Kazım’ın sesi, insanlığın sesi

Fotoğraf: Wikimedia Commons (CC-BY-SA 4.0)

Kazım’ın sesi, insanlığın sesi

Karadeniz müziğinin unutulmaz sesi Kazım Koyuncu’yu on üç yıl önce bugün kaybettik. Solcu ve çevreci kimliğiyle de ön plana çıkan sanatçı aslında kim?

Özlem ERTAN

Karadeniz bereketlidir. Sadece doğasıyla değil, insanları ve kültürleriyle de… Lazlara, Rumlara, Hemşinlilere, Türklere ve nicelerine yurt olan, onların sesleriyle, sözleriyle bütünleşen Karadeniz’in güler yüzlü, yetenekli, duyarlı çocuğu Kazım Koyuncu’yu kaybetmemizin üzerinden on üç yıl geçti.

Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Pançol köyünde, 7 Kasım 1971’de dünyaya gelen Kazım Koyuncu, 25 Haziran 2005’te, henüz 33 yaşındayken akciğer kanserine karşı verdiği mücadeleyi kaybetti. Ancak sesiyle, şarkılarıyla, haksızlığa karşı ve eşitlikten yana düşünceleriyle yaşamaya devam ediyor.

Koyuncu, 1986’daki Çernobil nükleer patlamasının kurbanlarından biri. Bu patlama sonucu çevreye yayılan, yağmurlara karışan radyasyon, vücuduna sinsice yerleşti ve yıllar sonra amansız bir hastalık olarak kendini gösterdi.

Sanatçı, kanser olduğunu öğrendiğinde bile yaşama sevincini kaybetmedi, konserlerine devam etti. Halktan yana bir sanatçı olarak, Çernobil faciasından sonra kameraların karşısında çay içen dönemin bakanının nasıl bir “halk düşmanı” olduğunu haykırmayı da görev bildi. Ne de olsa Kazım Koyuncu ezelden beri solcuydu, devrimciydi.

YEŞİL DOĞA, TULUM SESLERİ

Çocukluğu Pançol’da, Türkçe adıyla Yeşilköy’de, kestane ağaçlarının, çay bahçelerinin, derelerin arasında geçti. Tulum ve kemençe sesleri, Lazca türküler bu yıllarda kulağına yerleşti. İlkokulu köyünde bitiren sanatçının müzik hayatı, Almanya’ya giden dayısının getirdiği gitarı eline aldığında başlamış oldu. Daha sonra Hopa’da mandolin kursuna yazıldı.

Bu arada 1980 darbesi olmuş ve Kazım Koyuncu’nun solcu, devrimci babası göz altına alınmıştı. Üç-dört aylık gözaltı süreci Hopa’da market işleten babanın ticari hayatını büyük oranda sekteye uğrattı. Ancak hayat devam ediyor ve devrimcilik, solculuk Koyuncu ailesinde kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.

Ortaokulu ve liseyi Hopa’da okuyan Kazım Koyuncu, şiirle ve yazıyla da ilgiliydi. Kitap okumayı seviyor ve farklı dünyaları tanımak istiyordu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanınca memleketinden ayrılıp İstanbul’a yerleşti. 

DİNMEYEN VE ZUĞAŞİ BEREPE

Bir yıl devam ettiği üniversiteyi bıraktı ve müzik çalışmalarına yoğunlaştı. 1990 senesinde arkadaşlarıyla birlikte Dinmeyen adlı bir grup kurdu. Türkçe özgün müzik yapıyorlar ve çeşitli etkinliklerde sahne alıyorlardı. Birkaç yıl sonra grup dağıldı.

Kazım Koyuncu o dönemde yüzünü çocukluğuna ve içinde doğduğu, büyüdüğü Laz kültürüne döndü. Bunun sonucunda, 1993’te Mehmedali Barış Beşli ile birlikte Zuğaşi Berepe grubunu kurdu. Türkçede “Denizin Çocukları” anlamına gelen Zuğaşi Berepe, Lazca Rock müzik yapıyor ve protest şarkı sözleriyle dikkat çekiyordu. Zuğaşi Berepe, 1995’te Va Mişkunan, 1998’de ise İgzas olmak üzere iki albüm çıkardı. Gitarlar ile perküsyonun ön planda olduğu, Rock altyapısı üzerine Lazca şarkılar yapan grup, orijinal çalışmalara imza attı.

Devrimci Lider Ernesto Che Guevara’yı anlatan Ernesto adlı Lazca şarkı, Zuğaşi Berepe’nin unutulmazları arasında. Zuğaşi Berepe, 1999 senesinde dağılsa da etnik ve Rock müzik alanında estirdiği rüzgar dinmedi ve hâlâ kulaklarımızda uğulduyor.

ÇEVRECİ VE AKTİVİST

Kazım Koyuncu, Zuğaşi Berepe’nin dağılmasından sonra solo çalışmalara yöneldi. Bu arada aktivist ve çevreci yönüyle de göz önündeydi. Karadeniz sahillerini ve tarihi yok ettiği için Karadeniz Sahil Yolu Projesi’ne şiddetle karşı çıktı. Derelerin kirletilmesine, ağaçlık alanların azalmasına isyan etti ve her platformda insanları çevre konusunda duyarlı olmaya davet etti.

2001’de ilk solo albümü Viya yayınlandı. Artık müziğinde dilleriyle, müzikleriyle Karadeniz ön plandaydı. Bu albümde Didou Nana, Koçari, Ou Nana, Domi Vanis gibi Lazca şarkıların yanında; Hemşince Ka tun mi Xendasoç ile Türkçe parçalar da vardı.

Gülbeyaz dizisinin müziklerini yaptıktan sonra geniş kitleler tanıdı Kazım Koyuncu’yu. İnsanın içine işleyen tenor sesiyle, Karadeniz’in kadim ruhunu taşıyan müzikleriyle ve güzel yüreğiyle herkesin sevgisini, takdirini kazandı. 2004’te ikinci albümü Hayde’yi yayınladı. Bu albümde Lazca ve Türkçe şarkıların yanında Hemşince bir parça olan Ella Ella da vardı. Ben Seni Sevduğimi, Tsira, Gelevera Deresi ve tabii ki Hayde, albümün unutulmaz şarkıları.

Kazım Koyuncu, emekten ve emekçiden yanaydı, savaş karşıtıydı, farklılıkların kardeşçe bir arada yaşayabileceğine inanırdı. On üç yıldır doğduğu köy Pançol’da, yeşilliklerin arasında uyuyor. Müziği ise kulaktan kulağa, kalpten kalbe dolaşıyor.

www.evrensel.net
ETİKETLER Kazım Koyuncu