Boğulacağı günü bekleyen kent; Hasankeyf

Fotoğraf: İsmet Doğan/EVRENSEL

Boğulacağı günü bekleyen kent; Hasankeyf

Hasankeyfli Çoban Ali: Burası benim evim, burası benin geçmişim, dünüm, bugünüm. Babamın mezarı burada ve sular altında kalacak.

İsmet DOĞAN
Batman

 
Batman iline bağlı bir ilçe Hasankeyf. Geçmişi 10-12 bin yıl öncesine dayanan.  “Medeniyetin beşiği” diye bir deyim vardır ya, işte o deyim bu bölge için söylenmiştir. İlk insanların avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçtiği, ilk kez tarımın yapıldığı yer Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan bereketli Mezopotamya’dır. İlk evler burada yapılmıştır, insanların duygu aracı yazı burada bulunmuştur, matematik, tıp ve astronomi bu bölgede gelişmiştir.

Hasankeyf tarih boyunca Mezopotamya’nın en önemli yerleşim birimlerinden biri oldu. Tarih öncesi devirlerde Sümer, Hitit, Mitanni, Asur, Babil, Pers medeniyetlerine beşiklik etmiş bölgede daha sonraki dönemlerde Bizans, Sasani, Emevi, Abbasi, Artuklu, Eyyubi, Selçuklu ve Osmanlı devletleri hüküm sürmüştür.

Hasankeyf altın çağını 1102-1409 tarihleri arasında bölgede hüküm süren Artuklular zamanında yaşamıştır. Artuklu Devletinin başkenti olan Hasankeyf’te onlarca tarihi cami, kilise, kale, kümbet vardır.

1800’lü yılların sonuna kadar kentin nüfusu yarı yarıya Süryani Hıristiyanları ile Müslümanlardan oluşuyordu. Sonrasındaki dönemlerde yaşanan baskı ve sürgünler nedeniyle Süryaniler bölgeyi terk etti.

Ve Hasankeyf bugün yok oluşunu bekliyor. Dicle Nehrinin Türkiye sınırları içindeki 523 kilometrelik yolculuğunda başka yer yokmuş gibi 4. Baraj, Hasankeyf’in bulunduğu yere denk getirildi.

İTİRAZLARA RAĞMEN

Fotoğraf: İsmet Doğan/EVRENSEL

İlk kez 1950’li yıllarda ortaya atılan Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı projesi itirazlar, protestolar, ekonomik ve politik tartışmalarla 50 yıl boyunca hayata geçmedi. Ancak, bu barajı sadece enerji ihtiyacının bir sonucu değil Dicle nehrinin sularını güneyde yaşayan Irak ve Suriye halkları üzerinde bir silah olarak kullanma amacında olan hükümetlerin inadı da bitmedi. 

AKP Hükümeti döneminde bir kez daha gündeme getirilen proje alelacele hayata geçirildi.

Artık Hasankeyf sular altında kalacağı günleri sayıyor. 

Hasankeyf’te doğmuş, büyümüş olan Çoban Ali, Haziran ayı içerisinde suların verilmeye başlanacağını söylüyor.

Hasankeyf’te doğmuş Çoban Ali, “Okula gidemedim, ama hayvan otlatırken çok vakti oluyor insanın. Kendi kendime öğrendim okuma-yazmayı” diyor. Gönüllü rehberlik yapıyor. Para karşılığı değil, “belki Hasankeyf’i kurtarırım” diye. Bölgedeki insanlar 2000’li yılların başına kadar mağara evlerde yaşıyormuş. Bölgeyi tanımayanlar bunun fakirlikten olduğunu zannetse de kışın soğuğa, yazın ise kavrucu sıcağa karşı mükemmel birer doğal korunak olan bu mağaralar bölge halkının bin yıllardır evleri olmuş.

Çoban Ali de bu evlerden birinde doğmuş, büyümüş. Başka bir barınak tanımamış. Ta ki bir gün kapısına dayanıp “artık burada yaşamanız yasak” denilene kadar.

Çoban Ali ve komşuları yaka paça atılmış evlerinden. “Evimin içindeki eşyalar dahi duruyor, her gün uzaktan bakıyorum, ama yanına yaklaşmam yasak, kendi memleketimde mülteci oldum” diyor.

Evinden atıldıktan sonra çok uzağa gidememiş Ali, sığınmış yakınlarda bir yerlere. Bir kızı olmuş. “Gidip yalvardım bölgedeki görevlilere, yarım saat izin koparttım” diyor. “Kızımı alıp doğduğum eve gittim, 15-20 fotoğraf çektim. Albüm yaptım. Yarın, kızım büyüdüğünde ona gösterip, bak kızım baban bu evde doğdu işte” diyeceğini söylüyor.

'BURASI BENİM EVİM, GEÇMİŞİM, DÜNÜM, BUGÜNÜM...'

Fotoğraf: İsmet Doğan/EVRENSEL

Hasankeyf hakkında yazılı/görsel basında ve internette çok fazla bilgiye ulaşmak mümkün, ama Çoban Ali özelinde bölge halkının duyguları çok daha etkileyici.

Çoban Ali şöyle diyor;

“Buraya çok kişi geliyor, Hasankeyf için üzülen, sular altında kalmadan önce son bir kez görmek isteyen kişiler. Anlatıyoruz hislerimizi. Hüzünleniyorlar, üzülüyorlar. Ama onların hüzünleri ve üzüntüleri Hasankeyf’ten çıkarken üzerinden geçtikleri köprüye kadar. Sonra Hasankeyf onlar için bir anı sadece. Ama burası benim evim, burası benin geçmişim, dünüm, bugünüm. Babamın mezarı burada ve sular altında kalacak.”

Tarihi yapıların sular altında kalacak olmasına yapılan itirazları engellemek için önemli bazı eserlerin taşınması kararı alınmış. Bu kararla ilk olarak 650 yıllık Zeynel Bey Türbesi Hollandalı bir firma tarafında taşınmış. “Çatladı türbe, onarılması gerekecek” diyor Çoban Ali. “Daha kümbeti götüremeyenler Ulu Camiyi minaresiyle birlikte nasıl götürecekler” diye soruyor. Ve okumayı kendi kendine öğrenen Ali diyor ki; “Varsayalım ki taşıdılar tüm tarihi eserleri. Ama sizin bugün gördüğünüz bu kentin son 1000 yılı sadece. Burası 12 bin yıllık bir kent. Bu toprağın  2 metre altında 3 bin yıl öncesi var, 5 metre altında 10 bin yıl önceki tarih. Onları nasıl taşıyacaksınız?”

Ölüyor Hasankeyf. Haziran başında barajda su tutulmaya başlanacak ve ağır ağır sulara gömülecek. İnsanlığın on bin yıllık medeniyeti boğulacak. Vicdanlı herkes üzülecek ama Çoban Ali kadar yanmayacak kimse.

www.evrensel.net