Yeraltından gelen ses: Sondan Başa

Burak Tamdoğan'ın Sondan Başa albüm kapağı

Yeraltından gelen ses: Sondan Başa

Oyuncu ve Yazar Burak Tamdoğan 'Sondan Başa...' isimli şiir kitabında ezilenlerin sesini yakın tarihimizden kesitler sunarak aktarıyor.

Cem KESER
İstanbul

Günümüzde farklı olanı görmek keşfetmek bazen güçleşebiliyor. Bu kadar büyük bir “aynı’’ yığının içinde, farklı olanı bulmak, okuyucunun edebiyat hafızasına “görsel’’ bir zenginlik katıyor. “Biz aykırıya, ayrıntıya, ayrıksıya, azınlığa tutkunuz.’’ diyor ya şair. İşte tam da bu sözün ışığında “ayrıksı” bir şiir kitabı duruyor karşımızda: “Sondan Başa”…

BİÇİMSEL YÖNÜ DİKKAT ÇEKİCİ

Kitabı eline aldığınızda ilk farklılığı kapakta görüyorsunuz. Alıştığımız kitap şeklinde kitap ismi ve yazar adı “başta” olur fakat kitapta yazarın ve kitabın adı “sonda”. Bu farklılık kitabın sayfa düzenine de yansımış, kitapta sayfa numaraları kitabın isminde belirtildiği gibi sondan başa doğru giderken şiirlerin üstüne konan sayılar baştan sona doğru ilerliyor. Bu okuyucuya bambaşka bir imkan sunuyor. Anlam tekdüze ilerleyen ve sadece yazara bağlı kalan boyutu aşıp okuyucunun inisiyatifine geçiyor.

GERÇEKTEN ŞİİR Mİ?

Yukarıda kitabın bir şiir kitabı olduğunu belirtmiştim fakat kitapta alışılan bir şiir yapısı yok. Yazar kitapta bunu çok açık dile getirmiş: “Bir cümlenin bağırması imkansız, artık anladım. Ağızımı kocaman açıp, heceleri, gramerinize aykırı bölüyorum.”
Görüldüğü gibi şiir kitabında düzyazı kullanılmış ve yazar bilinen gramer kurallarını reddetmiş. Öyle ki normalde ‘’ağzımı” yazılması gereken sözcüğü “ı” ünlüsünü düşürmeden yazmıştır. Bu durumun şiirde ilk kez denenen bir durum olmadığını belirtmemiz gerekiyor ama Burak Tamdoğan bu pratiği Türkiye şiirinde deneyen “azınlıkta”ki insanlardan biri.

MISRANIN İŞLEVİ BİTTİ

Tamdoğan’ın şiirinde denediği üslubun temeline inersek orada İkinci Yeni’yi, Dadaizm’i ve Boris Vian’ı irdelememiz gerekir. Bence yazar kitapta ki “düz-şiir”lerinde bu isimlere ve topluluğa biçim ve anlatı bakımından atıfta bulunmuştur. Bu noktada bir Cansever anekdotu anlatmamız gerekir. Cansever şiirlerini Ahmet Hamdi Tanpınar’a götürdüğünde Tanpınar’ın üstadın şiirleriyle ilgili yorumu çok farklıdır: “Edip, bunlar çok güzel ama şiire hiç benzemiyorlar.” Tanpınar’ın böyle bir yorum yapmasının nedeni şüphesiz Cansever’in kendi şiirlerinde mısranın işlevini kırmak istemesi ve anlamı dizelerin dışına çıkarmak arzusuydu.

“Sondan Başa” kitabında böyle “düz-şiir”lerin kullanılmasının bir nedeni de bu olabilir. Kitapta geçen “kendine doğurmak demiyorum, hiç kendinizi doğurdunuz mu?” cümlesi bize Süreya’nın beni öp sonra doğur beni şiirini hatırlatıyor. Acaba yazar bu sözcükleri yazarken bilinçaltında bir yerlerde Süreya mı vardı?

BORIS VIAN VE EZİLENLER

Yazarın eserinde hayata karşı hırçın üslubunun kaynağı Boris Vian’ın “Mezarlarınıza Tüküreceğim” veya “Bütün Ölülerin Rengi Aynıdır” kitapları olabilir. Vian “Mezarlarınıza Tüküreceğim” adlı kitabında 1940’ların Amerikası’nda yükselen faşizm ve baskı ortamını anlatmıştır. Ezilen siyahları yeraltı edebiyatının “gerçekçi” üslubuyla anlatan Vian’ın üslup ve içerik olarak “Sondan Başa”ya etkisini kitabında Türkiye’nin ezilenlerini anlatırken görüyoruz.

Tamdoğan “O sınırın ne işi var katırlarda? O kilimin ne işi vardı çocukların belinde?” dizeleriyle Roboskî’de yaşananları anlatırken;  “Acını düğün davetiyesi olarak yolla” dizesinde ise IŞID’in Antep’te yaptığı katliamı hatırlatıyor. Ya da “Tren garının üstünde gazeteyle örtülenler” Ankara’da yitirdiğimiz insanlarımız değil midir? Şairin “Aksayan ayağını kim sarar minarenin, dibine boylu boyunca uzansak” diyerek bahsettiği Tahir Elçi’den başka kim olabilir? Kitabında yakın tarihimizden kesitler sunan Tamdoğan, şiirlerinde ezilenlerin ve acı çekenlerin sesini gerçekçi bir üslupla bizlere aktarıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 17 Mayıs 2018 16:34
www.evrensel.net
ETİKETLER Burak Tamdoğan