Bir kavram: Keynesyencilik

Görsel: Pixabay

Bir kavram: Keynesyencilik

Bu sayıdaki kuram sayfamızda "Keynesçilik nedir?", "Krizler keynes ile aşılabilir mi?" sorularına yanıt arıyoruz.

Keynesçilik nedir? Keynesyen İktisadın Temel Görüşleri Nelerdir?

Keynes’in en büyük mirası, kapitalist ülkelerde ekonomi yönetiminin hükümetin zorunlu ve doğal bir faaliyet alanı olduğu anlayışını yerleştirmesidir. Çünkü Keynesyen ekonomiye göre özel sektör dengesizdir. Bu dengesizliği ortadan kaldırmak amacıyla ekonomiye devlet müdahalesinin gerekli olduğunu öngörür. Bu, devleti, Neoklasik görüşünün savunduğu “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinlerci*” ekonomik sistemin içerisinde hareket edeceği genel ilkeler ve kuralları düzenleme biçimindeki eski rolünün oldukça ilerisine taşır. Bu fonksiyona, ekonomi içi güçlerin kapitalist kurallar içindeki hareketinden olumsuz yönde etkilenenlerin veya ekonomik aktiviteye katılamayacak derecede güçsüz olanların korunması ve destek verilmesi de dahildir. Keynesyen iktisatçılar, “Fonksiyonel Devlet Teorisi” çerçevesinde, kaynak kullanımında ve kaynak dağılımında etkinlik sağlanması, adil gelir ve servet dağılımının sağlanması, iktisadi istikrarın sağlanması, iktisadi büyüme ve kalkınmanın sağlanması, ödemeler bilançosunda denklik sağlanması gibi devletin bazı fonksiyonları sağlamak üzere ekonomiye aktif olarak müdahale etmesi gerekliliğini belirtmişlerdir. Bütün bunlar, kapitalist ekonomik düzenin sürdürülebilmesi içindir.

Keynesçilik Nasıl Bir Dönemde Ortaya Çıktı?

Yirminci yüzyılın iki dünya savaşı arasında kalan dönemi, hem Avrupa hem de Amerika için bir buhran dönemi olmuştur. 1921’de İngiltere’de başlayan kriz, 1930’lu yıllardan itibaren bütün dünyayı sarmıştır. İşsizlik ve durgunluk gibi iki büyük meseleyle karşı karşıya kalmış olan piyasa ekonomilerinin önü tıkanmıştır.

Neoklasik teori etrafında dolanan çeşitli fikir akımları tartışılırken, 1930’lu yıllarda, “Keynesyen Devrim” adı verilen teorik gelişme ile tartışmalar yeni bir boyut kazandı. John Maynard Keynes’in 1936 yılında yayınladığı “İstihdam, Para ve Faizin Genel Teorisi” adlı kitabı, iktisatçıların dikkatini Neoklasik iktisadın dışında makroekonomiye ağırlık veren bir yöne kaydırdı. Neoklasik teorinin genel yapısı, kendi kendini düzenleyen piyasanın ve ekonomide olası durgunluk dönemlerinin zamanla yeniden tam istihdam dengesine döneceğini referans alan bir teoridir.  Ancak bu dönemde meydana gelen ve “Büyük Dünya Bunalımı” adı verilen durgunluk, ABD, İngiltere ve Batı Avrupa ülkelerinde yaygın ve devamlı bir işsizlik ortaya çıkmıştır. Bu durum, ekonominin kendi kendine düzeleceğini öne süren görüşlere güveni zayıflatmıştır. Keynes, işte böyle bir ekonomik bunalım döneminde ortaya çıkmış ve ücretlerle fiyatların esnek olduğu bir ekonomide tam istihdamın kendiliğinden sağlanacağını öne süren Neoklasik teoriyi reddetmiştir.

Krizler Keynes İle Aşılabilir Mi?

Dünya üzerinde krizlerin yaşandığı her çağda yaygın olan genel görüş ekonomide bir sorun yaşanıyorsa bunun temel sebebi yanlış uygulanan politikalar üzerine olduğudur. Çünkü kapitalizmin savunucusu burjuvazinin temel görevi, ihtiyaçları doğrultusunda kapitalizmi nihai olarak işleyişi doğru olan ve yapısı itibariyle insan doğasına ve aklına en uygun sistem olduğunu kanıtlamaya çalışmak olmuştur. Krize karşı yapılan tespitlerde burjuvazi ile devrimci işçi sınıfının görüşleri ayrışır. Burjuva dünya görüşünün karşısında devrimci proletaryanın dünya görüşünün; burjuva ideolojisi karşısında işçi sınıfının devrimci ideolojisi olan Marksizm’in, bunalım konusundaki görüşleri, her bakımdan burjuvazininkine karşıttır. Burjuva ekonomi politiği, bunalımın gerçek nedenlerini gizleyerek çelişkilerin üstünü örtmeye çalışırken, bunun karşısında Marksizm, bunalımın temelinde yatan çelişkileri açığa çıkarmayı başlıca amaçlarından birisi olarak görür.*

KAPİTALİZMİN KRİZİ YAPISALDIR

Marksizm her yönüyle, "burjuva üretim ilişkileri içinde sıkışıp kalmış burjuva üretimini yürüten kimselerin fikirlerini, savunmaktan fazla bir şey yapma(yan)" burjuva ekonomi politiğinin tam karşıtı bir bilimdir. Marx'ın teorisinin ve yönteminin en karmaşık, en ayrıntılı ve en mükemmel uygulaması ifadesini ekonomik teorisinde gösterir. İster farklı ülkelerde, ister aynı ülkede ama farklı zamanlarda, isterse de kapitalizmin genel bunalımı olarak gerçekleşmiş olsun; her bunalımın kendi özgün gerçekleşme koşulları vardır. Temelleri bakımından farklılıklar taşımasa da kapitalist gelişimin farklı evrelerinde ortaya çıkan bunalımlar, gerçekleştiği dönemin başka çelişkileriyle birlikte gelişir. Üretimin toplumsal karakteriyle bunun sonuçlarının özel kapitalist bir şekilde mülk edinilmesi arasındaki çelişki, kapitalizmin özüdür. Ekonomik bunalımın temelleri, en genel anlamıyla kendisini bu özde bulur. Bunalım, esas olarak hem bu temel çelişkiden kaynaklanır, hem de onun daha da derinleşebilmesinin imkânlarını yaratır.

KAPİTALİZMİN CAN SİMİDİ: KEYNES

Temel çelişkinin 1930’lu yıllarda ortaya çıkardığı büyük buhran ve onun ardından dünyada kapitalizmi yaşadığı krizden kurtarmak için Keynes ve teorisi kriz çözücü bir can simidi olarak parladı. 1970’lere kadar kapitalizmin yaşadığı her krizde başvurulan yollardan biri olan Keynesyen model, temel çelişmeleri ortadan kaldırmayan; bunun yerine onların üzerini geçici bir şekilde örten yöntemlerden biri olarak günümüzde de krizlerin iç yapısına odaklanmak yerine krizleri öteleme konusunda tartışılan ana kavramlardan birisi.

Kapitalizmin Krizlerinden Kurtulmak Mümkün Mü?

Kapitalizm kendi krizini kendisi üreten bir yapıya sahiptir, bu krizin asıl çözümü kapitalizmin yerine alternatif bir ekonomik sistemin inşa edilmesiile mümkün olacaktır. Bu ekonomik sistem de başta işçi sınıf olmak üzere diğer sınıfların üzerindeki sömürü baskısına son veren, bunun yerine mülkiyeti ve üretimi kamulaştırarak üretim krizlerinin önünü kapatan sosyalizmdir. Sömürü ve özel mülkiyetin belirli bir azınlık sınıfının elinde olmadığı bir ekonomik modelde üretimin artı değer üretmek için değil, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için belirli bir sınıf bilinci ile yapılması kapitalizmin yarattığı krizlerin oluşma şartlarının ortada olmaması anlamına gelmektedir. Bugün yapılan Keynes tartışmaları da krizin aşılması değil burjuvazinin yarattığı krizin toplumsallaştırılması ve halkın sırtına devlet tarafından yüklenecek külfetlerin “fedakarlık” yolu ile ödenmesini kapsayan düzenlemeler ile ilgilidir. Kapitalist bir devletin halkına ve sınıflara yaklaşımı üretimin durumu ile ilgilidir ve Keynesyen ekonomilerde de düzenlemeler, önlemler her zaman kapitalizmin üretiminin devamı için öne sürülen antibiyotikler olmaktan öteye geçememiştir. Sosyalizm ise bu krizlerin yapılarını baştan ortadan kaldıran bir ekonomik modeldir.

* Kapital, 3. Cilt, s. 718. 2. Baskı, 1990, Sol Yayınları, Ankara

https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/400-sayi-067/1677-burjuva-ekonomi-politigi-ve-bunalim

https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/132-sayi-207/406-kapitalizmin-krizleri-1873ten-1973e

https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/404-sayi-063/1704-guncel-keynes-tartismalari-ve-qgenel-teoriqnin-tarihsel-arka-plani

https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/24-sayi-197/200-keynes-ve-keynescilik-nedir

https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/4-sayi-210/21-keynese-kar-marx-john-eaton

https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/16-sayi-199/144-ngilterede-kriz-tartmalar-ve-keynesci-coezuemler-uezerine

 

 

 

www.evrensel.net