Abi bir darphanen olacak aslında!

Abi bir darphanen olacak aslında!

Ege Üniversitesi'nden Emre Gökmen ve Pınar Çetinkaya, La Casa de Papel'e dair yazdılar.

Emre GÖKMEN
Pınar ÇETİNKAYA    
Ege Üniversitesi

La Casa De Papel... İspanya'daki Kraliyet Darphanesi'nin kusursuz planlanmış soygunu. Bir tarafta Salvador Daliler, bir tarafta kravatlılar, üniformalılar... Bu tarafta Tokyocular, şu tarafta Berlinciler... Öte tarafta müfettişçiler, beri tarafta istihbaratçılar... Ortalık nasıl karışık anlatamayız. Yumak olmuş resmen. Ve “Profesör”...

Zannediyoruz ki bu dizi, "Çiftlik Bank Vurgunu”nun daha komplike düzenlenmiş, halka değil sisteme çomak sokmaya çalışan farklı bir versiyonu. En nihayetinde iki tarafta (Papelciler ve Çiftlikçiler) "paraları" cebine atıp gidiyor, tek fark "Tombik" (bknz:Çiftlik Bank sahibi) tek başına, bu arkadaşlar grupça alıyor paraları.

Bu devirde darphane soymak kolay değil tabii. Profesörün planladığı soyguna farklı yeteneklere sahip kişiler gereklidir. Profesör, ülkede gerçekleşen daha önceki soygunlarda adı geçmiş, kimi hala aranmakta olan bir ekip toparlar ve yaklaşık 5 aylık eğitim süreciyle her bir ekip üyesini soyguna hazırlar. Enteresan olan durum ise herkesin kendine seçtiği bir şehir ismiyle yola devam etmesidir.

SOYGUN LEHİNE SINIF FARKINI KULLANMAK

Aslında bu bir soygundan öte darphanenin 2 haftalık işletmesini almak gibi bir şey ama unuttukları bir husus var: "Darphane bir ülkenin kalbidir ve bu kalbi söküp atmak istiyorlar. Buna bir dur demeyecek miyiz?" Tabii ki diyemeyecekler çünkü içeride Alison Parker vardır. Kimdir bu Alison Parker? İngiliz Büyükelçisi’nin kızı ya da dizideki istihbarat şefinin söylemiyle içerideki rehinelerle bir olmayan üst sınıf biri.

Ve  planın muhteşemliği tam da burada başlıyor. Profesörün Alison Parker'ın kim olduğunu bilmesi ve devletin ayrıcalıklı insanlar için tüm tavizleri vereceğini iyi görmesi... İşte bu tavizler, Salvadorların içeride at koşturmasına büyük imkanlar sağlıyor. Att mıııı?! Neyse mevzu o değil şimdi.

İŞÇİLER ŞARTELİ BİR İNDİRSE

Soyalım, soyalım da kardeşim nereye gidiyor bu paralar? Man Adası’na mı, Uruguay’daki inşaat şirketine mi? Biz bu ülkede kaç senedir "La Casa De Papel" izliyoruz bir bilseniz. Ee tabii her yiğidin ayrı yoğurt yiyişi vardır. Görünüşte benzemese de bizim de "profesörümüz" var. Neyse ki Salvadorların gözü bizim cebimizde değil, devletin cebinde.

Dizinin birçok yerinde hepimizin bildiği bir marş olan "Bella Ciao" çalmakta. Mesele Bella Ciao çalmak, söylemek değil yeğen; mesele felsefesini görmekte. Önce Bella Ciao çal sonra darphanede insanları 15 saat çalıştır. Nerede bunun 8 saat iş günü, sendikası, sigortası? Burada da görüyoruz ki işçilerin üretim gücü her şeyin merkezinde. İşçiler bir şalter indirselerdi, görürlerdi "La Casa De Papel"i.

Velhasıl kelam, soygun artısıyla eksisiyle 2 hafta kadar sürer. Bu sürede aşklar, ihtiraslar, saf değiştirenler... Müthiş zekasıyla Profesör, çelik iradesiyle Berlin, Laz burnuyla Nairobi, görev bilinciyle Oslo ve Helsinki, babacan tavırlarıyla Moskova, gülüşüyle kelebeklerin ömrünü uzatan Denver, tabii ki ihtiraslı aşklarıyla Tokyo ve Rio... Ve tatlı komşu Ayşe teyze, emekli Salih öğretmen, can dostum Çomar elveda...

www.evrensel.net
ETİKETLER La Casa de Papel