Tezer Özlü’de kadının var olma mücadelesi

Kitap Kapağı: Çocukğumun Soğuk Geceleri

Tezer Özlü’de kadının var olma mücadelesi

Edanur Tanış, 'Türk Edebiyatının Nostaljik Prensesi' olarak nitelendirilen Tezer Özlü'yü ve 'Çocukluğun Soğuk Geceleri' romanını yazdı.

Edanur TANIŞ
İstanbul

Tezer Özlü; kısa sürede Türk edebiyatında sağlam bir yer edinmeyi başaran kadın yazarlarımızdandır. Kitaplarını basan Yapı Kredi Yayınlarının “Türk Edebiyatının Nostaljik Prensesi” olarak nitelendirdiği Özlü’nün hayatı onu değiştirmeye çalışan insanlara karşı verdiği zorlu mücadelelerle geçmiştir. Hastalıklar, hastaneler, sağlık çalışanlarının tacizleri... Bakıldığında ne hayatı ne de cesurca kaleme aldığı eserleri “prenses” olarak nitelendirilemeyecek bir direnme gücüne sahip. Hayatı boyunca geçmişin izleriyle ve toplumun; kadınların omuzlarına bindirdiği yüklere karşı mücadele eden Özlü’yü; nostaljik olarak tanımlamak onu hiç anlamamak demektir.

DEVLET TARAFINDAN GİYDİRİLEN KIYAFETLER

“Çocukluğun Soğuk Geceleri” romanı, Tezer Özlü’deki kadının “nasıl” olduğunu anlatan en iyi eserlerden biridir. Bu otobiyografik romanda Özlü, toplumun genel ahlak anlayışına başkaldırmış bir kadını anlatıyor. Romanın başından sonuna kadar toplumun dayattığı kadın kimliğiyle mücadele halindedir. Bu mücadelenin yansımalarından birisi de sadık ve itaatkar eş olmayı reddetmesidir. Onun için önemli olan insana, cinsiyet ve diğer tüm kimliklerden önce insan gibi yaklaşmaktır. Romanın belki de en çarpıcı bölümlerinden biri; insanların dost olmadan erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalamalarını ve sevişmek için öncelikle neden nikah imzası atılması gerektiğini sorguladığı kısımdır.

Roman boyunca; hayatına tanıklık ettiğimiz, yalnızlığını derinden hissettiğimiz, onunla birlikte topluma yabancılaştığımız kadın kahramanın ismini hiç duymuyoruz. Özlü, otobiyografik romanında aslında tam anlamıyla ne kendini ne de tek bir kadını anlatıyor. Romanda çocukluktan erişkinliğe kadar aile, okul ve devlet otoritesiyle yaşanan çatışmayı Özlü, ince ince işliyor. Belki de bu nedenle romanda sürekli kendi benliğimizden parçalarla karşılaşıyoruz.

Romanda; benlikle toplumun kabul ettiği kadın kimliğinin ayrımı ve çatışması net bir şekilde işleniyor. Bir çeşit planlanmış davranış veya dışarıdan yüklenilmiş roller olarak tanımlanabilen kimlik, bizlere, toplum ve devlet tarafından  giydirilmek istenen giysiler, kalıplar bütünüdür. Benlikse cinsiyet ve milliyet gibi kavramalardan bağımsız olarak “Ben kimim?” sorusuna verilen cevaptır. “Çocukluğun Soğuk Gecelerinde” kadını sadece bir “kimlik” olarak görmeyi reddeden Özlü; bu romanda bizlere tüm kabulleri ve reddiyeleriyle bir kadın benliğini anlatıyor.

KENDİ DOĞRULARINDAN VAZGEÇMEYEN BİR KADIN

Romanda ana karakterin ötekileşmeyle tanışması ilkokul zamanlarında devlet ve asker otoritesine özenen bir baba ve burjuvalaşmayı arzulayan aile içi yaşamda,  kardeşler arasındaki ayrımcılıkla başlıyor. O ve kız kardeşi bütün kıyafetlerini dolapları olmadığı için kapının arkasındaki askılığa asıyorlar. Abisininse tek başına yaşadığı bir odası var. Ev içi yaşamında erkek kardeşinin ötekisi olmayı, bir kadın olarak da erkeklerin dünyasında ayrı, ikincil olduğunu anlaması onu daha hırçın ve yaşama daha sıkı tutunur bir hale getiriyor.

Romanın ilerleyen sayfalarında kahramanın hayatının geri kalanında zaman zaman akıl hastanesine gönderildiğini görüyoruz. Biraz kendi gibi davranmaya başladığı ilk anda ailesi ve arkadaşları onu yeniden kliniğe kapatıyorlar. Orada kendinden ve benliğinden soyulup “normalleştirilmeye” çalışılıyor. Ona asıl iyi gelecek tek şeyin çevresinden kabul görmek ve yargılanmamak olduğunu çok çabalasa da kimseye bir türlü anlatamıyor. İlerleyen sayfalarda kahramanın kendi doğrularından; akıl hastanesine yatırılmak, orada elektroşoka maruz kalmak, doktorlar, hemşireler ve hasta bakıcılar tarafından taciz edilmek pahasına hiçbir zaman vazgeçmediğini görüyoruz.

www.evrensel.net
ETİKETLER Tezer Özlü