27 Mayıs 2019 05:00

Sudan’da genel grevler zamanı

Aylardır demokrasi mücadelesi veren Sudan halkı, iktidarı sivillere devretmeyi reddeden darbe yönetimine siyasi grevle yanıt verecek.

Sudan'da, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçlerinin hazırladığı afiş

Paylaş

Ali KARATAŞ / Yusuf ERTAŞ

Sadece Afrika ve Ortadoğu’nun değil, verdiği direngen mücadele nedeniyle dünyanın izlediği Sudan, bu haftayı genel grevlerle geçirecek.

Kısaca hatırlayalım; askeri darbe sonucu iktidara gelen ve yaklaşık 30 yıldır iktidarda kalan Ömer Beşir, nisan ayında devrilmişti. Beşir’in ekonomik ve siyasi politikalarına karşı Sudan halkı geçtiğimiz aralık ayında ayaklanmış ve neticede Beşir, ordunun devreye girmesiyle yönetimi bırakmak zorunda kalmıştı. Lakin bu sefer halk ve ordu arasında nasıl bir geçiş süreci gerçekleşeceği konusun ihtilaflar yaşanıyor ve bu ihtilaf henüz çözülmüş değil.

HALK SİVİL YÖNETİM İSTİYOR

Al Arap gazetesi, konuyla ilgili yayınladığı haber yorumda, ordu ile Sudan’daki protestolara liderlik eden “Özgürlük ve Değişim Bildirgesi” koalisyonu arasındaki görüşmelerin sürekli ertelendiğini yazdı. Gazete, halkın taleplerini, “Meclis başkanının sivil olmasını istiyorlar. Askeri konsey tarafından bu talep reddediliyor. Yine protestocular, meclis üyelerinin sekiz sivil ve üç askeri personelden oluşmasını talep ederken, askeri konsey yedi asker ve dört sivil istiyor” diyerek özetledi.

Sudan Komünist Partisi de askerlerin uzlaşmaz tavrını eleştirdi. Partinin resmi sitesinde yayınlanan açıklamada, ordunun geçiş sürecinde geçici yönetimde çoğunluk olmasının kabul edilmeyeceği belirtildi.

GENEL GREV ÇAĞRISI

Gazete; Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Koalisyonu’nun mücadeleyi yükseltme kararı aldığına dikkat çekti. Bu kararın sonucu olarak “İktidarın, koalisyonun hedefleri çerçevesinde sivil otoriteye geçmesi için salı ve çarşamba günleri için genel grev çağrısı yaptığını” duyurdu. Koalisyonun bir bileşeni olan Sudan Meslek Odaları Birliği (SPA), genel grev çağrısını yineledi.

ÇETELERİ KOVMAK, CEZAYİR’İ ÖZGÜRLEŞTİRMEK İÇİN

Coğrafyanın diğer hareketli ülkesi Cezayir’de halkın tepkileri sonucu dört dönemdir görevi sürdüren Cumhurbaşkanı Buteflika, gelecek seçimler için aday olamamıştı. Seçimlerin ertelenmesi neticesinde geçiş hükümeti kurulmak durumunda kalınmıştı. Lakin halk, seçimin bir an önce gerçekleştirilmesini istiyor. Geçen cuma günü, seçimlerin bir an önce yapılması talebiyle yine on binlerce kişi sokağa döküldü.

Cezayir’de yayınlanan el Ahbar gazetesi, “Protestolar 14. cuma da devam etti” başlığıyla verdiği haberde an be an gelişmeleri iletti. Gazete, ülkenin son derece yaygın gösterilere tanıklık ettiğini yazdı. Göstericilerin temmuz ayında seçimlerin yapılmasını isteyen ve geçiş sürecini kınayan dövizler taşıdığı aktarıldı. Protestolara katılan 80 yaşında bir kadının; “Çeteleri kovmak ve Cezayir’i özgürleştirmek için gösterilere katılıyorum” dediğini aktardı.

LİBYA’DA PETROL SAVAŞLARI

İki hükümet arasında iktidar savaşının devam ettiği Libya, bu sefer petrolü pazarlama konusunda hamlelerle gündemde. Middle East Online internet sitesi, savaşan iki tarafın da Trablus kentinin kontrolü için savaşırken rakiplerine karşı kullanabilecekleri ekonomik silahları olduğunu yazdı. Sitede yer alan haber yorumda; “Haftar, Libya Ulusal Ordusunun kalesi olan doğuda paralel bir yönetim tarafından desteklenirken, güçleri de ülkenin en önemli petrol alanlarını kontrol ediyor” denildi. Haberde petrol gelirlerinin batıya yani Trablus’taki Sarrac hükümetine gittiği ve bunun bölünmeyi arttıran bir faktör olduğuna dikkat çekil.

TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ NEREYE?

Türkiye bu hafta da Arap basınında yer alan ülkelerden bir oldu. Rai al Youm gazetesi Türkiye’nin “sıfır sorun” politikasına geri dönüş sürecinde olabileceğini yazdı. Gazete, “İdlib’de üst düzey bir askeri çatışmanın yaşandığı ve Suriye’nin şehri geri alma operasyonlarının sürdüğü bir süreçte Türkiye’nin itirazı yok gibi. Belki de Türkiye, komşularıyla özellikle Suriye ile sıfır sorun politikasına dönüş sürecinde. Türkiye özellikle S-400’ler nedeniyle ABD İlişkileri gerilmişken İran-Rusya ittifakına katılabilir” denildi.

LİBYA’DA EKONOMİK SAVAŞ BAŞLADI

Middle East Online

Savaşan iki tarafın da Trablus’un kontrolü için savaşırken rakiplerine karşı kullanabilecekleri ekonomik silahları var. Rakip Libyalı güçler başkentin kontrolü için mücadele ederken, petrol zengini ülke için ciddi ve kalıcı sonuçlar doğurabilecek ekonomik bir savaşa da oynuyorlar.

General Halifa Haftar’ın 4 Nisan’da kenti almak için başlattığı Trablus savaşından bu yana, yüzlerce insan öldürüldü ve binlerce kişi yaralandı. BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (GNA) sadık savaşçılar, Haftar’ın savaşçılarını Trablus varoşlarında tutuyor. İki tarafın da rakiplerine karşı kullanabilecekleri ekonomik silahları var.

Haftar, Libya Ulusal Ordusunun kalesi olan doğuda, paralel bir yönetim tarafından desteklenirken güçleri de ülkenin en önemli petrol alanlarını kontrol ediyor. Ancak, bu tür servetten yararlanma kabiliyeti, üretimin Trablus merkezli National Oil Corporation (NOC) tarafından yönetilmesiyle sınırlı kalıyor. Gelirler başkentteki merkez bankası aracılığıyla yönlendiriliyor.

Adının açıklanmaması koşulu ile Avrupalı bir diplomat şunları söyledi; “Doğu, tarihsel olarak batı tarafından terk edilmiş olarak kabul edildiğinden, (Haftar), tüm petrol paralarının çoğunlukla batıya gittiğini belirtti. Libya’daki siyasi bölünmeleri arttıran da buydu.”

2017 ve 2018 yılları arasında doğudaki paralel yöneticiler, Trablus’tan geçmeden petrol satmaya çalıştılar ancak uluslararası toplum ve özellikle de Washington bu çabaları engelledi.

Birleşmiş Milletler Libya Elçisi Ghassan Salame, salı günü yaptığı açıklamada NOC’nin doğu şubesinin “yine yaptırım rejimine aykırı olarak petrol ihracatı yapmaya çalıştığı” yönünde belirtilerin bulunduğunu söyledi. Salame, “Bu yasadışı girişim, ülkenin başlıca gelir kaynağı olan Ulusal Petrol Şirketi ile ulusal sosyal güvenlik ağını bölme riski taşıyor” dedi.

Lahey’deki Clingendael Enstitüsü’nde araştırmacı olan Celal Harşavi, “Haftar yanlısı gurubun muhtemelen uluslararası pazara doğrudan petrol satma girişiminde bulunmayı” sürdüreceğini belirtti.

ABD ÖRTÜLÜ OLARAK TOLERE EDEBİLİR

ABD Başkanı Donald Trump nisan ortalarında Haftar ile bir telefon görüşmesi yaptı, görüşme Washington resmi bir duruş sergilememesine rağmen komutana verdiği desteği belirtmek için yapıldığı algısına yol açtı.

Venezuela ve İran’dan yapılan ihracattaki düşüşün ardından ABD’nin küresel petrol üretimini sürdürmeye devam etmesi nedeniyle Haftar’ın ihracatı durdurması pek mümkün değil.

FELAKET SENARYOSU

Fayez Sarrac liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti, zaten Haftar’ın güçlerini zayıflatmak için merkez bankası üzerindeki kendi kontrolünü kullanıyor.

Trablus, tüm ülke için memur maaşlarını denetliyor. Haftar şehre saldırılarını başlattıktan sonra Sarrac, Ulusal Libya Ordusuna (LNA) katılanlara ödemeleri kısma sözü verdi.

Uluslararası Kriz Grubu, Trablus’un merkez bankası aleyhindeki tedbirleri sıkılaştırması halinde, ülkenin doğusundaki idarenin, çalışanlarına ve Haftar güçlerine ödeme yapmakta zorlanabileceğini söyledi.

Raporda, “tüm ülke için ciddi sosyal, ekonomik ve politik tepkiler” ile bir “felaket senaryosu”nun ortaya çıkabileceği belirtildi.

SUDAN’DA MÜCADELE GENEL GREV ÇAĞRISI İLE KADEMELİ OLARAK YÜKSELİYOR

Al Arab

Sudan’da protestolara önderlik edenler, ordunun iktidarı sivillere vermesini talep etmek için salı ve çarşamba günü genel grev çağrısı yapıyorlar.

Sudan’daki protestolara liderlik eden Özgürlük ve Değişim Güçleri koalisyonu, cuma akşamı, geçici Askeri Konseyin iktidarı sivillere devretmesi talebiyle, ülke genelinde genel grev yapılması çağrısında bulundu.

Askeri Konsey ile, Özgürlük ve Değişim Güçleri Koalisyonu tarafından temsil edilen protesto güçleri arasında geçiş sürecinin nasıl yönetileceğine yönelik müzakereler sürüyor. Müzakereler; Ömer Beşir’in görevden alınmasından bu yana sonuncusu geçen pazartesi olmak üzere üç kez ertelendi. Şimdiye kadar müzakerelerin yenilenmesi konusunda yeni bir tarih belirlenmedi.

Koalisyon, perşembe günü yaptığı açıklamada; “Geçiş döneminde” ülkeyi kimin yöneteceği konusunda olası çözümleri görüşmek üzere destekçileriyle istişarelerde bulunacağını duyurdu.

Protestocular, meclis başkanının sivil olmasını istiyorlar. Askeri konsey tarafından bu talep reddediliyor. Yine protestocular, meclis üyelerinin sekiz sivil ve üç askeri personelden oluşmasını talep ederken, askeri konsey yedi asker ve dört sivil istiyor.

Koalisyon, “Mücadeleyi kademeli olarak yükseltme takvimi” açıkladı. Gelecek salı günü, özel ve kamu şirketlerindeki meslek birliklerinde yapılacak grevle süreç başlayacak. Açıklamada sonraki günde, “Siyasi greve devam edileceği ve ulusal ve bölgesel başkentlerde oturma eylemi yapılacağı” belirtildi. Eylemler çerçevesinde semtlerde itaatsizlik çadırları kurulacak. Sivil itaatsizlik eylemleri için mahalle komiteleri kurulacak.

Yapılan açıklamaya göre perşembe günü grevin biteceği ve ulusal ve bölgesel başkentlerde oturma eylemlerine yönelik “sivil otorite süreçlerinin organize edileceği” belirtildi.

Açıklamada, Özgürlük ve Değişim Bildirgesine uygun olarak, “devrimci faaliyet planıyla” iktidarın sivil otorite tarafından alınmasına vurgu yapıldı.

TÜRKİYE’Yİ KİM KUŞATIYOR?

Muhammed NUREDDİN
al Halic

Türkiye medyasında bir süredir içeride ve daha önemlisi dışarda AKP politikalarını karşı olanlara yönelik tonu yükselen bir söylem yayılıyor.

İçeriye yönelik söylem, muhalefet sınıflandırılarak tüm muhalefetin terörizmle ve özellikle PKK ile iş birliği içinde olduğu şeklinde tezahür etti. Bu söylem, amacına ulaşamadı. Bunun kanıtı, İktidar partisinin başta Ankara ve İstanbul olmak üzere çoğu büyük şehirde belediye seçimlerini kaybetmesi. Ancak dışa karşı yapılan kampanya büyük ölçüde genişledi ve bir ya da iki devlet hariç herkes dahil edildi.

Türk söylemi esasen iki aşamadan geçti: Birinci aşama “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreç. AKP’nin “Yeni Osmanlı” projesinin uygulanmasına başlanması. AKP, Arap rejimlerinin tek tek, doğrudan ve dolaylı kontrolü için fırsatın geldiğini hissetti.

Bu proje en yakın yerde, Suriye’de başladı. Suriye’deki rejimi ve devleti devirmek için bütün güce başvuruldu. Dokuz yıl sonra Türk rejimi hedefine ulaşmayı başaramadı. Sonrasında halen faal olan askeri üsler sayesinde Irak’ta bir etki tabanına sahip olmaya yöneldi. Bu üslerin en bariz olanı Başika üssüydü. Irak’ın yatay ve dikey bölünmesi, Türk askeri üslerinin devam etmesi için bir fırsat sunuyor.

Türkiye’nin sorunlu söyleminin ikinci aşaması, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi rejiminin devrilmesi sürecinde gerçekleşti. Erdoğan, Abdulfettah Sisi’ye ve darbe döneminde gerçekleşen olaylara karşı şiddetli bir kampanya başlattı. Ancak bu söylem, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Sisi’nin yanında yer alan ülkeleri ve güçleri kapsayacak şekilde genişledi.

Türk medyası bu iki ülkeye karşı yüksek profilli bir kampanya başlattı. Yazılar, “I. Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu’na Arapların ihaneti” ifadeleriyle durmadı. Türk medyasına göre, Türkiye ile bazı Arap ülkeleri arasındaki mevcut anlaşmazlıkta dikkat çeken şey neydi? Birinci Dünya Savaşı senaryosunun tekrarlanmasıydı. Bazı Arap devletleri, 100 yıl önce olduğu gibi Türkiye’yi kuşatmak ve parçalamak istiyordu.

“Sıfır sorun” politikası başladığında bütün Araplar bu politikayı memnuniyetle karşıladılar. Türkiye, kısmen de olsa İsrail ile yakın ilişkiler tünelinden çıkmak zorunda kaldı. Arap ulusal güvenliği için bir tehditten, dost canlısı ve iş birliğine açık bir devlete dönüşüyordu. Ayrıca, Türkiye’nin Arap Birliği’ne gözlemci olması memnuniyetle karşılandı. Lakin, bölgenin okyanustan Körfez’e kadar tahakkümünü amaçlayan projenin üstündeki sis perdesi kalktı. Amaç, karşılıklı saygı çerçevesinde iş birliğine dayalı ilişkiler kurmak değildi. Türkiye’nin bir iki istisna dışında Araplarla arasının kötüleşmesinin arkasındaki sebep buydu.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer’den tarım projelerine destek için ilk adım

SONRAKİ HABER

Evrensel 25 yaşında: Gerçeklerden vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa