12 Ocak 2019 04:35

Batı, Balkanların ensesinde

Avrupa'nın gündeminde bu hafta; Merkel'in Yunanistan ziyareti, May'in Brexit'le ilgili oylamaları kaybetmesi ve Sarı Yelekliler'in eylemleri vardı.

Batı, Balkanların ensesinde

Fotoğraf: Ayhan Mehmet/AA

Paylaş

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in perşembe başlayan Yunanistan ziyareti, Makedonya’nın ‘Kuzey Makedonya’ adını alması hedefiyle Batı’nın yaptığı müdahalelerin devamından başka bir şey değil. Makedonya’yı Rusya’nın etkisinden kurtarmak isteyen ancak Yunanistan’la ise arayı bozmak istemeyen Batılı devletler, NATO ve AB üyeliğinin isim değişikliğine bağlı olduğu koşulunu dayatıyorlar.

MAY, BREXIT’IN KONTROLÜNÜ KAYBETTİ

İngiltere’de bu hafta Başbakan Theresa May, Brexit’le ilgili iki oylamayı kaybetti ve kendisinin sunduğu Brexit Antlaşmasıyla ilgili oylama ise 15 Ocak salı günü yapılacak. May’in oylamayı yine kaybetmesi kesin görülüyor ve geçen seferki gibi erteleme şansı ve zamanı da yok. Independent gazetesi, May’in Brexit’in kontrolünü artık tamamen kaybettiğini ve May’in aksine parlamentonun sürece yön vermesi gerektiğini söylüyor.

FRANSA’DA HAKLAR KIRPILIYOR

Fransa’da ‘Sarı Yelekliler’in hareketi devam ediyor. Hükümet ve basın iki haftadır eylemlerin bittiği propagandası ile ülkede bir ortam oluşturmaya çalışıyordu. Ancak protestolar yine kitlesel oldu. Bugünkü yürüyüşe ise 80 bin polis ve jandarma seferber edilecek. Macron hükümeti ise sağcı Cumhuriyetçiler Partisinin geçtiğimiz ekimde Senatoda kabul edilen gösteri özgürlüğünü kısıtlayan yasa tasarısını destekleme kararı verdi. Yasa kabul edilirse, anayasal bir hak olan gösteri hakkı büyük oranda engellenmiş olacak.


NATO’NUN 30'UNCU ÜYESİ

MERKEL’İN YUNANİSTAN ZİYARETİ NE ANLAMA GELİYOR?

German Foreign Policy

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in önceki gün başlayan Atina ziyareti, NATO ve Avrupa Birliği tarafından iki Güney Avrupa ülkesinin iç politikasına tuhaf müdahalesinin devamı olarak gündeme geldi. 

Konu, Yunanistan ile Makedonya arasındaki isim tartışması. Yunanistan’ın müdahalesiyle Makedonya, Makedonya isminden vazgeçmek, en azından Kuzey Makedonya ismini almak zorunda bırakılıyor. Bunun gerçekleşeceği kesin; çünkü NATO da Avrupa Birliği de Makedonya’nın üye olabilmesini Kuzey Makedonya yapılması koşuluna bağlıyorlar. Merkel, Atina ziyaretinde isim değiştirmenin en kısa süre içinde yapılmasını sağlayacak baskı içerikli görüşmeler yapacak. Batı’nın müdahalesi, Rusya’nın Makedonya’nın içişlerine sürekli müdahale ettiği iddiasına dayandırılıyor.

AB’NİN MAKEDONYA ÇIKARMASI

30 Eylül’de yapılan referandum öncesi Batılı devletler Makedonya’nın başkenti Üsküp’te akla hayale gelmeyecek müdahaleler dizisi gerçekleştirdiler. Resmen halktan Makedonya’dan vazgeçip Kuzey Makedonya’yı kabul etmesi istendi. 8 Eylül’de Üsküp’ü ziyaret eden Angela Merkel, halkın bu tarihi şansı değerlendirip ülkenin ismini değiştireceğine inandığını söyledi. Daha önce de ABD Başkanı Trump, Makedonyalı mevkidaşına gönderdiği bir mesajla isim değişikliğini övdü ve bunun gerçekleşmesi halinde ABD’nin Makedonya’nın NATO üyeliği için elinden geleni yapacağını belirtti.  

Merkel’in ziyaretinden iki gün önce NATO genel sekreteri, Kuzey Makedonya’nın NATO üyeliğini dört gözle beklediğini söyledi. Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz da isim değişikliğinim AB üyeliği için tarihi bir adım olduğu belirlemesini yaptı. 13 Eylül’de de AB Dış İlişkiler Sorumlusu Federica Mogherini’nin Üsküp ziyareti sırasında isim değişikliği ve AB üyeliği arasındaki bağlantı bir kez daha vurgulandı.

RUSYA YANITSIZ BIRAMADI

17 Eylül’de ABD Savunma Bakanı James Mattis Üsküp’e geldi. Referandumun tarihi önemine dikkat çekerek, Rusya’nın Makedonya üzerindeki emellerini gerçekleştirmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Buna Rusya’nın cevabı ise, Batı’nın Rusya’ya ne olursa olsun karşı çıkma hastalığına kapıldığı, şu an Rusya, Makedonya’nın isim değiştirmesinden yana tavır alsa Batı’nın ismin korunması için çaba harcayacağı şeklinde oldu. Makedonya’daki Batı yanlısı çevrelere Rusya’nın etkisini kırmak için her türlü maddi yardım yapıldı. Örneğin ABD senatosu, 2017 ocak ayında Rusya’nın yanlış bilgilendirme kampanyasını kırmak için 8 milyon dolar yardımda bulundu. 2 milyon dolar da hukuk devletinin korunması bahanesiyle Makedonya’ya aktarıldı. 

HALK İSTENEN YANITI VERMEDİ

Batılı politikacıların bu yoğun müdahalesine rağmen referandumun istenildiği gibi sonuçlanmaması NATO ve AB’nin iflası olarak değerlendirilebilir. 30 Eylül’de yapılan oylamaya katılanların yüzde 94.2’si isim değişikliğinden yana oy kullandıysa da genel katılım oranı yüzde 36.9’da kaldı. Sonucun geçerli olabilmesi bu oranın en az yüzde 50 olmasına bağlıydı. Çoğunluk ya muhalefetin referandumu boykot kampanyasına katıldı ya da NATO ve AB’ye girmek onlar için hiçbir anlam ifade etmediğinden evde kaldılar. Berlin, Brüksel ve Washington’un çıkarması gereken sonuç; halkın sadece üçte birinin desteğini almış olduklarıydı.

ALİ CENGİZ OYUNLARI

Buna rağmen Batı havlu atmadı. Referandumun başarısızlığına, halkın üçte ikisinin isim değişikliğini reddetmesine rağmen Başbakan Zoran Zaev, değişikliğin parlamentodan onay almasını sağladı. Parlamentoda da milletvekillerinin üçte ikisinin kararı onaylaması gerekiyordu. Zaev, bunu sağlamak için önce muhalefet partilerine mensup dokuz milletvekilini, parlamentoda 2017 nisan ayında çıkan kavgada aktif rol oynadıkları gerekçesiyle tutuklattı. Sonra da bir ‘uzlaşma komisyonu’ kurdurarak milletvekillerinin affedilmesi yolunda adım atılmasını sağladı. Resmen öyle olmasa da 9 milletvekili meclisteki oylamada Zaev’in istediği yönde oy kullanarak özgürlüklerine kavuşmuş oldular.

15 OCAKTA YENİ OYLAMA

Ancak 19 Ekim’deki oylama da isim değişikliği için yeterli değil, 15 Ocak’ta yeni bir oylama yapılması gerekiyor. Burada da üçte iki çoğunluk sağlamak için muhalefet partilerinden 9 milletvekilinin oyunu almak zorunlu. Zaev, yeni bir manevrayla muhalefet oylarını ‘satın’ alır da isim değişikliğini hayata geçirirse, NATO ve AB’nin yolu açılmış olacak.

İsim değişikliği konusunda Makedonya Parlamentosunun onayı yanında Yunanistan Parlamentosunun da onayı gerekiyor. Zaten Merkel’in perşembe günü başlayan Atina ziyaretinin ana nedeni de bu.

ATİNA KARIŞTI

Yunanistan hükümeti, parlamentoda gerekli oya sahip olsa da hükümet ortağı aşırı sağ ANEL partisinin isim değişikliğine onay verip vermeyeceği belirsiz. ANEL’in oylamadan sonra hükümetten ayrılacağı ve bu sayede yeni seçimlerin yolunun açılacağına ise kesin gözüyle bakılıyor. Yeni seçimlerde CDU/CSU partileriyle aynı aileden olan Yeni Demokrasi (ND) partisinin birinci parti olacağı tahmin ediliyor. Yeni Demokrasi, isim değişikliğini reddeden bir parti.  Bu nedenle Angela Merkel’in bir hedefi de   ND Başkanı Mitsotakis’i değişikliğe onay vermeye ikna etmek.  Batılı devletlerin bu denli müdahalesi, bir yandan tehdit, diğer yandan rüşvet olarak algılanacak NATO ve AB üyeliği sayesinde isim değişikliği hayata geçerse Kuzey Makedonya, 2020 yılında NATO’nun 30. üyesi olacak.

(Çeviren: Semra Çelik)


İNGİLTERE PARLAMENTOSU BREXIT’IN KOTROLÜNÜ ELE ALSA BİLE SEÇİM YAPMAK ZORUNDA

Fotoğraf: Tayfun Salcı/AA

John RENTOUL
Independent

Başbakan May, Avam Kamarasında bir oylama daha kaybetti. En son genel seçimde parlamentoda çoğunluğunu kaybettikten uzun bir süre sonra başbakan ve parti denetçileri kendileri için önemli olmayan oylamalara katılmayarak ve önemli olanları da erteleyerek yenilgiden kaçınmışlardı.

Şu an Başbakan Theresa May’in zamanı kısıtlı ve Brexit’in önemli oylamalarını erteleyebilecek durumda değil. Böylelikle İşçi Partili Yvette Cooper’ın parlamentonun “anlaşma olmadan” AB’den ayrılmasını reddeden tasarısı karşısında oylamayı kaybetti. Ayrıca Muhafazakar Partili muhalif Dominic Grieve’in Brexit oylaması için yeni bir takvim sunan tasarısının oylanmasında da kaybetti.

Bu yenilgi (önümüzdeki) salı günü Başbakanın kaybedeceği düşünülen Brexit Antlaşması oylaması için de zemin hazırlıyor. Grieve tasarısı, Başbakanın oylamayı kaybetmesi durumunda üç gün içerisinde yeni bir önerge sunmasını gerektiriyor.

Bu durum Başbakana üç hafta tanıyan bir önceki takvime göre süreci hızlandıracak. Ancak May’in, sunduğu teklifi milletvekilleri reddederse nasıl tepki vereceğini düşünmesi için yeterince zamanı vardı. Sorulması gereken soru: Başbakan oylamayı yine erteleyecek mi? Bu da gayet olası bir ihtimal. Öte yandan Başbakan tekrar kaçmak istemiyor. Sanıyorum ki Brexit oylamasını kaybetmenin bile en nihayetinde kazanmak yolunda önemli bir aşama olduğunu hesaplıyor olabilir. Ayrıca artık Muhafazakar milletvekillerinin kendisine karşı yeni bir liderlik mücadelesi gütmeyeceklerini de biliyor; bu seçenek, geçen ayki teşebbüsten sonra 12 daha ay söz konusu olamayacak.

Dahası, Başbakan oylamayı o kadar da kötü bir rakamla kaybetmeyebilir. Tasarı eğer salı günü geçerse, bu hükümet için bir yenilgi anlamına gelebilir fakat bunun 100-150’den daha ufak bir oranla gerçekleşeceği söyleniyor. Durum böyle olsa bile başbakanın Avam Kamarasını karar almaya zorlayacak bir yol bulması gerekecek ve bu karar da Brexit Bakanı Stephen Barclay’in dediği gibi neye karşı oldukları değil, neyi istedikleri üzerine olmalı. 

Şimdiye kadar Başbakanın taktiği Avam Kamarasının zamanı cömertçe kullanmasına yaradı. Belki de bu bir taktik değil, asgari bir direniş biçimiydi. May, milletvekillerinin 29 Mart yaklaştıkça anlaşmasız Brexit’ten kaçınmanın tek yolu olarak Başbakanın arkasını kollamaya başlayacaklarını hesaplıyor da olabilir.

Üç önermeli temel durum değişmedi: Birleşik Krallık anlaşmayla ya da buna benzer bir şeyle ayrılabilir, anlaşmasız ayrılabilir, ya da Brexit’i erteleyip referanduma gidebilir.

Eğer Avam Kamarası Brexit surecine yön verecekse bu üç seçenek arasında seçim yapmak zorunda kalacak. May’in yaklaşan salı günü yenilgisine nasıl karşılık vereceği ise bu gerçeği pek değiştirmiyor.

(Çeviren: Güneş İspir)


SON AMAÇ EZMEK

Fotoğraf: Mustafa Yalçın/AA

Michel SOUDAIS
Politis

Geçen hafta sonu ‘Sarı Yelekliler’ hareketinin tekrar canlanmasını ve zaman zaman polis güçleri ile göstericiler arasında çatışma çıkmasını hükümet beklemiyordu. Yeni yılın ilk Bakanlar Kurulunda, Hükümet Sözcüsü Benjamin Griveaux hareketin “8. gösterisinde” krizin patlak verdiğine ve zayıflamanın devam edeceğine inanıyordu. Başbakan Edouard Philippe’in belirttiği gibi, 21 Aralık’ta mecliste onaylanan önlemler ile ‘Sarı Yelekliler’in alım gücü konusunda taleplerine cevap verdiğini düşünüyordu. Diğer yandan hareketin ikinci talebi olan “Unutulmuş, kenara itilmiş kadın ve erkek Fransızların dikkate alınması” isteğini, konuyla ilgili ulusal tartışma tertipleme kararıyla yanıtladığına inanıyordu. Fakat Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ulusa sesleniş konuşmasında ilan ettiği tavizlerden daha ileri gidilmeyeceğini ima etmişti. O günden bu yana hükümet, Benjamin Griveaux’nun sözleriyle, mücadeleye devam edenleri “İsyan isteyenlerin ve hatta hükümeti devirmek isteyen ajitatörlerin hareketi” olarak değerlendirdi. Cumhurbaşkanı yılbaşı konuşmasında “kindar kitleler”den bile bahsetti, bunlara karşı “Cumhuriyet düzeni tavizsiz olacak” sözü de verdi.

Başbakan, hükümetin alacağı baskıcı önlemleri sıralamadan önce “kıran ve yakanlar asla kazanamayacaklar” dedi.

DAHA FAZLA POLİS DAHA FAZLA BASKI

Derhal uygulanacak ilk önlem: Cumartesi (bugün) gerçekleşecek ‘Sarı Yelekliler’ eylemini denetlemek için “önemli” güvenlik önlemleri alınacak. Başbakan Philippe tüm Fransa’da 80 bin polis ve jandarmanın görev yapacağını ilan etti. Ek olarak bir kez daha Paris sokaklarına Jandarmanın zırhlı araçları da çıkacak. Bu ancak iki şekilde açıklanabilir: Ya hükümet hareketin yükselmesini bekliyor, ya da seferber edilen güvenlik güçleriyle toplananları derhal dağıtma ve kitlesel tutuklamalarla hareketi bitirmeyi planlıyor.

Başbakan Philippe’in ilan ettiği ikinci önlem: “Hükümet yeni bir yasanın onaylanmasına sıcak bakıyor”. Böylelikle “Gösteri yapılacağını önceden beyan etme zorunluluğuna uymayanlar, izinsiz gösteriye katılanlar” ve bir gösteriye “Yüzü kapalı gelenler” cezalandırılacak.

Bu yeni yasayla vali, önceden şiddet olaylarından ceza almış kişilere gösteri yasağı getirme olanağını elde ediyor.

Hakimler Sendikası Başkanı Katia Dubreuil’e göre “Gösteri özgürlüğü anayasanın kabul ettiği temel bir özgürlüktür. Bu içerikli tasarılar siyasi olarak gösterileri kırma yöntemidir. Gösterilerde gaz sıkıldığında yüzünü kapattığından dolayı göz altına alınabileceğini bile bile gösterilere katılmayı kim ister ki?”.

‘DİKTATÖRLÜĞE DOĞRU BİR ADIM’

İnsan Hakları Lig’i Temsilcisi Avukat Arié Alimi, böylesi yasal önlemlerin “İktidara siyasi muhalefetin sokak gösterilerini yasaklama” olanağını verdiğini öfkeyle belirtiyor. Ona göre bu “Siyasi ve hukuksal olarak bir sapma, diktatörlüğe doğru bir adım daha ilerlemek”tir: “Böylesi bir metni Anayasa Mahkemesinin onaylayacağından büyük şüphem var”. Paris 8 Üniversitesinde Doçent Doktor Vanessa Codaccioni, Başbakan Philippe’in gösteri hakkına karşı aldığı önlemleri “Gösteri hakkını savunma” adı altında yaptığına dikkat çekiyor: “OHAL de özgürlükleri savunma adı altında meşrulaştırılıyordu”.

17 Kasım’dan bu yana, yani ‘Sarı Yelekliler’in ilk eylemlerinden bu yana, Fransa’da 5 bin 339 kişi göz altına alındı. 815 kişi hızlı yargılanma usulüyle yargılandı ve 152 kişinin yargılanana kadar hapiste tutulmasına karar verildi. Bu veriler polis baskısının ne kadar sert olduğunu gösteriyor. Yaralananlar (yaklaşık 2 bin kişi) içinde önemli bir kesimin gözü kör olmuş ya da sakat kalmış, hiçbir sosyal harekette bu oranda yaralanma asla görülmemişti. Bu baskı yolunda devam etmek riskli bir durumdur, fakat hükümetin içine düştüğü çıkmazı gösterme açısından da iyi bir veridir.

MACRON’UN KAPASİTESİ SINIRLANDI

Kamuoyunun desteği ile hükümetin ekonomi politikalarına kitlesel olarak karşı gelerek ‘Sarı Yelekliler’ ilk defa Emmanuel Macron’un reformist rüzgarının önünü kesebildiler. Cumhurbaşkanının “Her şeyi değiştirme” siyasi kapasitesi artık eskisi gibi değil. Emeklilik hakkı üzerine aralık başında planlanan toplantı ülkenin sosyal koşullarından dolayı bir kez daha ay sonuna ertelendi. Kamuoyu desteği düştü ve artık peşine ancak korkak ve azınlıkta olan zengin sosyal sınıfları toplayabiliyor.

İşte bundan dolayı, Cumhuriyetçilerin eski yasa tasarısını alarak sağ seçmenlere göz kırpıyor. Sanki elinde sadece bu koz kalmış gibi…

(Çeviren: Deniz Uztopal)

ÖNCEKİ HABER

SODEV İnsan Hakları Ödülü 3. Havalimanı İşçilerine verildi

SONRAKİ HABER

SMA hastası oğlunu kaybeden baba: Artık gelecek ilacın kıymeti yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa