30 Aralık 2018 04:34

2018 krizin başlangıcı, 2019 yıkımın...

Bahadır Özgür yazdı: Türkiye, Arjantin ile birlikte 2008 krizini aşmaya dönük hamlelerin ilk somut kurbanlarıdır.

kriz görseli

Paylaş

Bahadır ÖZGÜR

2018, Türkiye ekonomisinde bir krizin başlangıç yılı olarak anılacak, buna şüphe yok. 2019’da ise krizin sadece iktisadi değil, aynı zamanda sarsıcı toplumsal ve siyasal sonuçlarına tanık olacağımızı söylemek de kehanet sayılmaz.

Elbette Türkiye ilk defa kriz yaşamıyor. Ama 2018 krizini öncekilerden ayırt eden bir yönünün bulunduğunu belirtmek gerekir. Türkiye’den Brezilya’ya, Hindistan’dan Macaristan’a domino gibi yayılan otoriter iktidarların yükselişi ile krizin küresel karakterini bir arada değerlendirmek gerekir.

***

Karl Marx, Kapital’de kapitalistlerin arzusundan bağımsız bir yasayı ortaya koyar: ‘Birikim için birikimin, üretim için üretimin’ zorunluluğu yasasıdır bu. Ne var ki, bunun son derece dengesiz olduğunu vurgular. Çünkü mevcut sermayenin yanında bu yasa ister istemez bir sermaye artığı da üretir. Marx buna, ‘sermayenin aşırı birikimi’ der.

Kriz bu artığın kârlı şekilde massedilmediği zamanlarda ortaya çıkar. Kilit kavram kârlılıktır. Sadece bir yerlere sermaye aktarmakla sorun çözülmez.

Artık sermaye farklı biçimler alabilir. Mesela; üretim fazlalığı veya bununla bağlantılı eksik tüketim olabilir. Ya da kredi fazlasıdır. Veya üretken sermaye artığı olarak görülür. Fabrikalar işlemez. Gayrimenkule, menkul kıymetlere yatırılan bir sermaye fazlası olarak da ortaya çıkabilir. Yani sermaye artığının aldığı biçim esas belirleyici değildir, fakat bu biçimlerin her biri krize spesifik özelliğini kazandırır. Krizleri adlandırırken kullanılan farklılık buradan gelir.

Artık sermaye biçimleri arasında geçişler de olur. Örneğin; kredi biçimindeki sermaye artığı, eksik tüketimden kaynaklı sorunların çözümü veya atıl üretken sermayenin, yani fabrikaların canlandırılması için borç sermaye halinde kullanılır. Devletin harcamalarının finanse edilmesine kaydırılabilir. Bu hareketin tamamı eşzamanlı veya farklı zamanlarda olabilir.

Artık sermayenin massedilmesi süreci, küresel bir bağlamda ayrı ayrı coğrafyalarda belli sonuçlar doğuruyor. Bir yerde sanayisizleştirme, bir başka yerde mali kriz olarak, bir diğer yerde borç sorunu veya emlak piyasasındaki çöküş olarak yerel krizlerin nedeni haline geliyor. (*)

***

Neoliberalizmin özet bir tanımı verilecekse eğer; buna, küresel sermaye artığının son 30-40 yılda, askeri güç ve siyasi zor mekanizmalarını da kullanarak başarıyla massedilmesi demek doğru olur. Neoliberalizmin bir özelliğini daha eklemek lazım. Massedemediği sermaye artığının bir bakıma yok edilmesi anlamına gelen krizlerle birlikte varolmasıdır. Ancak bu bir çözüm olmaktan ziyade, yeni bir krizin nedenini teşkil eder. Böylece her seferinde daha ağır bir krizin temeli atılır. Nitekim 1970 öncesinde nadir bir olgu olan krizler, neoliberalizmin adeta karakteri haline geldi. 1982 ve 1995’te Meksika, 1998 Endonezya, Rusya, Güney Kore, 2001 Arjantin, Türkiye...

Bu uzun soyutlamanın sebebi, 2018 Türkiye krizinin aslında 2008 küresel krizinin bir sonucu ve devamı olduğunu, genel olarak da neoliberalizmin bizatihi kendisinin krize girdiğini ve bunu aşmakta zorlandığını savunmaktır.

Zira, mortgage sisteminin tetiklediği 2008 krizi, muazzam çeşitliliğe ulaşmış spekülatif araçların devasa sermaye artığını artık ememediğini ve sistemin kendisi için hayati risk oluşturduğunu kanıtladı. 21. yüzyılın mucizevi mali politikalarının sermaye artığına çözüm bulamadığına tanık oluyoruz. Bankaların batmaması için bilançolarındaki ‘zehirli varlıklar’ sermaye piyayasına aktarıldı, lakin bu hamle, riski daha da bulaşıcı zemine taşıdı. 2010’da sistemin hacmi 28 trilyon dolarken, 2018’de 45 trilyon dolara yükseldi. Sermaye piyasalarında biriken riski azaltmak için de bu sefer ‘küresel kredi havuzu’ vasıtasıyla gelişmekte olan ülkelere ihraçlar başladı. Kısa sürede dünya çapında borçlar 184 trilyon dolara fırladı. Borç, küresel hasılanın yüzde 225’ine denk düşüyor. Daha da somutlamak bakımından kişi başına borcun, kişi başına gelirin 2.5 katına ulaştığını not edelim. (**) Böylece merkez ülkelerde biriken sermaye artığı, yeni değerlenme arayışı çerçevesinde borç sermaye olarak Batılı ülkelerden bağımlı ülkelere kaydırılırken, aynı zamanda riskleri de beraberinde götürdü.

İşte Türkiye’nin krizinin dinamiğini de bu süreç oluşturuyor. Özellikle 2008’den sonra aşırı borçlanma ile finanse edilen popülist siyaset, arzuladığı çift haneli büyüme hızına ve meşruiyet kaynağı kitle tabanına ‘kredili refah’ sayesinde ulaşırken; şirketlere de inşaat üzerinden ciddi kaynak transferleri yaptı. Nihayetinde paranın sahibi ABD, faizleri artırmaya başlayınca yeniden değerlenmek için Türkiye’ye akan kredinin musluğu kısıldı ve krizin fitili ateşlendi.

Türkiye, Arjantin ile birlikte 2008 krizini aşmaya dönük hamlelerin ilk somut kurbanlarıdır. Fakat risk, merkez kapitalist ülkeler için azalmadı, yalnızca gizlendi ve coğrafya coğrafya muhtelif kılıklarda dolanıp duruyor. Almanya gibi ülkelerde orta sınıf tasarrufları büyük zarar görürken, ABD’de tarihin en gaddar eşitsizliği, Asya’da ticari gerginlikler, Ortadoğu’da jeopolitik çatışmalar yaşanıyor. Mülteci akınları, temsili demokrasinin tahribi, otoriter siyasal eğilimlerin geniş kitle tabanıyla iktidara yürümesi... Ya da Fransa’da bu riski artık üstlenmek istemeyenlerin isyanı...

Tüm bunları neoliberalizmin krizi ekseninde okumak doğru olur.  Ama şunu da ısrarla vurgulamak gerekir ki, neoliberalizmin, ezberindeki ekonomi politikalarıyla, mevcut iktisadi ve siyasi araçlarla bu krizi  aşması zor görünüyor. Çünkü; işçiler, emekçiler, köylüler, ücretle çalışanlar nezdinde uzun yıllar önce vaatleri sahte çıkan neoliberalizm, sermaye açısından da vaatkarlığını 2008’de kaybetmiştir artık. Yerine inşa edebileceği yeni bir iktisadi ve siyasi sistem olmadığından bocalıyor şimdi. Ekonomik riskin siyasi bir riske evrilmesini önleyebilecek olağanüstü tedbirlerle ‘küresel bir ara rejim’ inşa ederek yönetmeye çalışıyor sadece.

2019’un, pek çok ülkede ekonomik ve siyasi yıkımların yaşanacağı, riski fatura etmek isteyenlerle bunu ödemek istemeyenlerin açık çatışmalarına tanık olunacağı bir dönemin başlangıcı olması muhtemel. 2018’in son günleri bunun işaretini verdi bile...

* David Harvey, neoliberalizm henüz yeni tartışılmaya başlandığında yazdığı “Sermayenin Sınırları” kitabında, neoliberalizmin nihai krizine dair güçlü öngörüler ortaya koydu.

** Aleksis Çipras’ın eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, eylülde blogunda () kaleme aldığı “Lehman’ın batışından 10 sene sonra” makalesinde 2008’deki kurtarma planının sonuçlarına dair ayrıntılı bilgiler veriyor.

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

1930’dan 2018’e: Tarih değil, krizler tekerrür ederken

SONRAKİ HABER

Yeni Zelanda’daki yanardağ patlamasında ölü sayısı 6’ya çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa