13 Ocak 2019 01:50
Son Düzenlenme Tarihi: 13 Ocak 2019 03:09

İnsani ilişkilerimiz, ahlakımız ve ırkçılık...

İnsani ilişkilerin geldiği boyutlara ilişkin gözlemlerimden çıkardığım sorulardan söz edeceğim...

İnsani ilişkilerimiz, ahlakımız ve ırkçılık...

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Adnan GERGER

Bir ülkede insanları tanımanın en iyi yolu; belli bir inanca sahip insanların kendi ilkel ölçütlerini dayatmalarıyla değil her bir insanın toplumsal bağlara karşı sorumluluğuyla yani çok değişik düşüncelere, duygulara, davranışa, inanışa, siyasete ve birbirilerine gösterdiği saygıyla belirlenmiyor du?

Son yıllarda -ki son aylarda iyice bu söylemler arttı- ahlak üzerine ahkâm kesenlerin çoğunun bangır bangır cinsellik temelinde konuştuklarını duyuyoruz, okuyoruz. Allandıra ballandıra, anlatımlarıyla sadece cinselliği öne çıkartarak ahlakı savunanların, hayatın her alanında olduğu gibi bazı ahlaksal normları bilerek çarpıttıklarını, bilinçli bir şekilde ayrımcılık yaptıklarını var sayıyorum. Yoksa cinsellik üzerinden ahlakın açıklanmayacağını kendileri de biliyorlar. Ancak böyle yaparak tüm amaçlarının; istedikleri ülke yönetiminin bir an önce tamamen tesis edilmesini sağlamak ya da buna hizmetse yanıldıklarını söyleyebiliriz. Bu tür açıklamalarının bu kadar çok yoğunlaşmasının nedenlerine bulmak için kaç gündür kafamdaki sorulara yanıt aradım. Çünkü bu açıklamaları çok önemsiyorum. Çünkü bu açıklamaların sadece yaşadığım ülkede insanların karakterlerinin bir göstergesi olarak algılamama neden olmuyor, gelecekten kaygı duymamı da sağlıyor.

Ahlak üzerinde ukalalık yapmayacağım. Bu konuda ne bir otoriter olmaya ne de herkesin her konuda yaptığı gibi bir otoritermişim gibi davranmaya niyetim var. Metodolojik olarak ahlak üzerinde felsefe metinlerinden ya da filozoflardan alıntılar yaparak ahlakı tartışmak da istemiyorum. Ben sadece günlük insan yaşamında her gün insanların birbirileriyle ilişkilerini düzenleyen davranış biçim kurallarının yani insani ilişkilerin geldiği boyutlara ilişkin gözlemlerimden çıkardığım sorulardan söz edeceğim. Bu örnekler öyle örnekler ki basit, sıradan her gün karşılaşıp da kanıksadığımız, sorgulamadığımız insani ilişkileri kapsıyor… Bunun ahlakla mı ahlaksızlıkla mı ilgili olup olmadığını, ahlakın sadece cinsellikle ölçülüp ölçülemeyeceğini, cinsellik denilerek ahlakı sorgulayanların karakterlerinin ne olduğuna siz karar verin artık…

Örneğin;

Sokakta yürümek… Yere tükürerek, caddeden karşıdan karşıya geçerken insanın üzerine üzerine yürümek, kaldırımda insanlara çarpmak…

Toplu taşım araçlarına binerken o uyanık ve kaba hareketlerimiz, toplu taşım araçlarında iki bacağını yana açarak oturmak,  yaşlı, hasta, çocuklu kadınlara ve küçük çocuklara yer vermemek…

Trafikte yayalara yol vermemek, trafik işaretlerine uymamak, bir ambulansın peşine takılmak, araçla kabadayılık taslamak…

Pazarda, manavda halkı kazıklamak, hileli, sahte ve çürük mal satmak…

Kamuda bir başka insanın hakkını yiyerek torpil bularak öncelik elde etmek…

Yolsuzluk, hırsızlık yapmak…

İnsanlara emeğinin karşılığını vermemek…

İnsanların günlük yaşam biçimine müdahale etmek, giydiklerini, içtiklerini, konuştuklarını sorgulamak ve engellemek… İnsanın en temel hak ve özgürlüklerini hiçe saymak…

Adalet sağlayamamak…

İftira atmak, insanları sebepsiz yere karalamak, hedef göstermek…

Kendinden zayıf insanları ezmek, çocuklara ve kadınlara ve sokak hayvanlara şiddet uygulamak, öldürmek, taciz etmek…

Kadınları ve kız çocuklarını yok saymak…

Yoksul ve düşkün insanlara, hayvanlara bu kış kıyamette herhangi bir çıkar beklemeden insanlık adına yardım yapmamak…

İnsanların geleceklerini ilgilendiren konularda yalan söylemek, yalan haber yapmak, vermek, onları yanlış yönlendirmek… Doğru bildiklerini görmezden bilmek, susmak, boyun eğmek…

Bu örnekleri çoğaltmamız mümkün.  Şimdi bu kriterlere bakıp bir ülkede yaşayan insanlara bakıp o insanların karakterlerini söyleyebilir miyiz? Elbette… Bir ülkede insanları tanımanın en iyi yolu; belli bir inanca sahip insanların kendi ilkel ölçütlerini dayatmalarıyla değil her bir insanın toplumsal bağlara karşı sorumluluğuyla yani çok değişik düşüncelere, duygulara, davranışa, inanışa, siyasete ve birbirilerine gösterdiği saygıyla belirlenmiyor muydu?

Örneğin;

Yine son günlerde genel kabul gördüğü izlenimi verilen göçmenlere karşı yürütülen negatif ayrımcılık, kin ve düşmanlık…

Bu hangi ahlaki olarak, bir karakter tahlili olarak değerlendirilir bilmiyorum ama bir toplumun psiko-sosyolojik açısından geldiği noktanın göstergesi olarak çok anlamlı olduğunu biliyorum. Ha keza bu durum karşısında yetkililerin de yeterli önleyici açıklamalar yapmamasını daha tehlikeli ve endişe verici buluyorum. Bugün göçmenlere yönelik bu şiddetli nefretin yarın başka boyuta taşınmasından da açıkça korkuyorum. Nitekim Prof. Dr. Melek Göregenli de Bianet’te yayınlanan röportajında özellikle Suriyeli göçmenlere karşı yürütülen şiddetin nedenini ve kimlerin sorumlu tutulması gerektiğini şöyle açıklıyordu:

“Bir toplumsal bağlamda herkes için koşullar ağırlaştıkça, eşitsizlik adaletsizlik yoksulluk artıkça, günah keçilerine ihtiyaç oluşur, gerçek sebeplerden toplumu uzaklaştıran ve hatta öfkesini yönelterek bir tür adaletin gerçekleştiği duygusu yaşayacağı ‘bizden olmayan tehlikeli yabancılar’a yönelecek güçlü bir nefret, esas vatandaşı bir arada tutmak için kullanışlıdır. Irkçılığın, ayrımcılığın bu kadar yaygınlaşabilmesi kuşkusuz, doğru bilgilerin paylaşılmasında üzerine düşeni yeterince yapmayan, kendisi de bu dili ve yaklaşımı toplumu oluşturan farklı kesimlere karşı neredeyse mutad bir siyaset dili haline getirmiş olan iktidarın da sorumluluğu.”

İşte tam da bu nokta asıl düşünmemiz gereken nokta …

Gerçekte ahlak konusunu işlerken özellikle kadın ve kız çocuklarına yönelik cinsel ayrımcılık yaparak bir nefreti körükleme düşüncesine sahip insanlarla göçmenlere yönelik bu nefret kusan insanların karakterlerinin tahlili yapıldığında karşımıza çıkan tablodan kimin hoşnut olduğunu da bulmamız gerek.  Yoksa ister ahlaki ister göçmenlere karşı ayrımcı düşüncelerin giderek ideolojiyle dönüştüğü gerçeğinin yarın başka bir boyuta taşınması hiç de şaşırtıcı olmaz.

Tekrarlıyorum. Kusur bu sosyo-psikolojik yapıda değil, bu düşüncenin değer ölçütünün kimler tarafından ve nasıl değerlendirildiğidir. Çünkü biliyoruz ki, bu tür zorba düşünceler uzgörülü toplumsal yaşam biçimini nihayetinde ortadan kaldırmayı amaçlar. Çünkü biliyoruz ki, toplumsal bu tür karakteristik davranış biçimleri, giderek daha şiddete dönüşmeye hayranlık duymuşlardır. İşte bu yazı da bu şiddet yanlısı hayranlığın; insanlığın büyük bedeller ödeyerek edindiği evrensel ve bireysel temel insan hak ve özgürlüklerini yitirmesine yol açması bir yana mutlak hale gelecek olan çatışma ortamlarının kimlere fayda sağladığını hatırlatmak için yazıldı.

ÖNCEKİ HABER

Emekliler maaşlarına yansıtılan enflasyon farkını protesto etti

SONRAKİ HABER

Denizli'de midibüs kaza yaptı: 12 öğrenci yaralandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa