Nâzım Hikmet Ödülü, Yaşar Kemal ve barış

Nâzım Hikmet Ödülü, Yaşar Kemal ve barış

Bu yıl 1 Eylül yurdumuza en çok özlediği kavramla geldi. Barışla. Dünya Barış Günü’nü 1 Eylül olarak kabul edene kadar epey çaba harcadık, o tarihte etkinlikler düzenledik. Ne var ki dünyanın pek çok ülkesinde Dünya Barış Günü olarak 21 Eylül kutlanıyor.Nedenini açıklayayım: 1

Sennur Sezer

Nedenini açıklayayım: 1 Eylül (1939) Hitlerin Polonya’yı işgal ettiği tarihti. Bu tarihte II. Dünya Savaşı da başladı. Sovyetler Birliği, barış içinde bir dünya için verilmesi gereken mücadeleyi hatırlatmak için 1 Eylülün “Dünya Barış Günü” olarak ilan edilmesine öncülük etti.
Sovyetlerin dağılmasından sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, önce 1981’de “Genel Kurulun açılış günü olan her Eylülün üçüncü salı gününü”  Uluslararası Barış Günü ilan etti.  Yirmi yıl sonra 7 Eylül 2001’de , 21 Eylülün Barış Günü olarak kabul etti.
Ben 1 Eylülün Dünya Barış Günü olarak kutlanmasında bir aksaklık/yanlışlık görmüyorum. Savaşın faşizmle ilişkisini vurguladığı için bence uygun bir tarih. Üstelik dünyamızda otuz gün içinde iki kere barışı anmanın uygunsuzluğu da yok.
Bu yıl Dikili Belediyesi 1 Eylülde ilk Nâzım Hikmet Barış Ödülü’nü veriyor, Yaşar Kemal’e. Nâzım Hikmet’in 110’uncu doğum yıldönümü onuruna düzenlenecek Dikili Barış Şenliği’nde verilecek bu ödülün sunumundan önce, Dikili’de Türkiye’nin en büyük Nâzım Hikmet büstü de açılacak.
Nâzım Hikmet, adının yanına barış sözcüğünü çekinmeden ekleyebileceğiniz ender insanlardandır. Şair olarak “insanlığın büyük hasretini” anarken de barışı söyler:
“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler”
Yaşar Kemal adı Nâzım’ınki kadar uyumludur barış sözcüğüyle. 1990’lı yıllarda Türkiye’nin barışa (ve demokrasiye) ihtiyacını, özlemini hatırlatarak yaptığı çağrıları, düzenlediği toplantıları, o toplantılarda yaptığı konuşmaları, anaların ağıtlarından verdiği örnekleri benim gibi hem PEN hem TYS üyesi yazarlar anımsar. Medya o toplantılara pek yüz vermedi... Düşünce özgürlüğü üst başlıklı kitaplar düzenlenince de yayınlananların ilki Yaşar Kemal’in yazısı suçlanarak toplandı.
Yaşar Kemal adı barışa yakışır. Fırat Nehri’nin kan aktığını ilk o söylemedi mi? Savaşı o lanetlemedi mi? O babası gözlerinin önünde öldürülmüş bir çocuktur. Şiddeti kabullenemez.
Doğaya ve halka inancını da hep taze tutar:
“Ben iki şeye inanırım. İki şeyin sonsuz gücüne, sonsuz yaratıcılığına, sonsuz değişimine; halk ve doğa. (...) Benim sanatım, içinden çıktığım sınıfın yani proletaryanın çıkarlarının emrindedir. Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim.”
Yaşar Kemal, dünya görüşünü de sanattan ayırmaz:
“Sosyalist insan yeni bir insandır. Sosyalist sanatçı yeni bir sanatçıdır. (...) Dünyanın büyük ustalarından yararlanmak, onlara çıraklık etmek olağandır. (...) Yalnız, kendi kültür değerlerine sırt çevirmiş bir kimse hiçbir zaman dünya kültür değerlerinden faydalanamaz.”
Yaşar Kemal gelenekten yararlanmanın geleneği taklit etmek olmadığını da sık sık vurgular, Konuşmalardan birinde söz Nâzım’a gelir: “Eğer halktan kopmasak, onunla, onun içinde yaşayabilsek çağımızda söz sanatlarına büyük katkılarımız olabilir. Dünya edebiyatını daha sağlıklı etkileyebiliriz. Nâzım Hikmet bu büyük gelişime en büyük kaynak, örnek olabilir.” Yaşar Kemal bu konuda Nâzım Hikmet’le tartışmalarından da söz eder. Onca önemli olan:
“ (...) Nâzım Hikmetin bütün bu yetenekleri ve kültürüyle hapishaneye girip halk aşısı olmasındaydı. Halk aşısının şiirini Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu gibi örmesiydi”. Yaşar Kemal Nâzım’ın çalışma biçimine dikkat çeker: “Halkla beraber, halk içinde örüyordu şiirini. Ve çalışması da Karacaoğlan çalışması gibi. Karacaoğlan türküsünü yapıyor, büyük kitlelere okuyor. Nâzım da şiirlerini yazıyor, bütün hapishaneye okuyordu. Yani yaşayışı da benziyordu, şiir çalışma biçimi de benziyordu.”
Yaşar Kemal çok ödül aldı. Ama bence ona Nâzım Hikmet Barış Ödülü çok yakıştı.


BARIŞ YASALARI

1 Eylül Dünya Barış Günü ile ilgili Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Barış Yasalarını yayınladı.

* Vazolarımızdaki karanfillerden önce soluyor oğullarımızın yüzleri, annelerimiz sandıklarda saklanan yazmalar gibi yaslı.
Öldürmeyeceksin!  Öldürüyorlar.
* Ağaçları ışıtan şimşekler değil, çiy taneleridir.
Savaşmayacaksın!  Savaşıyorlar.
* Öfke, kapılarına bağladıkları gök gürültüleri onların.
Öfkelenmeyeceksin! Öfkeleniyorlar.
* Yüreklerimiz sonsuz çayırlarımız bizim, yaz yağmurlarıyla serinleyen.
Seveceksin! Sevmiyorlar.
* İnsan görebilir gülün ve taşın içinden geçen rüzgarı. Onlarınsa kan değil, kin geziniyor damarlarında.
Kin duymayacaksın!  Duyuyorlar.
* Yılanlar gibi deri değiştiriyor dilleri söylevler ve boş sözlerle.
Yalan söylemeyeceksin!  Söylüyorlar.
* Ruhlarımız sıcak ekmekleridir özgürlüğün. İsteyen doyabilir onunla, dilediğince.
Özgürleştireceksin!  Köleleştiriyorlar.
* Hangi sabah yeli kaldırır buğdayı emeksiz, yoz tarlaya?
Çalmayacaksın!  Çalıyorlar.
* Ateşle değil, külle pişiyor komşunun düğün aşı. Açlık, yazgısı oldu cömert toprağının.
Paylaşacaksın!  Paylaşmıyorlar.
* İstiyorlar ki alınlarımız değil yaralarımız ışısın gecenin ala karanlığında.
Boyun eğmeyeceksin! Eğiyorlar.

DÜNYA BARIŞ GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!

www.evrensel.net