EHB üyesi avukatlar mesleki faaliyetleri nedeniyle yargılanıyor

Fotoğraf, Ezilenlerin Hukuk Bürosu Twitter hesabından (@EzilenlerinHB) alınmıştır.

EHB üyesi avukatlar mesleki faaliyetleri nedeniyle yargılanıyor

Ezilenlerin Hukuk Bürosu üyesi tutuklu avukatlar 9 ay sonra bugün hakim karşısına çıkıyor, ‘suç’ delili ise mesleki faaliyetler.

Cansu PİŞKİN
İstanbul

Ezilenlerin Hukuk Bürosu (EHB) avukatları Özlem Gümüştaş ve Sezin Uçar ile Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanları İsminaz Temel ve Havva Cuştan’ın tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması bugün saat 10:00’da İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlıyor. Operasyondan 9 ay sonra hakim karşısına çıkacak 13’ü tutuklu 23 kişi “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla yargılanıyor. İki gün sürmesi planlanan duruşma öncesi yazılı açıklama yapan EHB, mesleki faaliyetleri suçlama konusu yapılarak tutuklanan avukatlar Uçar ve Gümüştaş için davaya katılım çağrısı yaptı.

Aralarında avukatlar, gazeteciler, Suruç yaralılarının ve aileleri ile ESP üyelerinin de bulunduğu 13 kişi, geçtiğimiz yıl 19 Ekim’de yapılan operasyon kapsamında gözaltına alınmış, 7 günlük gözaltı sürecinin ardından çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğince tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında operasyondan 135 gün sonra 23 kişi hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede suçlamaya dayanak yapılan deliller ise, sanıkların 2013’ten itibaren katıldıkları eylemler, basın açıklamaları ve örgüt mensubu olduğu iddia edilen kişilerin cenaze törenlerine katılmak.

BENZER İDDİALARLA YARGILANDIKLARI DAVADAN BERAAT ETTİLER

EHB üyesi avukatlardan Kader Tonç, duruşma öncesi Evrensel’e konuştu. Tutuklu yargılanan Gümüştaş ve Uçar’ın yanı sıra EHB avukatlarından Gülhan Kaya ile Özgürlükçü Hukukçular Platformu üyesi avukat Ali Haydar Doğan’ın da tutuksuz yargılandığını söyleyen Tonç, dosyayı mesleğe yönelik saldırı olarak yorumladı. Tonç, “Dosyada suç olarak gösterilen eylemlerin tamamı, 2014-2015 ve 2016 yıllarında meslektaşlarımızın hayatını kaybeden müvekkillerinin cenazelerine katılmaları ve adli tıp işlemlerini yürütmeleri. Çoğunluğu, Kobane’de katliamcı IŞİD çetelerine karşı Kürt halkının yanında yer almış, savaşırken yaşamını yitirmiş müvekkillerimizin cenazelerinin aileleri tarafından teslim alınması işlemlerini yürütmeleri, cenaze törenlerine katılmaları suç olarak gösterilmiş” dedi.

Tonç, Uçar ve Gümüştaş’ın tutuklandıkları gün benzer iddialarla yargılandıkları İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davalarından beraat ettiklerini belirtti.

‘SOMUT DELİL YOK’

Suruç Katliamı’nda yaralananların, yaşamını yitiren gençlerin ailelerinin ve davaya bakan avukatların cezalandırılmak istendiğini ifade eden Tonç, Suruç İçin Adalet Platformu kurucularından olan avukatlar Uçar ve Gümüştaş’ın Suruç davasının üçüncü celsesine çok kısa bir süre kala gözaltına alınıp tutuklandığını hatırlattı. Suruç’ta hayatını kaybeden Hatice Ezgi Sadet’in ablası Özgen Sadet ile Suruç yaralıları Havva Çuştan ve Mazlum Demirtaş’ın da aynı dosyada tutuklu yargılandığını belirten Tonç şöyle devam etti: “Suruç davasında açık bir istihbarat, devletin sorumluluğunu doğuracak ihmali veya kasti birçok unsur olmasına rağmen bunların üstüne gidilmedi. Fakat bu dosyada somut bir delil olmadığı halde 13 kişi 16 Nisan referandumunda sansasyonel eylem yapacakları şüphesi ile tutuklandı. Üstelik operasyon referandumdan sonra Ekim ayında yapılmıştı. Referandum yapılıp bitmiş ve sansasyonel bir eylem gerçekleşmemiş olmasına rağmen 13 kişinin tutukluluk gerekçesi bu şüpheye dayandırıldı. Suruç davasında çok ciddi bir göz yumma bu davada ise hiçbir delil yok. Sadece muhalif, iktidardan hesap soran, adalet mücadelesinin peşini bırakmayan, müvekkillerini yalnız bırakmayan, avukatlığı adliye koridorlarına sığdırmayan, kamuoyu oluşturmak için çaba sarf eden, toplumsal davalara müdahil olan avukatlar var. O sebeple bu dosya için avukatlık mesleğinin varoluşuna saldırı da diyebiliriz.”

‘İDDİANAME FEZLEKENİN AYNI’

Uçar ve Gümüştaş’ın gözaltına alınmadan evvel haklarında bir soruşturma yürütüldüğünü öğrendiğini ve ifade vermek üzere savcılığa defalarca başvuru yaptıklarının altını çizen Tonç, yapılan başvurulara olumlu cevap alınamadığını kaydetti. Tonç, “Soruşturma makamı dosyanın kendisinde olmadığını, dosyayı bilmediğini ifade etmekten çekinmeyerek meslektaşlarımızın ifadesine başvurmamıştır. Son olarak 8 Haziran 2017 tarihinde ifade vermek istediklerini, yazılı olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmiş olmalarına rağmen dilekçelerine hiçbir işlem yapılmamış ve aylar sonra gece yarısı operasyonu ile gözaltına alınmışlarıdır.” dedi. İddianamenin polis fezlekesiyle birebir aynı olduğuna da değinen Tonç, “Fezlekenin tamamının başına iddianame yazılmış durumda. Öyle ki kelime hataları bile düzeltilmemiş durumda. Örneğin, polis fezlekesindeki, ‘tanığın müdürlüğümüzde verdiği ifadesinde’ kısmı iddianamede düzeltilmemiş. Fezleke fotoğraflar olması sebebiyle renkli, iddianame onun renksiz hali.” diye konuştu.

GAZETECİLİK FAALİYETİ DE PROPAGANDA SAYILDI

ETHA editörü İsminaz Temel ile ETHA muhabiri Havva Cuştan da dosya kapsamında tutuklu yargılanan isimler arasında. Soruşturmanın açıldığı dönem Cuştan’ın öğrenci olduğunu belirten Tonç, Temel’in gazetecilik faaliyetlerinden yargılandığına dikkat çekti. Tonç, “Polisin hazırladığı görünü tespit tutanaklarının hepsinde İsminaz’ın elinde kamerası ve not defteri var. Hatta İsminaz bir yerde görüntü çekerken onu görüntüye almışlar. Katıldığı tüm eylemlere gazeteci olarak katılmış. Görüntülere rağmen İsminaz’a yöneltilen suçlama, eyleme giderek propaganda yaptığı yönünde. Bu dava ile ‘gazeteci, gazeteci değil; avukat, avukat değildir örgüt üyesidir’ demek istiyorlar. Tek adam zihniyeti ile bütün toplumun ve insanların tek tipleştirilmesi söz konusu.” dedi. 

‘ONLAR İÇERİDE BİZ DIŞARIDA ÇALIŞIYORUZ’

Uçar ve Gümüştaş’ın cezaevinde de mesleklerini yapmaya devam ettiklerini aktaran Tonç, “Müvekkilleri ile birlikte kalıyorlar. Sezin’in daha önce öz savunma hakkını kullandığı için tutuklanan bir müvekkili Bakırköy Cezaevi’nde kalıyordu. Şimdi aynı cezaevindeler ve iç postayla duruşmaya çalışıyorlar. Onlar içeride çalışıyor biz de dışarıda onların bize bıraktığı işleri yapıyoruz. Zor ama onlar tutuklandı bitmedi. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi onlarca avukat arkadaşımız tutuklandı yine devam ediyoruz, yine bürolarımız açık. Bu mücadele biraz da bu dayanışma ile bitmeyecek.” dedi. Avukatlığı insan hakları ve kamu hukuku mücadelesi olarak tanımlayan Tonç, “OHAL’in ilan edildiği andan itibaren ilk yapılan icraatlar savunma hakkını kısıtlamaya dönüktü. 30 gün gözaltı 5 gün avukat görüş yasağı getirdiler. 5 gün avukatla görüştürmemek demek, ben sana işkence yapacağım delil üreteceğim senin hakkında ve sen kimseden fikir almayacaksın kimse sana haklarını hatırlatmayacak demek. Artık savcının odasına gitmek, dosyaya dair bilgi almak, adliyede herhangi bir işlem yapmak çok zor. Burada da itiraz ve mücadele ile bazı şeyleri aşıyoruz.” dedi.

‘ADALET MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ’

EHB de yazılı bir açıklama yaparak kamuoyuna duruşmaya katılım çağrısı yaptı. EHB tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Onlarca avukatın devletin avukatı olmayı reddedip ezilenlerin avukatı olduğu; avukatlık mesleğini bir kamu hizmeti olarak görüp, siyasi iktidarın istediği avukatlık pratiğine uymadıkları için gözaltına alındığı, tutuklandığı ve yargılandığı” belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Soma katliamında, Diyarbakır, Ankara, Suruç, İstanbul bombalı saldırılarında yüzlerce insanın yaşamını elinden alan failleri ve bu faillerle kurulan ilişkileri sorgulayan gazeteciler, yazarlar ve araştırmacılar gibi meslektaşlarımız da ‘yaşam hakkı’ savunuculuğu yaptıkları için siyasi iktidarın her zaman hedefinde olmuşlardır. Tutuklanmaları, OHAL’de tamamen askıya alınan temel hak ve hürriyetler, kapatılan hukuk derneklerimiz, 12 Eylül günü ve devamında gözaltına alınan ve tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi meslektaşımızın durumu ile değerlendirildiğinde, bunun mesleği yapış biçimimize yönelik bir saldırı olduğu açıktır. Nasıl ki bu memleketin muhaliflerine ‘düşmanla savaş hukuku’ uygulanıyorsa, onları ve özgürlükleri savunan biz avukatlara da aynı ‘hukuk’ işletilmektedir. Bu süreçte yargı organlarına, kamuoyuna açık biçimde talimatlar veren, kendisinden olmayanı yargı eliyle tehdit eden siyasi iktidar, yine yargı eliyle avukatları hapsederek, esasında direnenleri savunmasız bırakmayı hedeflemektedir. İşte tutuklanmalarının esas nedeni budur! Tekrar tekrar söylüyoruz ki; dün olduğu gibi bugün de kimseye tabi olmayacağız! Yaşanan katliamların tüm sorumluları yargılanıp cezalandırılana kadar adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Gözaltında ve cezaevinde yaşanan tüm hak ihlallerine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Temmuz 2018 14:37
www.evrensel.net