü; ardından askerliği bırakıp siyasi hayatına bir hürriyet karşıtı olarak devam etti.

27 Mayıs’tan sonra gelen özgürlükçü bir anayasa vardı; ancak o özgürlükleri “gerekli” anlarda çok daha sert şekilde bastırabilecek olan “de facto” yasa, özgürlük sularına mayınlar döşeyerek burayı ihtilaller denizine çevirmeye çoktan başlamıştı…

ÖNCEKİ HABER

Tacizle suçlanan erkek, dosyasını kabul etmeyen avukatı da taciz etti

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu'dan 2. yıl dönümünde “Adalet Yürüyüşü” açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa