Çünkü bu yazım virgülle  bitecek, Ülkü Tamer

Çünkü bu yazım virgülle bitecek, Ülkü Tamer

Ayşegül Tözeren, yaşamını yitiren Ülkü Tamer'i yazdı.

Ayşegül TÖZEREN

Ülkü Tamer, 1937 yılında Antep’te doğdu. Çocukluğunu Antep’te geçiren Tamer, önce Robert Kolejde, ardından da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde eğitim gördü. Antep’te geçirdiği günleri Alleben Anıları başlığı altında kitaplaştırırken, bu günleri Alleben Öyküleri olarak hikayeleştirdi de… Alleben, Antep’i ikiye ayıran Fırat’ın deli akan kollarındandır. Ancak yıllar içinde ince ince akan bir dereye dönüşmüştür, ıslah çalışmaları da sürmektedir. Tamer, Alleben Öyküleri’nde insanlar arasında akan ne varsa onu yazmıştır. İnsani olana sonsuz bir hoşgörüyle yaklaşarak… Yunus Nadi Öykü Armağanı’na layık görülen Alleben Öyküleri’nde Sitti Zeynep’i, Çete İsmail’i, Şekerci Asım’ı, Macı Hüseyin’i anlatır… Onların yaşadıkları mahalleleri, sokakları… Mahalleler önemlidir Tamer için. Dergi ve kitapla ilk tanışması, evlerine giren Realite, Ayda Bir, Karikatür dergileriyle, Grimm Kardeşler’in Gençlik Hikâyeleri ile olmuştur. Evlerindeki kitapları ilkin kendisi okuyamamış, annesi ona okumuştur. Annesi de okumaya meraklıdır. Kitaplarla ilk derinden yakınlaşmasıysa mahalledeki Kitapçı Arif’le olmuştur. Hatta ondan ciltçiliği bile öğrenmiştir. 

BİRÇOK ALANA DOKUNMUŞTUR

İkinci Yeni’nin en genci Ülkü Tamer, edebiyat ve sanatın birçok alanına dokunmuştur. Tiyatro dahil… Robert Kolejde geçirdikleri son yıllarda sahneye koydukları bir tiyatro oyunundan dolayı Demokrat Parti döneminde Bolşeviklikten soruşturma da açılmıştır. Oyun Samuel Beckett’a aittir. Hoş, Tamer ve arkadaşları için Beckett, İsmail Behçet’tir, ondan böyle söz etmektedirler. Ancak dönemin Kütahya Valisi, oyunda bir kızıllık görür ve oyunu hazırlayanları sorguya çeker. Ülkü Tamer’in hikayesi sıradandır. Bir tüccarın oğludur. Tamer’in arkadaşı Manfred’se babasının propagandist olduğunu söyleyince, hava iyice gerilir. Hâlbuki propagandist diyerek, Manfred, ilaç tanıtımcısı demek istemektedir. Bir diğer arkadaşı Arda Gedik’in babasının adıysa Namık’tır. Bunu duyan Vali yutkunur, çünkü Namık Gedik dönemin içişleri bakanıdır!

Robert Kolejden Ülkü Tamer’e kalan bir diğer miras, yeni bir dil öğrenmiş olmasıdır. Muazzam çevirileriyle, edebiyatımızı zenginleştirenlerin başında gelir. Üniversite okuduğu dönemlerde Tamer’in kaydı gazeteciliktedir, ama çoğunlukla Hukuk Fakültesi kantinine devam eder. Orada Onat Kutlar, Ferit Öngören, Raif Ertem, Demir Özlü, Engin Ertem’le edebiyat sohbetlerine dalarlar. Edebiyat Fakültesi kantininden Adnan Özyalçıner, Kemal Özer ve Doğan Hızlan da ziyaretlerine gelir. Üniversitede ilk yarıyıl böyle geçerken, genç şair Antep’e dönecektir ve indirimli bilet alabilmesi için öğrenci kimliğini Sekreterliğe imzalatması gereklidir. Ancak, görevli hastadır ve bir hafta sonra gelecektir. O gün öğleden sonra, kimliğini nasıl imzalatacağını düşüne taşına Tamer, Yeditepe Yayınları’na gider. Hüsamettin Bozok, yeni yayımlayacağı Çağdaş Fransız Şiiri Antolojisi’nin sayfa düzenini yapmaktadır. Yanında Fransa’nın ünlü şairlerinin imzalarını içeren klişeler durmaktadır, bunları sayfalara basacaktır. Ülkü Tamer, Apollinaire’in imzasını taşıyan klişeyi alır, mürekkepleyip şebekesine basar! Artık hem indirimli bilet alabilecektir, hem de pek sevdiği bir Fransız şairden imzayı kapmıştır. 

ŞİİRDE EFENDİSİ ACEMİLİK OLANLARDANDIR

O, yayımcılıkta nasıl profesyonel bir amatörlüğü savunduysa, şiirde de efendisi acemilik olanlardandır. Öykülerinde fark edilen, çocuksu saflık ve duruluğu şiirlerine de taşımıştır. Dünyaya her sabah gözlerini yeniden açarmışçasına baktı, onu tanımaya, onu aktarmaya çalışmıştır. Şiirlerinde hep virgülden yana olmuştur, noktadan öte…

Büyük şair, mütevazılıktan hiç ödün vermedi. Hekim olarak tanıştığım Tamer, ilk karşılaşmamızda neler yaptığını sorduğum zaman çevirilerim var, demişti, şairim diye kendini ifade etmemişti. Şaşırmıştım, çünkü o İkinci Yeni’nin en önemlilerinden Ülkü Tamer’di. Ben onun alçak gönüllülüğüne hayret etmiştim, oysa benim onun şair olduğunu bilmeme… İkimiz de şaşırıp kalmıştık. Günümüzde sosyal medyada çok görünmeyi, tanınmayı edebi değer sanan tuhaf sosyal medya insanlarıyla karşılaştıkça aklıma hep Ülkü Tamer gelir. Yazıda kitabının kazandığı bir ödülden bahsettim ama Ülkü Tamer pek ödüllere inanmaz, “Yaşamak Hatırlamaktır” kitabına şöyle yazar:

“Ödüllere inanmıyorum. Aldığım ödüllerden, benim de katıldığım Seçiciler Kurulu toplantılarından sonra hiç inanmıyorum.

Çiçeği burnunda yazarlardık; a dergisini çıkarıyorduk. İlk kitaplarımızı yayımlıyorduk. Ünlü bir şairimiz günün birinde bir öğüt vermişti bize. ‘Bu iş böyle olmaz’ demişti. ‘Kitaplarınızı sırayla çıkaracaksınız. Her yıl biriniz bir kitap yayımlayın. Biz de ödüllerinizi o sıraya göre veririz. Birbirinizi yemezsiniz.’

Yine aynı şairin, bir seçiciler kurulu toplantısında, ‘Ödülü filancaya verelim. Gerçi kitabı pek güzel değil; ama kış geliyor, evine kömür alsın’  dediğini duyduk.”

OKUMAK DA HATIRLAMAKTIR

Ülkü Tamer, sadece şiirleriyle değil, şarkı sözleriyle de tanınmaktadır. Zülfü Livaneli, iki şiirini “Atlının Türküsü” ve “Memik Oğlan”ı besteledikten sonra, Tamer’den bir albümlük şarkı sözü ister. Güfteler hazırdır. Ancak güftelere uygun hece bulmak hiç kolay değildir. Tamer, sabahları çalışır, en sonunda Karacaoğlan’ın “çiçek topla”, Yunus Emre’nin “selam olsun” dizelerinden yola çıkarak, “Güneş Topla Benim İçin” ve “Selam Olsun”u yazar. Livaneli, “Güneş Topla Benim İçin” sözleri için şöyle diyecektir: “Herkes terziye bir insan götürür, ‘Bu insana bir elbise dik’ der. Biz Ülkü’ye bir elbise götürdük, ‘Bu elbiseye bir insan uydur’ dedik.”

Ülkü Tamer için anılar, öyküler, sözcükler, dizeler, “karanlıkta beyaz kuşlar”dır. “Döşündeki mermi değil,” yalnızlık yorar onları… Anılarını bir araya getirdiği kitabına nasıl “Yaşamak Hatırlamaktır” başlığını attıysa, not düşelim: Okumak da hatırlamaktır,

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Nisan 2018 01:41
www.evrensel.net