Türkiye İşçi Sınıfı Tarihinden Portreler 

Fotoğraf: Fırat Turgut/EVRENSEL

Türkiye İşçi Sınıfı Tarihinden Portreler 

294. Sayımızdan itibaren Genç Hayat'ta yer verdiğimiz Türkiye İşçi Sınıfı tarihinin öğrettiği temel noktalar...

294. sayımızdan itibaren dergimizde çıkan Türkiye İşçi Sınıfı tarihinin özetinin özeti şeklindeki sayfamızın bu sayımızda sonuna geliyoruz. Öne çıkan direniş ve mücadeleleri genel hatlarıyla yansıtmaya çalıştığımız Türkiye İşçi sınıfının tarihinde, kimi zaman kazanımlarla sonuçlanmış, kimi zaman çeşitli sebeplerle sönümlenmiş ama bugüne de ışık tutan önemli derslerle dolu örneklere yer verdik. Bir bütün olarak baktığımızda Türkiye İşçi sınıfı tarihinin bize öğrettiği şu temel noktalara dikkat çekmekte fayda var: 

DİN, DİL, IRK AYRIMI OLMADAN SINIF KARDEŞLİĞİ

1- İşçiler din, dil, ırk ayrımı gözetmeden sermayenin karşısında birlik olduğu, işyerinden başlayarak yurt genelinde birliklerini sağladıkları, işçinin aldığı kararı işçinin uyguladığı bir anlayışla sendikal bürokrasiye göz açtırmadıkları zaman kazanım sağlamıştır.

2- Sınıf tarihi, milliyetçi ve mezhepçi yaklaşımın işçilere kaybettirdiğini, bu ayrımlar bir kenara bırakıldığında kazanımın sağlandığını gösterdi. Önceki sayımızda yer verdiğimiz 2017 Saya direnişini hatırlatmakta fayda var. Türkiyeli saya işçileri, düşük ücretle çalışmalarının sorumlusu olarak Suriyeli işçileri gösteriyordu. Ancak böyle düşünmelerinin Suriyeli işçilerin de kendilerinin de daha fazla sömürülmesine neden olduğunu fark ettiklerinde iş tersine döndü. Suriyeli işçilere tepki göstermek yerine talepler için birlikte patronlara karşı durdular ve kazanım elde ettiler. 

SENDİKAL BÜROKRASİYE KARŞI MÜCADELE

3- Yakın dönem örneklerinden biri de TEKEL direnişi. Özelleştirmenin ardından 4-C ile çalışma dayatmasına karşı işçilerin verdiği mücadele bir yangın gibi ülke geneline yayıldı. İşçilerin mücadelesi farklı işçi ve memur konfederasyonlarını bir araya getirerek ortak mücadele zemininin oluşmasını sağladı. Sendikal bürokrasiyi de harekete geçirmek zorunda bırakan bu kararlılık ve birlik, ülke genelinde gösterilen dayanışmayla birlikte kazanım getirdi. 

SADECE EKONOMİK DEĞİL SİYASİ TALEPLER DE

4- İşçilerin tek tek talepleri için verdiği mücadelenin yanı sıra ülke yönetimine müdahale ettiği büyük direnişler de oldu. Örneğin 1970’te 15-16 Haziran direnişi ile sendikal demokrasiye sahip çıkan işçiler, DGM’lere karşı da direndi. 80 darbesi sonrası demokratik taleplerin sokaklarda dile getirilmesi, kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmesinin önünün açılması gibi gelişmeler de ancak 89 Bahar Eylemleri süreciyle birlikte olabildi. Bu örneklerde de görüldüğü gibi sadece toplusözleşme değil, işçiler ülkenin nasıl yönetileceği, demokratik hak ve özgürlüklere ilişkin harekete geçtiğinde de kazanımlar elde etti. 

5- İşçilerin talep ettikleri ekonomik ve demokratik talepler, bu taleplerin hayata geçmesi için gerekli imkanlar düşünüldüğünde bir ülkenin nasıl yönetildiği de bir kat daha önem kazanır. OHAL döneminde yasaklanan grevler, sendikalaşma önündeki engeller, tek adam yönetimine gidilmesi halinde kısıtlanacak olan haklar düşünüldüğünde seçimler  daha da önem kazandı. Seçimlerde sermaye grubunun en gerici ittifakı olan “Cumhur İttifak”ına bir darbenin vurulması, demokratik bir ortamın yaratılması işçilerin talepleri için yaptıkları mücadelenin genişlemesi için alan ve imkan sağlayacaktır.

İŞÇİ SINIFININ KENDİ PARTİSİNDE ÖRGÜTLENMESİ

6- Toplusözleşmeler ve kimi demokratik haklar için mücadele etmek önemli ama yeterli mi? Sınıf tarihi bu sorunun da yanıtını veriyor. Yüzde 280 zamla bitmiş sözleşmeler, bir ay tek, bir ay çift maaş alacak kadar çok elde edilen sosyal haklar, işe alınacak işçiye, öğlen çıkacak yemeğe kadar işçilerin belirlediği fabrikalar... Bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak sınıf hareketinin inişli çıkışlı karakteri, bu kazanımların, işçilerin gücünü kaybettiği anda elinden alındığını da gösterdi. İşçilerin ekonomik ve demokratik talepleri için mücadele etmelerinin önemli ama yeterli olmadığını gördük. Ve sınıf tarihinin bize öğrettiği bir diğer ders ise işçilerin sömürü düzenini ortadan kaldıracak bir iktidar mücadelesi içine girmeden ekonomik olarak da kesin bir kurtuluşa ulaşamayacağı sonucu oldu. Bunun son örneği ise 2015 metal fırtınayla başlayıp, 2018’de sona eren MESS grup sözleşmesiyle biten son süreç oldu. Metal fırtınanın da yarattığı etkiyle işçiler sendikalarını sıkıştırdı ve sonuç olarak son dönemin en iyi zamlarından biri alındı. Sözleşmeler yüzde 216 zamla sona erdi. Ancak dolar ve avrodaki artış, enflasyondaki hızlı yükselme daha 4 ay geçmeden alınan bu zammı fazlasıyla götürdü. Vergi dilimlerinin artacak olması da işçileri şimdiden kara kara düşündürmeye başladı. İşçilerin ekonomik talepleri için sendikalarda mücadele etmesi önemlidir ama bu mücadele siyasi taleplerle buluşmadığı sürece günlük kazanımların önüne geçemeyecektir. Bu sömürü sistemini ortadan kalkması ise işçilerin ekonomik, sosyal ve siyasi talepleriyle kendi partisinde örgütlenmesi ve partisiyle beraber iktidar mücadelesi yürütmesiyle mümkün olacaktır. İşçiler birlik olup inisiyatifi ele geçirdikleri zaman önlerinde ne sermaye sınıfı ne devlet ne de sendikal bürokrasi durabilmiştir. Dün olduğu gibi bugün de işçi sınıfının kurtuluşu kendi elindededir. 

www.evrensel.net