10 Haziran 2018 03:25

10 Ekim davası, bütün ülkenin davası!

10 Ekim Ankara Katliamı davasının avukatlarından İlke Işık; katliamı, davanın bugüne kadarki sürecini ve 24 Haziran'la bağını yazdı.

10 Ekim davası, bütün ülkenin davası!

Fotoğraf: Tamer Arda Erşin

Paylaş

İlke IŞIK*

Ülkenin yakın tarihi açısından en zor dönemlerden biri 2015 yılı temmuzdan sonra başlayan ve uzunca bir zaman devam eden süreç olsa gerek. Devrilen çözüm masasının ardından ülke yeniden kan revan günlerine hızla geri dönerken, Ortadoğu’da vahşi, barbar bir örgüt insanlığa dair ne değer varsa, her birine saldırarak şehirleri ele geçiriyordu. AKP Hükümetinin öfkeli çocuklar adını taktığı IŞİD’lilere çoğu zaman gizlenmeye bile gerek duyulmaksızın destek verildi.

IŞİD her açıdan elverişli, kullanışlı bir örgüt olduğunu AKP’nin en ihtiyaç duyduğu anlarda, büyük ve kanlı eylemler gerçekleştirerek gösterdi. 7 Haziran seçimlerinden sonra “Madem kaos istediniz” sözleri ile birlikte IŞİD katliamları başladı. Ülke ilk kez canlı bomba eylemleri ile tanışmıştı. 20 Temmuz Suruç Katliamı’nın şoku halen devam ederken, daha büyük bir katliamın hazırlanmakta olduğunu elbet ki hiçbirimiz tahmin edemedik.

10 Ekim 2015 eğer tamamlanabilseydi bu ülkenin en büyük barış mitinglerinden biri olacaktı. Tam da 10 Ekim’den sonra yaşanan tablo olmasın diye ülkenin işçileri, emekçileri, kadınları bir araya gelmiş barış diyorlardı. Ancak 9 Ekim gecesi miting katılımcılarıyla aşağı yukarı aynı saatlerde Antep’ten yola çıkan iki araç ülkenin en büyük katliamını gerçekleştirdi.

10 Ekim 2015… Pek çoğumuz için hayatın kırıldığı tarih, bir daha asla eskisi gibi olmadı hayat. Aslında ülke için de öyle. Ankara Garı’nda patlayan iki canlı bombadan sonra ülke güzel bir gün görmedi. IŞİD saldırıları devam etti, savaş şiddetlendi, bölgede taş taş üstünde bırakılmadı. Hukuk, adalet, insan hakları, demokrasi bunlar uzun zamandır bu topraklarda hiç olmayan şeyler.

10 Ekim 2015 önemli bir tarih. Memleketin yakın tarihinin şifresi belki de. Siyasal iktidarın kaybettiği seçimi yeniden kazanmak için neler yapabileceğinin somut örneği. İki seçim arasında ülkenin kaderini değiştiren gün belki de. Kimin planladığı, nasıl yapıldığı, kimlerin hangi biçimlerde sorumlu olduğunun bu kadar somut olduğu başka bir katliam yok-tur belki de.

Bu katliam davasıdır izini sürdüğümüz. 11 Ekim gününden bu yana, bütün sorumluları yargılayın diye çırpındığımız, adaletin nasıl bir şey olduğunu tarif etmeye çalıştığımız. Çünkü bu ülke böyle bir yer, önce katledilirsiniz, sonra bu katliamın arkasından adalet aramak için de uzun zorlu bir mücadele vermek zorunda kalırsınız. Gözyaşlarınızı akıtamazsınız, oturup hüngür hüngür ağlamak bile mümkün olmaz.

Bizim durumumuz da işte tam böyle. Bu katliamın tanıkları, mitingin katılımcıları olanlar, sırf meslekleri avukat olduğu için şikayetçi sıralarında değil, avukat koltuklarında oturur. 1.5 yıl IŞİD’li sanıklarla, katillerle göz göze asıl katiller siz değilsiniz demek zorunda kalınır. Yüzlerce klasörden belge, kanıt toplanır. İşte bakın siyasal iktidar ve her noktada olan devlet yetkilisi sorumlu dersiniz. Tane tane anlatıp, gerçek sorumlulara gitmelisiniz diye mahkeme heyetini ikna etmeye çalışırsınız, bağımsız olmadığı artık resmen ilan edilmiş olan yargı ile boğuşursunuz.

7 Kasım 2016 günü başlayan yargılama süreci, sekiz ay gizli devam eden soruşturmanın ardından bu mücadelenin yeri bizler için. Antep’te son derece aleni örgütlenmiş IŞİD hücresinin büyük bir rahatlıkla gerçekleştirdiği bir katliamdan söz ediyoruz. Dernekleri, hücre evleri, depoları, araçları, emlakçıları, sınırları kontrol eden elemanları olan bir örgüt. Devletin her kademesinin bildiği ama dokunmadığı, izlediği ama gözaltına bile almadığı bir yapılanma.

İşte bu Antep yapılanması büyük bir kolaylıkla katliamı gerçekleştirip sonra da geldikleri rahatlıkla Antep’e geri dönebilmiştir. Antep’te bir süre daha aynı hücre evlerini kullanmaya devam etmiş, kaçmaya saklanmaya bile zahmet etmemişlerdir. Çünkü Ankara Savcılığı, Ankara Emniyeti, Antep Emniyeti ne katliamdan önce ne de katliamdan sonra işini yapmamıştır. IŞİD örgütlenmesine Antep’te göz yuman, izin veren, yol veren bütün kurumlar açıkça sorumludur.

Dosyaya gelen belgeler gerçekten durumun vahametini ortaya koymaktadır. Sınırların nasıl IŞİD kontrolünde olduğunu, her dakika eleman getirip götürdüklerini bu işleri sınırlardaki askerlerle telefon görüşmeleri yapacak kadar rahat yaptıklarını görüyoruz.

Ankara Valiliğinin, Ankara Emniyet Müdürlüğünün, İstihbarat Dairesinin yüzlerce ihbara rağmen hiçbir önlem almadan miting yapılmasını sağladığını görüyoruz. Miting gibi kalabalık yerlerde canlı bomba saldırısı olabilir yazan istihbarat gizlenerek başlamış bir mitingdir söz konusu olan.

İlk duruşmada şunu söylemiştik; 9 Ekim gecesi Antep’ten yola çıkan araç engellenebilirdi, hiç yola çıkmaması sağlanabilirdi. Bu yapılmadı, o araç Ankara’ya girdi ve barış mitingi 103 kişinin öldüğü, yüzlerce insanın yaralandığı bir katliam alanına dönüştü.

Bütün belgelere, sunduğumuz bütün kayıtlara dosyalara büyük bir kayıtsızlıkla bakılıyor ve hiçbir kamu görevlisi hakkında soruşturma açılmıyor. Halen yargılanan tek bir kamu görevlisi bile yok. Hatta duruşma savcısı esas hakkında mütalaa verebilirim deme noktasındadır. 12-13 Haziran duruşma grubunda savcının “Bu dosya bence tamamlanmıştır” deme ihtimali bulunmaktadır.

İşte bu tablo ile 12-13 Haziran’da duruşmalara devam edeceğiz. Yine gerçek sorumluluklardan söz edecek ve gerçek bir adaletin ancak bu şekilde tesis edilebileceğini ifade edeceğiz. Bu hali ile bitirilmeye çalışılmasına ise izin vermeyeceğiz elbette.

Yukarıda da söylemiştim, her birimizin birebir mağduru olduğu bir dava bu. Bu insanlığa karşı işlenmiş suçtan zarar görenler hepimiziz. Bütün bir ülkenin davası bu aslında. O yüzden biliyoruz ki ülkede demokrasi mücadelesinin önemli bir parçası ve birlikte başaracağız.

Adalet dediğimiz kocaman şeyin tek başına mahkeme salonunda sağlanabilir bir şey olmadığının farkındayız. 10 Ekim günü yarım kalan barış mitinginin devamını sağlayabiliriz. Evet hesap denen şey bu mitingin yani barış mücadelesinin devamı biraz da. Elbette ki 24 Haziran seçimleri sonra….

Bizden aldıkları her bir arkadaşımızın hesabını verecekler, gülüşlerimizi yok etmenin hesabını, her duruşmaya büyük bir inançla gelen annelere, babalara, kardeşlere, eşlere yaşattıklarının sonra. O gün çok uzak değil. Bu zor günleri hep birlikte aştık, 25 Haziran’a ulaşacağız elbet.

*10 Ekim davası avukatlarından

ÖNCEKİ HABER

Başak Demirtaş düğün videosunu paylaştı

SONRAKİ HABER

Turkey ranks 130th for sexual inequality out of 149 countries

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa