30 Aralık 2018 04:20

Yeni yılda mücadele büyüsün, kara bulutlar dağılsın

İskender Bayhan yazdı: Yıl boyunca alınan sayısız teşvik kararı ve yıl sonuna doğru açıklanan ekonomi programı hep bu sınıfsal konumunun ürünü.

Fotoğraf: Kayhan Özer/AA

Paylaş

İskender BAYHAN

2018 yılına daralmayla giren Türkiye ekonomisi, yılın sonunu krizle kapatıyor. Kriz, 2019’a da damgasını vuracak ve faturayı hangi toplumsal sınıfların nasıl ödeyeceği mücadelesi sürecek.

Yeni yıla girmeye bir hafta kala belirlenen asgari ücret bu açıdan önemli bir gösterge. Hükümet, kapitalistler ve işçi sınıfını temsilen sendika bürokratlarından oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu, oy birliğiyle asgari ücreti 2020 lira olarak belirledi. Komisyonun bileşimini mevcut haliyle tamamen bir sermaye ittifakı oluşturuyor. Oy birliğiyle aldığı karar da, krizin faturasını işçi sınıfına ve emekçilere yıkmak istediklerinin açık ifadesi.

Yeni yılda Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğindeki “tek adam tek parti hükümeti”, kapitalistler ve sendika bürokratları krizden kendilerini kurtarmak için mücadele edecekler. Eğer işçi sınıfı ve emekçi halk kitleleri en az onlar kadar güçlü bir mücadele birliği oluşturamazsa, açlıktan ölmeyecek kadar bir ücretle ayakta kalmaya çalışmak, kapitalizmin onları mahkûm ettiği bir “kader” olmaya devam edecek.

‘YENİ EKONOMİK PROGRAM’ KRİZİN İLANI OLDU

Türkiye ekonomisi 2018 yılına sanayi ve tarım sektöründe büyüme hızının düştüğü bir tempoyla girdi. Bu durum siyasetteki gelişmelerden de etkilenerek belli dalgalanmalar gösterse de yıl boyunca devam etti ve yılın son çeyreğine doğru hızla bir krize dönüştü. Yaz aylarında ağırlıklı olarak “para-döviz krizi” şeklinde kendini gösteren krize gidiş sürecini durdurmak adına eylül ayının sonunda tek adam tek parti hükümeti, 2018-2020’yi kapsayan “Yeni Ekonomi Programı”nı açıkladı. Sözde, krizi engellemek için açıklanan bu program, gerçekte 2019 yılını da kapsayan ve ne zaman sona ereceği kestirilemeyen bir aşırı üretim kriziyle karşı karşıya olduğumuzun ilanıydı.

KRİZLE MÜCADELE ADINA TEKELLERE KIYAK

Erdoğan hükümeti, bütün bir yıl boyunca ekonomideki kötü gidişat ve krizle mücadele adına yabancı ve yerli tekelleri güçlendiren ve dışa bağımlılığı artıran politikalar izledi. Çünkü bir sermaye politikacısı olarak Erdoğan’ın kapitalist krizle mücadelesi; serbest piyasaya bağlılık, başta açıktan kendini destekleyenler olmak üzere tekelleri ve işbirlikçi burjuvaziyi güçlendirmekten öteye gitmiyor, gidemez.

Yıl boyunca alınan sayısız teşvik kararı ve yıl sonuna doğru açıklanan ekonomi programı hep bu sınıfsal konumunun ürünü. Yılın ortasına doğru bizzat Erdoğan tarafından açıklanan “Süper Teşvik Programı” ise bunun en çarpıcı ve somut örneği. 12 sektörden 20 civarında yerli ve yabancı tekel için hazırlanan teşvik programı, yaklaşık 135 milyar lirayı işçi ve emekçilerden alıp kapitalistlere vermek içindi. Bu kıyağın yaklaşık 35 milyarlık bölümünü vergi muafiyetleri oluşturuyordu. İş o kerteye vardı ki ağustos ayı sonunda Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi Başkanı AKP’li Necdet Takva, yaklaşık 500 milyar doları bulan iç ve dış borcu, 81 milyonun borcu ilan etti. İşbirlikçi burjuvaların kasasına giren yüz milyarlarca dolar, borç olarak alınıp yenirken değil ama ödenirken işçi ve emekçilerin olmuştu!

İŞÇİ VE EMEKÇİLERE FEDAKÂRLIK ÇAĞRISI

2018 yılı boyunca Erdoğan ve hükümetinin ekonomideki daralma ve krize karşı mücadele konusunda sömürülen ve ezilen halk kitlelerine esas vaadi ve çağrısı ise yastık altındaki altınlar dâhil ellerinde ne var ne yok harcamaları, bankalara yatırmaları ve fedakârlık yapmalarıydı. Bu çağrılar, dış güçlerin Türkiye’nin büyüyen ekonomisine saldırdığı ve buna karşı yerli-milli ekonomik bir savaş vermek gerektiği konusunda yoğun bir ajitasyonla birlikte sürdürüldü. İşçi, emekçi halk kitlelerinden istenen, ardı ardına gelmeyen zamlar, enflasyon ve işsizlik karşısında sessiz kalmaları, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetinin arkasında durmalarıydı.

Bu çağrıların en büyük dayanağı ise her zamanki gibi sendika bürokrasisi oldu. İşçi ve emekçilerin birlik ve mücadele ihtiyacıyla sendika yönetimlerine egemen olan ve aşağı doğru örgütlenen bürokratik yönetimler arasındaki çelişki, yıl içerisinde daha da görünür hale geldi. Başta Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen ve Kamu-Sen olmak üzere sendikaların yönetim koltuklarına oturan Papaz Gaponlar, “Reis iyi ama çevresi kötü” propagandasıyla işçi ve emekçileri sisteme bağlamadaki uğursuz rolünü oynadılar.

Erdoğan hükümeti ve sendikal bürokrasinin çağrıları “Cumhur İttifakı”nı destekleyen işçiler, emekçiler arasında belli düzeyde karşılık bulurken, hükümetin politikalarını eleştirenlerin kaygı ve tedirginliklerini ise artırdı. Ancak bir bütün olarak işçi sınıfı ve emekçiler içerisinde bir yanda hoşnutsuzluk ve huzursuzluk, diğer yanda belirsizlik ve umutsuzlukla yan yana büyüyen çelişkiler kendisini 2019’a taşıyor.

KARA BULUTLARI DAĞITACAK HAMLELER

Ekonomideki kötü gidişata ve krize karşı, yıl içinde gösterilen tepkiler, çeşitli talepler için mevzi mücadeleler şeklinde yaşandı. Zamlar, işten atmalar, taşeron çalışma, emeklilik yaşında hak kaybı, asgari ücretin insanca yaşayacak düzeye çıkarılması ve genel olarak ücretlerin artırılması, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması gibi taleplerin karşılanması için eylem ve direnişler gerçekleşti.

Krizin faturasına karşı ilk kitlesel çıkışı ise Genel-İş Sendikası İzmir 2 Nolu Şube öncülüğünde yarım günlük iş bırakarak eyleme çıkan işçi ve emekçiler yaptı. Ardından Gebze işçilerinin mitingi ve KESK’in bölge mitingleri geldi. Bu mitingler, eksiklikleri ve eleştiriye muhtaç yönleriyle birlikte krize karşı ortak mücadele platformu temelinde örgütlendi. Emek Partisi ve Emek Gençliği’nin “Krizin nedenleri, krizin faturasına karşı mücadele ve krizsiz bir ekonomik/ toplumsal sistemin nasıl mümkün olacağı”na ilişkin yürüttüğü aydınlatma çalışmalarının istikrar ve yaygınlığı açısından taşıdığı önemi de ayrıca vurgulamak gerekir.

Bunlar ve daha birçok irili ufaklı eylem ve etkinlikler, 2018’de yoğunlaşan ve 2019’a devrolan memleketin üzerindeki karabulutların nasıl dağılacağını gösteren mücadele çıkışlarıydı. Elbette henüz milyonlarca işçi ve emekçinin tutumuna rengini veren egemen duygu, büyük ozan Mahsuni Şerif’in “Dokunma keyfine yalan dünyanın / İpini eline dolamış gider / Gözlerimin yaşı bana gizlidir / Dertliyi dertsizi sulamış gider” dizelerindeki sitemkar serzenişi aşmış değil. Ancak memleketin üzerindeki kara bulutların dağılması için yürünecek başka bir yolda bulunmuyor. Yolların mücadeleyle aşındığı yeni bir yıl dileğiyle...

 

ÖNCEKİ HABER

Bölge, 2018 yılının bakiyesi krizlerle yeni yıla giriyor

SONRAKİ HABER

"Ali Babacan, Erdoğan’a partiden ayrılacağını söyledi" iddiası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa