Arap-Amerikan NATO’su: MESA

Fotoğraf: Beyaz Saray/Flickr (Public Domain)

Arap-Amerikan NATO’su: MESA

MESA isimli askeri güvenlik ittifakı, 6 Körfez ülkesinin yanı sıra Ürdün ve Mısır’ın katılımıyla New York’ta ele alındı.

Geçtiğimiz hafta bölgenin başına bela olacak yeni bir örgütün oluşmasında önemli adımlar atıldı.  Uzun süredir gündemde olan ve “Arap NATO’su” veya “Sünni NATO” olarak adlandırılan bu örgüt, Ortadoğu’da artan İran nüfuzuna karşı sekiz Arap ülkesinin katılımıyla kuruluyor. Örgütte altı Körfez ülkesinin yanı sıra Ürdün ve Mısır da var ve geçtiğimiz cuma günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu sekiz ülkeden mevkidaşlarıyla bir toplantı gerçekleştirdi.  

Rai al Youm Gazetesi başyazarı Abdulbari Atwan, bu yeni “güvenlik sistemi”nin birçok noktada yeni sorunlar yaratacağını yazdı. Atwan, örgütün Ortadoğu ve Arap dünyasında yeni coğrafi, etnik ve mezhepsel bölünmelere neden olacağını belirtti. Makalesinde “İran’a karşı düşmanlık, ABD’nin bölgedeki çıkarlarının korunması, petrol fiyatlarının düşürülmesi bu yeni örgütün varlık sebebinin çekirdeğidir. Bu sebepler bu örgütün bütünlüğünü ve devamını sağlamaya yeterli olacak mı?” sorusunu sordu.

KÜRTLER, ABD VE TÜRKİYE

Ortadoğu basınında Türkiye uzmanı olarak sık sık görüşlerine başvurulan Akademisyen Muhammed Nureddin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik yeni operasyon yapılaacağı açıklamasını değerlendirdi. Nureddin, “Ankara, ABD’ye Fırat’ın kuzeydoğu cephesinde harekete geçmek için baskı yapmak istiyor. Kürtlere karşı herhangi bir düşmanlık beslemeyen Rusya, Türkiye’nin Kürtlere karşı operasyonlarını desteklerse bunun belirleyici faktörü ABD’nin askeri varlığı ve Washington’un YPG’ye olan desteğidir” dedi.

Nureddin, Afrin, el Bab ve Cerablus’un coğrafi olarak bağımsız olduğu için kaçınılmaz bir çöküşe uğradığına ancak Fırat’ın doğusundaki yoğun Kürt güçleri nedeniyle operasyon sonucunun farklı olabileceğine dikkat çekti.

IRAK’TA NELER OLUYOR?

Geçtiğimiz mayıs ayında parlamento seçimlerini gerçekleştiren Irak’ta hâlâ hükümet kurulabilmiş değil. Ancak geçtiğimiz hafta kritik bir gelişme yaşandı ve meclis başkanlığına Muhammed Halbusi seçildi. Halbusi İran’a yakın olan el Bina blokundan. Böylece İran parlamentoda önemli bir mevzi kazanmış oldu. Gazetemiz için Irak’taki gelişmeleri değerlendiren Ruze Cendeli, Irak’ta hükümetin ABD’nin onayı ve İran’ın rızası olmadan kurulamayacağını belirtti. Cendeli, Din Adamı Mukteda El Sadr’ın liderliğindeki Sairun Hareketinin teknokratlar hükümeti kurulması önerisinin uluslararası çatışmalar nedeniyle hayata geçmediğini yazdı. Cendeli, Irak’ta genellikle Kürtlerden seçilen cumhurbaşkanlığı seçiminde de rekabetin devam ettiğine dikkat çekti.


ARAP NATO’SU VE DOĞURACAĞI TEHLİKELER

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

ABD Başkanı Donald Trump, “Arap-Amerikan NATO’su”nu kurmaya niyetli görünüyor. Altı Körfez ülkesiyle beraber Mısır ve Ürdün’ü de kapsayacak olan birlik, İran’a karşı ve ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını savunmak için kuruluyor. Konuyla ilgili olarak hem Körfez bölgesinde hem ABD’de öneriler, fikir aşamasından pratik uygulama sürecine geçildi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) İngilizce yayınlanan ve Abu Dabi Emirliği Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed’e yakınlığıyla bilinen “The National” gazetesi, perşembe günü önemli bir haber yayınladı. ABD’nin Körfez ülkelerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Tim Linderking’in son üç haftayı “yeni stratejik ittifakın temelini atma ve sekiz ülkeyi kapsayan bir zirvenin toplanması hazırlamayla” harcadığını yazdı. Zirve Washington’da yeni yılın başlangıcında toplanacak.

DIŞİŞLERİ BAKANLARI TOPLANDI

Linderking, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun yeni güvenlik sisteminin hazırlıklarına katılmaları için sekiz ülkeden mevkidaşlarıyla cuma günü toplanacağını açıklamıştı. Toplantı  New York’ta gerçekleşti. Pompeo, sekiz ülkenin dışişleri bakanlarına verdiği demeçte, “İslam Devleti, el Kaide ve diğer terör örgütlerini yenmek zorundayız. Suriye’de barış ve istikrarı tesis etmeliyiz” dedi. Toplantıya katılan dışişleri bakanları, “İran’ın bölgeye ve ABD’ye karşı oluşturduğu tehditlerle yüzleşme ihtiyacı üzerinde anlaşmaya vardıklarını” ifade ettiler.

BM’deki İran karşıtı toplantıda  konuşan ABD Dışişleri Bakanı Pompeo | Fotoğraf: ABD Dışişleri Bakanlığı

NATO’NUN ARAP MUADİLİ MESA

“Arap NATO’su” fikri, Başkan Trump’ın Mayıs 2017’de kazandığı zaferin ardından yaptığı ilk yabancı ülke ziyaretinde, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da gerçekleşen “İslami Zirve”nin karanlık delhizlerinde billurlaştı. Yeni örgütün merkezi “Ortadoğu Stratejik İttifakı” veya İngilizce’de NATO’ya benzer şekilde MESA (Ortadoğu Stratejik İttifakı) ismini taşıyacak.

Bu sistem hakkında yapmamız gereken bazı gözlemler var. Başarı şansı ve önümüzdeki aylarda resmi hale getirilmesinden doğabilecek tehlikelere de dikkat etmek gerekiyor.

■ Birincisi; Bu organizasyonun Ortadoğu ve Arap dünyasında coğrafi, etnik ve mezhepsel bölünmeler yaratması: Coğrafi düzeyde Ortadoğu’yu Kuzey Afrika’dan ayıracak. İran’ın liderliğindeki direniş eksenini oluşturan ülkelerin karşısında sekiz Sünni devleti yerleştirecek ve “direniş ekseni”ne Şii mezhebi rengini vermeye çalışacak.

■ İkincisi; Bu sekiz ülkenin Yemen ve Katar merkezli Körfez krizi gibi pek çok konuda tutumları henüz homojen değil.

■ Üçüncüsü; İran’a karşı düşmanlık, ABD’nin bölgedeki çıkarlarının korunması ve petrol fiyatlarının düşürülmesi, bu yeni örgütün varlık sebebinin çekirdeği olacak. Bu sebepler bu örgütün bütünlüğünü ve devamını sağlamaya yeterli olacak mı?

■ Dördüncüsü; İsrail’in ve ona karşı olan Arap devletlerinin bu örgütteki yeri ne olacak? Bu ülkeler kendilerini Arap-İsrail çatışmasının tamamen dışına mı çıkardılar?

■ Beşincisi; Başkan Trump ve yönetimi ile ilişkileri hızla gerginleşen Türkiye ve Pakistan gibi önemli bölgesel devletlerin pozisyonlarının yanı sıra Rusya ve Çin gibi güçlerin bu stratejik ittifaka karşı konumları nasıl olacak?

Kurulan, bölgemiz ve halklarımız için yıkıcı sonuçları olacak çok tehlikeli bir askeri güvenlik sistemidir.


TÜRKİYE, KÜRTLER VE AMERİKAN ENGELİ

İdlib kırsalındaki Atme Kampı | Fotoğraf: Cem Genco/AA

Muhammed NUREDDİN
al Halic

Türkiye’nin, “Fırat Kalkanı” operasyonunu başlatması ve Kuzey Suriye’deki el Bab, Cerablus, ve Azez’ın kontrolünü ele geçirmesindeki amaç IŞİD örgütü ile savaşmaktı. Ancak temel ve önemli olan amaç, YPG’nin Menbic bölgesinden diğer Kürt unsurlarının da bulunduğu Afrin bölgesine ilerlemesini engellemektir.

Bu açıdan Türkiye’nin bahanesi, Kuzey Suriye’den Akdeniz’e bir “Kürt koridoru” kurulmasını istememesiydi. Kürtlerin Afrin bölgesindeki Kobani’ye ulaşması, Türk ulusal güvenliğine yönelik gerçek bir tehdit olacaktı. Ankara’nın “Zeytin Dalı” Harekatını düzenlemesinin bahanesi Afrin’nin PKK üssü olması ve ondan temizlenmesiydi. Böylelikle, Türkiye sınırındaki iki alanı kontrol etmeyi ve orada Kürt varlığını sona erdirmeyi başardı.

İdlib’e saldırı meselesi gündeme geldiğinde Türkiye, PKK’nin Suriye ordusu ile birlikte bu saldırıya katılmasına şiddetle karşı çıktı. Diğer yandan Kürt sorunu İdlib’e kadar uzanmış olacaktı.

Bu hafta başlarında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk ordusunun, YPG’nin bulunduğu Fırat’ın kuzeydoğu bölgesine saldırmaya hazırlandığını açıkladı. Erdoğan, Rusya’nın Kürtlere yönelik böyle bir saldırıyı desteklediğini de ifade etti. Türk yetkililerin geçtiğimiz yıl yaptıkları açıklamalarda da, Suriye’nin Türkiye’ye komşu sınır şeridinin, “Kürt terörizmi”nin herhangi bir mevcudiyetinden temizlenmesi gerektiği söylemi her daim mevcut oldu. Türkiye, Rusya’yla yaptığı İdlib anlaşmasıyla bir başarıya imza attı. Ankara, Fırat’ın kuzeydoğusuna yönelik tehditlerle yeni bir başarıya imza atmak istiyor.  

Ankara, ABD’ye Fırat’ın kuzeydoğu cephesinde harekete geçmek için baskı yapmak istiyor.  Kürtlere karşı herhangi bir düşmanlık beslemeyen Rusya, Türkiye’nin Kürtlere karşı operasyonlarını desteklerse bunun  belirleyici faktörü  ABD’nin askeri varlığı ve Washington’un YPG’ye olan desteği olacak.

Fırat’ın kuzeydoğusunda Türk ordusunun karşısına çıkacak en büyük engel, birincisi ABD’nin tutumu ve ikincisi YPG’nin kararıdır. Fırat’ın kuzeydoğusundaki Türk tehdidi, askeri harekatlara ciddi şekilde başvurmaktan ziyade Amerika’nın nabzını ölçmeye yöneliktir.

Afrin, el Bab ve Cerablus gibi konumları Fırat’ın kuzeydoğusunda olan yerleşim yerleri; coğrafi olarak bağımsız olduğu için kaçınılmaz bir çöküşe uğramıştı. Ancak Fırat’ın kuzeydoğusundaki bölgede durum farklıdır. O bölgede Kürt güçlerinin büyük bir yoğunlaşması bulunmaktadır ve Türk olan “düşman” ile savaşmak için yoğun arzu beslemektedir.

Fırat’ın kuzeydoğusundaki durum, Suriye krizinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ve bu  meselede  taraf  tutanların sayısının fazlalığı, durumu daha da karmaşık hale getirmektedir. Türkiye’nin bu konudaki ilgisi, Türkiye’deki  Kürt sorununun bir parçası. Ankara’nın, Suriye Kürtleri ile ilgili hesaplarındaki herhangi bir yanlışlığı Türkiye’nin içinde kendisine olumsuz yansıyacaktır.


IRAK: PROTESTOLAR, POLİTİK UZLAŞMA

Kürdistan Demokrat Partisinin (KDP) cumhurbaşkanı adayı Fuad Hüseyin. | Fotoğraf: Haydar Karaalp/AA

Ruze CENDELİ

ABD’nin, İran’ın Irak’taki nüfuzunu zayıflatma çabalarının sürdüğü bir süreçte Irak’ta, parlamento seçimleri sonuçlanmasına rağmen hâlâ hükümet kurulamadı.

İran; zorla Irak’tan çıkarılması durumunda Irak’ı tutuşturabileceğini gösterdi. Geçtiğimiz Temmuz ayının başlarında Basra’da, hizmetlerin yokluğu ve kötü yaşam koşulları nedeniyle protestoların başlamasıyla birlikte İran’a yakın bir silahlı grup, Güney Petrol Şirketine silahlı saldırı gerçekleştirmişti. Bu adım, İran’ın ABD’nin yaptırımlarına tepki olarak Irak’ta ve Basra Körfezi’nde petrol çıkarılmasını engelleme teşebbüsü olarak yorumlandı. Ancak protestolar tekrar patlak verdiğinde protestocular, Irak’taki ABD-İran nüfuz çatışmasına karşın bu sefer Basra’daki İran konsolosluğuna saldırdılar.

CUMHURBAŞKANLIĞI HAKKI

Irak parlamentosunda, İran tarafından desteklenen Muhammed Halbusi meclis başkanı seçildi. Halbusi, İran’a yakın olan el Bina blokunda yer almıştı. Eski Savunma Bakanı Halid el-Ubeydi’nin aldığı 89 oya karşılık Halbusi, 169 milletvekilinin oyunu alarak meclis başkanı seçildi.  

Irak siyasi yasasına göre Kürt olması gerektiğinden dolayı cumhurbaşkanı seçimi sorunu mevcut. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Fuad Hüseyin’i, Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) Barham Saleh’i aday gösterdi. Görünen o ki her iki tarafın birbirlerinin dosyalarını ifşa etmesi derin anlaşmazlık olduğunu gösteriyor. Ortaya çıkan bilgiler arasında Fuad Hüseyin’in eşinin Musevi olması dikkatleri çekti.

Karşı taraf, Barham Salih el Taybeh’in İsrail’le olan ilişkisini vurgulayarak yanıt verdi. Barham, ABD ve İsrail hükümetine yakın. Ayrıca İsrail delegasyonunu Süleymaniye’ye getiren ilk Iraklı. Önümüzdeki Ekim ayının ikinci gününe kadar cumhurbaşkanını seçmek için iki taraf arasında müzakereler devam edecek.

Iraklı milletvekili ve Komünist Parti Genel Sekreteri Raed Fahmi, bir gazeteye verdiği demeçte: “Irak halkına hizmet eden Fuad’ın, Irak halkı tarafından son derece takdir edildiğini” söyledi. En büyük sorunun ise hükümetin kurulması ve hükümete bir başbakan seçilmesi konusu olduğunu vurguladı.

SORUNLU HÜKÜMET

Hükümetin ABD’nin onayı ve İran’ın rızası olmadan kurulamayacağı açık. Din Adamı Mukteda el Sadr’ın liderliğindeki Sairun Hareketinin teknokratlar hükümeti kurulması ısrarına rağmen uluslararası çatışmalar, Irak’ın sorununun çözülmesini hedefleyen bu projenin hayata geçmesine engel oluşturmakta. Bu da gerekli altyapı ve hizmetlerin geliştirilmesinin önünü kapatmakta ve daha fazla siyasi huzursuzluğa, şiddet ve organize suç sarmalına yol açacaktır. ABD işgalinden bu yana yaklaşık on beş yıldan fazla bir süredir, Irak devlet kurumları ve altyapıyı tahrip eden yolsuzluğun dozu artıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Eylül 2018 17:25
www.evrensel.net