Edebiyatın ağır işçisi: Cevdet Kudret

Kolaj: Evrensel Basım Yayın

Edebiyatın ağır işçisi: Cevdet Kudret

Yazar Cevdet Kudret'in ölüm yıl dönümü. Adnan Özyalçıner yazdı: Toplum için, demokrasi adına savaşmaktan geri kalmayan yazı işçisi bir yazardır.

Adnan ÖZYALÇINER

Cevdet Kudret, 7 Şubat 1907’de İstanbul’da doğmuştur. Bugün 111 yaşında sevgiyle, saygıyla, özlemle andığımız hocamızın asıl adı Süleyman Cevdet Kudret’tir. 1934 yılında soyadı yasası dolayısıyla Solok soyadını almıştı. 1959 yılında Solok olan soyadı yüzünden yaşadığı birtakım zorluklarla baskılara dayanamayarak adındaki Kudret’i soyadına çevirdi.

10 Temmuz 1992’de yitirdiğimiz Cevdet Kudret hocayla ölümünden iki yıl önce, 29 Haziran 1990 günü Çağlayan alanında yapılan Düşünceye Özgürlük yürüyüşünde birlikteydik. Sennur Sezer’le Gülsüm Cengiz de yanımızdaydı. O sırada o, 83 yaşındaydı. Hepimizin önünde sekerek koşar adım yürüyüşünü hiç unutmam.

Tam o sırada izlenimlerimizi almak için bir gazeteci yaklaştı yanımıza. Cevdet Hoca’ya yöneldi hemen:
   -83 yaşındasınız, bu yürüyüşe neden katıldınız? diye sordu. Hoca, gazeteciyi bir solukta yanıtladı:
   -Birincisi, yazarların bin yıl yaşadığını sanıp onlara yedi yüz yıl hapis cezası vermenin gülünçlüğünü belirtmek için yürüdüm.

İkincisi, kendisi Doğu Anadolu’da oturup İstanbul’da ve başka yerlerdeki basımevlerini kapatan bir bölge valisinin tutumunu protesto etmek için yürüdüm.

Üçüncüsü, bütün yazarlarımızla birlikte sekiz yüz metre yürüdüm. Ortalama iki bin adım attım. Düşünceyi yok etmek isteyenlerin zihniyetini böylece iki bin defa çiğnedim.

Çünkü o, toplum için, demokrasi adına savaşmaktan geri kalmayan, bu uğurda kavga veren yazı işçisi bir yazardır.

‘YARATICI YAZARLIĞINI PEKİŞTİRMİŞTİR’

Cevdet Kudret, yaratıcı bir yazar olarak aralarına katıldığı Yedi Meşaleci şairler içinde, topluluk dağıldıktan sonra da Ziya Osman Saba’yla birlikte şiirden kopmadı. Behçet Necatigil’e göre o, daha ilk şiirlerinde “hikâyeyle balad olanaklarından yararlanan” bir bakış açısına sahiptir.

Bu bakış açısıyla toplumsal konulara olan ilgisi ona “Süleyman’ın Dünyası” üst başlıklı bir roman üçlemesi yazdıracaktır. Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok, Karıncayı Tanırsınız adlı romanlarında kendi yaşamından çizgiler taşıyan, Türkiye’nin Birinciyle İkinci Dünya Savaşları arasındaki 30 yıllık dönemini gerçekçi bir bakışla siyasal toplumsal yönleriyle yansıttı. Onun insana, topluma, yaşananlara bakışındaki gerçekçi yönelim daha sonra Sokak adlı kitabında bir araya getirilen öykülerinde görülecektir.

Cevdet Kudret’in romanlarıyla öykülerindeki etkileyici anlatımı, toplumsal ilişkilerle siyasal olaylardaki çelişkilerde alaysılı yönü yakalayışından, daha doğrusu ortaya çıkarışından gelir. Bu damar, onun şiirlerinden sızarak romanlarıyla öykülerine, oradan oyunlarına, daha sonra da denemeleriyle eleştirilerine, özellikle de eleştirilerine geçer.

Cevdet Kudret yazdığı kimi yayımlanan, kimi oynanan oyunlarıyla da yaratıcı yazarlığını pekiştirmiştir. Oyunlarında Karagöz, Ortaoyunu gibi geleneksel gösteri sanatlarımızdan kaynaklandığı daha sonra bu konuda yaptığı kapsamlı incelemelerden de bellidir.

Dil ve anlatım, onun özellikle üstünde durduğu önemli konulardan biridir. Dil, dil devrimi, dilin özleştirilmesi konusunda yazdığı yazılarla bir kitap oluşturmuştur. 

Ona göre:

“Dil denen şey halkın malıdır. Halk kendi kurduğu dili zaman içinde istediği gibi işler, istediği gibi değiştirir. Bunu bilinçli olarak yaptığını söylemesek bile içgüdüsü ve sağduyusu ile yaptığını yadsıyamayız. Aydınlara, dilcilere düşen iş, halkın sağduyu ile yaptıklarını inceleyip bunun kurallarını bulmaktır.”

‘O, AYNI ZAMANDA EĞİTİMCİ BİR YAZARDI’

Cevdet Kudret, incelemeci, araştırmacı bir yazar olarak da “aydınlanmacı bir yazar”dır. Tanzimat’tan günümüze edebiyatımızın gelişimini, belli başlı yazarların yapıtlarını ele alarak inceleyen Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman adlı üç ciltlik kitabıyla buna hak kazanmıştır. Ama o, bu kadarla kalmamıştır. Karacaoğlan’dan Ahmet Rasim’e, Fuzulî’den Pir Sultan Abdal’a kadar pek çok şairle yazarın yaşamı, sanatı, yapıtları konusunda kitaplar kaleme aldı. Bunlara Ortaoyunu, Karagöz gibi geleneksel gösteri sanatlarımızı inceleyen, oyun metinlerini derleyen kitaplarını ekledi.

O, aynı zamanda eğitimci bir yazardı. Lise öğrencileri için Abdurrahman Nisari takma adıyla hazırladığı edebiyat kitaplarıyla yardımcı ders kitaplarında Türk ve Batı edebiyatının en seçkin örnekleriyle gerici karanlığın aydınlığı, geleceğin umudu oldu. Dilimizin tadını duyuran, edebiyat, sanat beğenimizi yücelten o kitaplarla, benim de içinde olduğum 1950 kuşağı diye anılan bir edebiyat kuşağı yetişti. Bütün baskılara karşılık yeni yetişen kuşakların bilinçlenerek özgürleşmelerini sağladı.

Bütün bu yönleriyle o, düşüncelerinden ödün vermeyen, özgür düşüncenin kitaplar aracılığıyla yaygınlaştırılacağına, yasakların baskılara direnerek delineceğine inanan bir yazar olarak “edebiyatın ağır işçisi” olmaya hak kazanmıştır.

Son Düzenlenme Tarihi: 10 Temmuz 2018 10:14
www.evrensel.net