Sadece ittifak yasası değil...

Sadece ittifak yasası değil...

Mustafa Yalçıner, AKP-MHP ortaklığını yazdı: 'Fevkalade 'iyi' bir seçim düzenlemesine ihtiyaç olacağı tartışmasızdır...'

Mustafa Yalçıner

Tarih boyunca aslında hep böyle olagelmiş, daima “yerli ve milli” hassasiyet ve “milli birlik ve beraberlik” nutuklarının orta yerinde “milli ayrılıklar” ve cepheleşmeyle bölünmeler örgütlenmiştir.

Öncesi bir yana Napoleon Bonaparte’tan başlayın, günümüze gelin, göreceğiniz aynı tablodur. “Dış düşman” ihtiyacının mucidi Napoleon değildir, ama formüle edip vazgeçilmez dayanağı kılan odur. Ulusal savaşlar denince de akla en başta o gelir. Emperyalizm döneminden farkı, onun savaşlarının ulusal niteliğinin tamamen gerçek oluşudur. Karşıda aristokrasi bulunur ve Pazar için farklı ulusların burjuvaları sonu gelmez ulusal kavgalara tutuşurlar, bu bir çağın ayırt edici gerçeğidir.

Sonra mali sermaye ve tekeller çağı gelmiş, hâlâ kurtuluş savaşları olarak gündeme gelebilseler bile, genel eğilim olarak ulusal savaşlar yerini emperyalist savaşlara bırakmış ve iki büyük dünya savaşı yaşanmıştır. Ancak genel olarak ulusal savaşlar gündemden düşmesine düşmüşler, ama bu, ulusal sorun ve ulusallığın sonunu getirmemiş, tersine, değişim değerleri azalmadığı gibi artmıştır da.

Sürükleyici gücü ve dolayısıyla getirisi bol olan ulusal ya da milli değerler, “yerlilik ve millilik” iddiaları ve milliyetçiliğin, tam da bu nedenle, birleştirici, birlikçi-bütünleştirici olması beklenirken, hep belirli sahipleri olmuş ve bu sahipler fırsattan istifade, rakiplerini hep “millilik” “silahını” kullanarak alt etmeye yönelmişlerdir.

Dolayısıyla “millilik” ve milliyetçilik, yalnızca farklı milletlerden burjuvaların arasındaki rekabet ve kavganın değil, ama aynı ulus içindeki siyasal (hatta mali ve ticari) rakiplerin de birbirlerinin üstesinden gelmek üzere yararlandıkları bir silah hizmeti görmüştür.

Buradan “kim daha milli?” yarışı ürediği gibi, “milli birlik ve beraberlik” iddiası, iddia sahiplerinin “birlik”i, “Benim çıkarlarım ve öyleyse benim programım temelinde, ben sağlarım” iddiasının da zeminini oluşturarak, sen-ben kavgası ve “milli” bölünmeye de götürmektedir.

Afrin dolayısıyla oluşturulan “milli hassasiyetler”in orta yerinde milli bölünme örneklerinden biri, işçilerin milletten sayılmadığı son metal grevi yasağıydı. Bir diğeri, AKP’yle MHP’nin ortaklaşa hazırladıkları seçim yasası teklifidir.

Kamuoyuna ittifak teklifi ya da yasası olarak sunulmaktadır, ancak değişiklik sadece seçim ittifakının olanaklı kılınmasından ibaret değildir.
İttifak da olanaklı kılınmaktadır, ancak teklifle seçim yasası “A’dan Z’ye” değiştirilmek istenmektedir. Oy kabinleri, oy pusula ve zarfları değiştirilecek, örneğin aynı apartmanda oturanların farklı sandıklarda oy kullanmaları sağlanacaktır. İktidarın yönettiği polis vb. güçleri sandık başlarında bulunabilecek, sandık kurulu başkanları kamu görevlileri arasından atanacak, kabinler kartondan olabilecek, seçim bölgeleri birleştirilebilecek, sandıklar taşınarak yerleri değiştirilebilecek, değiştirilen seçmen listeleri karma olarak düzenlenebilecek ve mühürsüz zarflar kullanılabilecektir. Yani tam keyfiyet!

Bunların anlamı açıktır: Seçimler, “gizli oy açık sayım”dan, “açık oy gizli sayım”a doğru değiştirilmekte olan seçim sistemiyle yapılmaya çalışılmaktadır. Bir örneği yasaya rağmen sandık taşımalar, jandarma-polis denetiminde oy kullandırılma, “mühürsüz zarflar”ın geçerli sayılmalarıyla 16 Nisan referandumundaki oylama ve oy sayımına iktidarın müdahalesi sürekli kılınıp yasallaştırılarak oyları artırılacak iktidarın devamı arzulanmaktadır, amaç budur. Nasıl işine geliyorsa, seçim çevresi ve sandıklarla sandık kurullarını öyle düzenleyip başına da polis dikerek sağdan-soldan bulunacak zarflarla kullanılacak düzmece oylarla galibiyeti garanti altına alma!

Afrin dolayısıyla tırmandırılan “milli hassasiyetler”le AKP ve ortağı MHP’nin oylarındaki düşüş engellenmiş olsa bile, bunun şimdilik olduğu bilinmekte ve zor ve “hile-hurda” meşrulaştırılarak önlem alınmaktadır.

Üstelik önlem, yalnızca pusulalar, kabinler, sandık taşımalarla seçim ilkesinin “gizli oy açık sayım” yönünde değiştirilmesi çabasıyla kalmıyor. İttifakın kendisi, oy yetersizliğine alınan önlem girişiminden ibarettir.

Uzun yıllar ve son referanduma giderken koalisyonlardan yakınarak “tekçilik”i, tek adam ve tek parti yönetimini savunan en başta C. Bşk. Erdoğan’dır. Şimdi neden ittifakı, dolayısıyla daha en başından koalisyona mahkumiyeti savunmaktadır?

Financial Times yazmış, BBC aktarmıştır. Değerlendirme yanlış değildir. “Zayıf anketler Erdoğan’ı milliyetçilerle ittifaka itti” şeklindeki yazının başlığında bir “haksızlık” vardır sadece. “Milliyetçiler” MHP’den ibaret değildir ve her ne kadar birkaç yol önce Erdoğan “Her türlü milliyetçiliğe karşıyız” demiş olsa bile, bu yönden AKP ondan aşağı kalmamaktadır!

Gazetenin “Seçim matematiğinin zorlu gerçeklerinin eski düşmanları beklenmedik bir kucaklaşmaya zorladığı” düşüncesinde ise hiçbir yanlış yok-tur: “Erdoğan’ın seçim öncesi ittifak ihtiyacı desteğinin eridiği kaygılarından kaynaklanıyor. Erdoğan’ın ‘evet’ kampanyası OHAL koşullarına, muhaliflerin hapse atılmasına ve medyanın susturulmasına karşın oyların sadece yüzde 51.4’ünü almıştı. İttifak AKP’ye daha fazla oy alma imkanı sağlıyor. Erdoğan aynı zamanda aynı anda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığına da Bahçeli’nin desteğini aldı. MHP içinse aksi takdirde kesinlikle bir seçim bozgunu olacak duruma karşı koruma sağlıyor. Anketler sürekli parlamentoya girmek için gereken yüzde 10’luk barajın altında kalacaklarını gösteriyor.”

Son anketlerin iç açıcı olmadığı, Erdoğan’ın anket yaptırmayı birkaç aylığına durdurduğu açıklamasından bellidir. “Milli hassasiyetleri” kaşımanın bir sınırı olduğu anlaşılır şeydir; Türkiye’nin istediği yere gelmeyip kendi istediği yerde duran ABD ya da Lavrov’un ağzından Türkiye’ye “Suriye’yle görüşün”, Suriye’ye de “Kürtlerle diyalog kurun” diyen Rusya veya desteğindeki Suriye ve İran’la ciddi ciddi çatışılacak değildir. Dolayısıyla “yerli ve millilik”in getirisi her halükarda azalacaktır. Üstelik iktisadi durum iyileşme bir yana kötüleşme eğilimindedir. İkisi de, yeni oy düşüşü demektir ve buradan “erken seçim” beklentileri üremektedir.

Erken ya da zamanında, AKP-MHP ortaklığı için fevkalade “iyi” bir seçim düzenlemesine ihtiyaç olacağı tartışmasızdır ve kotarılmaya çalışılan budur!

www.evrensel.net
ETİKETLER AKPMHPİttifak