Selahattin Demirtaş davasında 1. gün

Selahattin Demirtaş davasında 1. gün

HDP'nin önceki dönem Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu olduğu davada ilk kez duruşma salonunda. Demirtaş savunmasını yaptı.

Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu davada 460 gün sonra savunma yaptı. Demirtaş savunmasında, 2010 referandumu öncesinde Abdullah Öcalan'ın el yazısı ile yazılmış 'Evet oyu verin' talimatının kendilerine bir Bakan tarafından getirildiğini, Cumhurbaşkanlığı adaylığının ise İmralı üzerinden engellenmeye çalışıldığını söyledi.

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olduğu davanın ikinci duruşması Sincan Cezaevi’nde kampüsünde bulunan duruşma salonunda başladı. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli’nin de izlediği davaya, 20 kişilik izleyici sınırlaması getirildi.
 
Davayı izlemek için yurt dışından gelen heyetler de duruşma salonuna alınmadı. Salona alınmayan yabancı heyetlerin içinde Almanya, Norveç, Danimarka, Kanada, İsveç, Birleşik Krallık, Hollanda, Fransa, İrlanda büyükelçiliklerinin temsilcileri de var. 

ULUSLARARASI HEYET DURUŞMAYA ALINMADI

Yine Fransa Komünist Partisi temsilcileri Sylvie Jan ve Michel Laurent, Norveç’ten insan hakları Savucuları Bente Knagenhjelm ve Kari Torsteinson, Londra Barosu’ndan avukatlar Margaret Owen, Ali Has, Stephen Knight, Almanya Sol Parti Berlin Eyalet Parlamentosu Üyesi Hakan Taş, Danimarka Kırmızı-Yeşil Birlik Milletvekili Søren Søndergaard, İtalya’dan avukat Giacomo Gianolla da duruşma salonuna alınmayanlar arasında.

LEYLA HALİD DE DURUŞMAYA ALINMADI

HDP kongresine katılmak için Türkiye’ye gelen Filistin özgürlük mücadelesinin simge ismi Leyla Halid de duruşma salonuna alınmadı. İçeriye alınmaması üzerine salon önünde kısa bir açıklama yapan Leyla Halid, “Selahattin Demirtaş'ın duruşmasını izlemek için geldik, ancak polis bizim içeriye girmemize izin vermiyor. Korkunç bir şey. Çünkü demokrasilerde böyle bir şey olmaz. Bu durum yargının bağımsız olmadığını gösteriyor” dedi.
 
Davanın ilk duruşmasına kelepçe takılmasına karşı çıktığı için getirilmeyen Demirtaş’ın ilk kez getirildiği duruşma, kimlik tespiti ile başladı. Tam 460 gün sonra tutuklu bulunduğu ana davadan duruşma salonuna gelen Demirtaş, savunma yaptı.

DEMİRTAŞ GAZETE MANŞETLERİNİ GÖSTERDİ

Savunmasında hakkındaki iddianamenin kabulüne ilişkin itirazlarını sıralayan Demirtaş, dokunulmazlıkların kaldırılması öncesindeki gazete manşetlerini tek tek mahkeme heyetinin dikkatine sundu. Demirtaş, "Şu kadar yayını Demirtaş uzaylıdır diye yazsalardı, herkes benim uzaylı olduğuma inanırdı. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından önce medyaya taşınan manşetlerle bir algı operasyonu oluşturulmuştur" dedi. 

'HUKUK REZALETİNE SES ÇIKARMADINIZ!'

Anayasa 83/2. maddesine atıfta bulunan Demirtaş, "Meclis kararı olmadıkça tutuklanamayacağını, ancak buna rağmen 15 aydır tutuklu olduğunu belirtiyor. Mahkeme bu denetimi de 15 ay boyunca yapmadı. Milletin iradesini korumanız lazım, Selahattin Demirtaş’ın değil! Parlamento korkuyor, yargının cesur olması lazım. Denetim ancak böyle sağlanır. Her gün kanunlar çıkarılıyor, Anayasa değişikliği yapılmaya çalışılıyor, milletin iradesi olan bizler de bu olanları bir hücrede izlemek durumunda bırakılıyoruz. Biz de izliyoruz, yargı da izliyor. AKP Parti Sözcüsü; Meclis’te tutuklamadık, uzun süre tutuklamadık diyor, yargı yerine karar verdiklerini alenen beyan etmiş oldular. Tarihin tekerrürden ibaret olduğu düşünülebilir ama öyle değildir. Demokrasi güçleri bugüne dek büyüyerek geldi. 1,5 yıl içerisinde 3000’ne aşkın HDP’li tutuklandı. HDP bir anda suç işleme kararı mı aldı? Yargı bir anda HDP hakkında karar mı aldı? Anayasa değişikliğini yapmak için HDP’yi kriminalize etmeleri gerekiyordu, o nedenle usule uygun olmayan şekilde bizleri tutukladılar. 31 fezlekeden 1 fezleke tarafıma tebliğ edildi. Geri kalan 30 fezlekeden gizlilik kararı sebebiyle haberdar olamadık ama 31 fezleken savunmam isteniyor. Soruşturmadan bu yana dosya önünüze siyasi saiklerle geldi. Ancak siz usule aykırılıkları gidermek yerine, heyet olarak emniyet müdürlüklerine yazı yazarak başka deliller elde etmeye çalıştınız. Şu ana kadar adil yargılanacağıma dair en ufak bir izlenim edinmedim. Lehime olan delillere dair tek işlem yapılmadı. Heyet olarak bugüne kadar olan hukuk rezaletine ses çıkarmadınız. İçeride de olsak dışarıda da olsak bu ülkenin demokratikleşmesi için çalışmaya devam edeceğiz..."

MAHKEMEYE TALEPLERİNİ ANLATTI

Şu ana kadar adil yargılandıkları yönünde bir izlenim edinmediklerini belirten Demirtaş, mahkemeden talepleri olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:  "Öncelikle bu aşamada durma kararı verilsin ve Anayasa Mahkemesine, Anayasa'nın 20. ek maddesini, her ne kadar Anayasa değişikliği olsa da, bir meclis kararı olması gözetilerek, somut denetimin yapılabilmesi için başvurulmasını istiyorum. İkinci talebim; sizler dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili iddiaları ciddi görüyorsanız, Anayasa Mahkemesine götürmeyip, dosyayı parlamentoya iade ederek dokunulmazlığın usulüne uygun bir şekilde kaldırılarak, tarafınıza iadesini isteyip durma kararı verebilirsiniz. Üçüncü talebim de yargılamanın bu şekilde yapılamayacağına karar verip düşme kararı alabilirsiniz. 'Ben bu iddianameyle bu yargılamayı yapamam. Çünkü dokunulmazlık denetimi yapılmamış. Bir milletvekilinin parlamentoda yaptığı konuşmaya yönelik ben bir soru soramam. Ben bu iddianameyi sanığın yüzüne okuyup suçlayamam' diyorsanız ki öyle demeniz lazım. Düşme kararı verip bütün fezlekeleri ilgili savcılıklara iade edip, 'sen bunu bir de sorumsuzluk açısından incele, dokunulmazlıklar nisbi dokunulmazlığa mı, mutlak dokunulmazlığa mı giriyor bu yönde soruşturmayı derinleştir' diyerek iddianameyi parçalara ayırarak düşme kararı verebilirsiniz. Son talebim de sizler bizzat sorumsuzluğu tespit edebilirsiniz. Savcılara bırakmadan Ağır Ceza heyeti olarak durma kararı verip, parlamentodan isteyeceğiniz belgelerle 31 fezlekeden sorumsuzluk kapsamına girenleri çıkarıp, diğerleriyle ilgili yargılamaya durduğu yerden devam edebilirsiniz" diye konuştu.

JANDARMA ETTEN DUVAR ÖRDÜ

Mahkeme, taleplerin ardından duruşmaya ara verdi. Bu sırada salondan çıkarılmak üzere ayağa kalkan Demirtaş, izleyiciler bölümündekilere el salladı. Bunun üzerine jandarma Demirtaş'ın gözükmemesi için etrafında etten duvar ördü. Avukatların itirazları üzerine Demirtaş, salonda bulanan milletvekilleri ile bir süre selamlaştıktan sonra salondan çıkartıldı.

Davanın öğleden sonraki bölümünde mahkeme, Demirtaş'ın tüm taleplerinin reddine karar verdi. 
Mahkeme, anayasanın 148. maddesinin birinci fıkrasında anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından denetlenebileceği, somut norm denetimi yapılamayacağını öne sürdü.

‘SEN’, ‘SİZ’ TARTIŞMASI

Bu sırada mahkeme başkanının Demirtaş’a “Fezleke fezleke mi savunma yapacaksın?” diye sormasına avukatlar “siz” “siz” diye seslenerek karşı çıktı. Söz alan bir avukat da “sen” diye seslenmenin yargılamanın tarafsızlığına gölge düşüreceğini ifade etti. Mahkeme başkanı, “Tamam, benden kaynaklandı” diyerek itirazı kabul etti. Dosya kapsamında yargılama yaklaşık 500 sayfalık iddianamenin 20 sayfalık özetinin okunmasıyla başlandı.

‘İDDİANAME DEĞİL İFTİRANAME’

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; daha sonra tekrar söz alan ve iddianame için “iftiraname” diyen Demirtaş savunmasında, “Benim suçlu olduğuma benim söylediklerime bakarak karar vermeyeceksiniz. Benim hakkımda söylenenlere bakarak karar vereceksiniz. Bu nedenle ben benimle ilgili söylenenler hakkında konuşacağım” dedi.

‘ERDOĞAN ‘VEKİL TUTUKLU YARGILANMAZ’ DESE İÇERİDE VEKİL KALMAZ’

“Ailelerin, çocukları için avukatlara değil AKP başkanlıklarına gittiği” bir dönem yaşandığını söyleyen Demirtaş şöyle devam etti, “Halkın iradesine inanmayan liderin kalıcılığı yoktur ama onlar kendi dönemlerinin majesteleridir bu da gerçektir. Örneğin Recep Tayyip Erdoğan, ‘milletin vekili tutuklu yargılanamaz bu milletin iradesine aykırıdır’ desin içeride milletvekili kalmaz. Böyle tahliye olacaksam hiç olmayayım. Benim dosyam üzerimde yargılamaya kim boyun eğer bilmiyorum ama ben boyun eğmeyeceğim. Bu bir kumpas davasıdır. Zorba iktidarların rüyası halkın kabusudur. Her imparatorun rüyasının arkasından koşulmaz.”

‘BAKAN ELİYLE ÖCALAN TALİMATI GETİRDİLER’

“Ben neden tutukluyum. Kaçtım mı? Delilleri karartma durumum mu vardı. Hayır, referandum vardı” diyen Demirtaş 2010 referandumuyla ilgili şunları söyledi, “Şahsımla ilgili özel hassasiyetleri var hazretlerinin. 2010 referandumunda boykot kararı aldık. Ama ‘Evet’ denilmesi için baskı yapıldı. Oslo çözüm süreci olarak bilinen partimin içinde olmadığı, PKK ile devletin yaptığı görüşmeler vardı. Biz ‘referanduma sunulan anayasa değişikliğinde dil-kültür ile bir düzenleme olmalı. HSYK, Yüksek Yargı düzenlemesi tehlikeli, olmaz’ dedik. Boykot kararı aldık. ‘Kandil’den talimat alıyor’ diyenler, Öcalan’ın el yazısıyla bir bakan aracılığıyla İmralı’dan yazı getirdiler. Referandumda ‘evet’ oyu vermemiz için yapıldı bu. İnkar edilirse burada tanık dinletiriz. Yazıda ne vardı? Yazıda, Öcalan, ‘Anayasa değişikliği yeni bir çözüm süreci diyaloğun önünü açar mı. Değerlendirmenizi rica ederim’ diyordu. Bunu bize Öcalan’ın talimatı olarak hükümet getirdi…. ‘Öcalan’ın talimatı’ diye bunu getirdiler. Ama biz son dakikaya kadar boykot tavrını sürdürdük. Majesteleri kabul etmedi, ‘hani Öcalan’dan talimat alıyordu bunlar’ demiş. Sen misin Oslo da çözüm süreci yürütülürken anayasa değişikliğini desteklemeyen.”

‘CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞIM ÇEKİLMEYE ÇALIŞILDI’

“Majestelerinin kendisi, partisiyle ilgili husumeti anlattığını” söyleyen Demirtaş, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde ‘İmralı üzerinden’ adaylığını geri çekmesi için baskı yapıldığını da söyledi. Demirtaş, “Kampanyanın son 10 günü bir gazeteci geldi. ‘Hem çözüm süreci hem de aday mı oluyor?’ diyor’ dedi. Benim yanıtım ‘kendisinin kölesi miyim’ oldu. Bir aracı ile ‘Beyefendi rahatsız. Çözüm sürecini hiç mi düşünmüyor diyor’ haberi geldi. Biz kendisinin kölesi olmadığımızı söyledik. Bunun tanığını da dinletebilirim” dedi.

Demirtaş sözlerine şöyle davam etti: "Kanıtın yokluğunda, ağır cezanın kendisi kanıt haline gelir. Benim suçlu olup olmadığıma bakıp karar vermeyeceksiniz, benimle ilgili söylenen, rivayetler ile ilgili yargılama yapacaksınız. Belgenin başına iddianame yazmakla hukuken bir belgeden söz etmek mümkün değildir. Recep Tayyip Erdoğan bugün milletvekillerinin yargılanması mümkün değildir dese ertesi gün tutuklu milletvekili kalmaz. Böyle tahliye olacaksam hiç olmayayım daha iyi." 

Demirtaş, savunmasının ikinci bölümünde Gülen Cemaatine yönelik HDP grup toplantılarında yaptığı eleştirel konuşmalarının bir bölümünü hatırlattı. 

Demirtaş’ın şunları söyledi: 

“Şimdi, bu adamların (Gülen Cemaatine bağlı yargı mensupları) bana hazırladıkları fezlekeleri iddianameye koymuşlar. Siz de bana okuyorsunuz oradan. Bir milletvekilinin hiç değilse şu 12 FETÖ’cü savcı tarafından hazırlanan fezlekeler boyutuyla bir inceleseydiniz. Bir milletvekilini tutuklamadan, onuruyla, itibarıyla, siyasetiyle oynamadan önce bir baksaydınız biz yargının adil bir yargılama yaptığına ikna olabilirdik. 
 
2012 yılında yaptığım konuşma: ‘Gülen’in ekibi, kadroları vali, polis, savcı, milletvekili, bakan, öğretmen olur. Her yerde Gülen’in zihniyetinde hareket ediyorlar. Gülen’in talimatıyla kurdukları hücre örgütlenmeleriyle her yeri yönetiyorlar. Sanıyor musunuz ki Diyarbakır Valisi tek başına karar alabiliyor. (Hüseyin Avni Mutlu Diyarbakır Valisi o dönem)
 
2013 yılı 29 Kasım konuşmam: ‘Vali, rektör ve kaymakamın cemaatin yereldeki gizli çekirdek kadrosuna danışmadan karar alamıyor. Merak ediyorum, kendinde bu gücü görebilen kaç tane vali var. Emniyet müdürlerinin çoğu bu cemaatin kentlerdeki yarı gizli yapılanmasına danışmadan karar alabiliyorlar mı?’
 
Bunları ben konuşurken cemaatin savcısı, emniyeti izliyorlardı. Benim basın açıklaması yaptığım yerdeki kameralardan biri emniyet kamerasıydı. O kamerayı tutan bile cemaatçiydi. Onu savcının önüne koyuyorlardı. Hükümet bize hakaret üzerine hakaret sayıyordu biz bunları söylerken.”
 
Grup konuşmalarını hatırlatmasının ardından, yargıya yönelik eleştirilerini sıralayan Demirtaş’ın savunması şöyle: 
 
 “Bizatihi benimle ilgili 2-3 yıldır kampanya yürüten, partimle ilgili algı yaratan Recep Tayyip Erdoğan ile Yargıtay başkanı ailecek çay topluyorlar. Bu yargının içinde bulunduğu durumun vahim görüntüsüdür. Recep Tayyip Erdoğan’ın oturduğu koltuk parlamento başkanının koltuğu. Parlamento başkanı muavin koltuğu gibi yan tarafta otuyor. Parlamento başkanını koltuğu kimsenin malı mülkü değildir. Milli iradenin temsilidir. Erdoğan’ın koltuğu değildir. Dosyam yarın AYM Başkanı’nın önüne gittiğinde şu fotoğrafta yürütmenin önünde başını eğen AYM başkanı tarafından incelenecek bu dosya. Danıştay başkanın kızı Saray’da işe alınmış. Bunlar üst yargı kurumlarının başkanları. Bir hukukçu olarak insan utanıyor.

BEN O MAHKEMENİN YARGICI OLSAM YERİN DİBİNE GİRERİM

Biz tutuklandık. Parlamentonun üçüncü büyük partisiyiz. Protokolde yerimiz var. Biz tutuklanır tutuklanmaz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay sitesinden ismimizin çıkartılmasına karar verdi. Arkadaşlarım yazı yazdı Yargıtay’a. Resmi görevlerini halen eş genel başkan olduğumuz. Yargıtay’dan halen cevap yok. Yargıtay bizimle ilgili hükmünü kesinleştirmiş. Suçlu ilan etmiş. Tutuklanmamızın hemen birinci ayında. Erzurum bölge adliye mahkemesinde AKP’nin seçim müziği çalıyor. Aynı mahkeme bizim milletvekilimizin cezasını 15 gün içinde onayladı. Nasıl güveneceğiz. Yargıçlar Sendikası Başkanı Karadağ’ın uzun bir yazısı çıktı. Son derece önemli yerlere değindi ve sürgün üstüne sürgün oldu. En son emekli oldu. 
 
Arkadaşlarım bana bir müjde verdi de, Sayın Başbakan Binali Yıldırım gazeteci Deniz Yücel ile ilgili ‘Bir iki güne kadar iyi haber çıkacak’ demiş. Ben o mahkemenin yargıcı olsam yerin dibine girerim. 
 
Ben soruşturma aşamasında bile kendimi savunamamışken yargı neler yaptı. Benim kendi fotoğrafımın ilçe binamızda asılı olmasına ceza vermiş. Benimle Figen Yüksekdağ’ın fotoğraflarına el konuldu. Şanlıurfa 4. Sulh Ceza Mahkemesi, “Selahattin Demirtaş ve vekilliği düşürülen Figen Yüksekdağ’ın resminin bulunduğu, resminin yanında ‘Hayır’ ibaresi bulunduğu tespit edilen bilboardın yasaklanmasına, görüldüğü yerde el konulmasına.” Tutukluluğumun beşinci ayı. Daha karşımıza çıkmamışın siz daha suçlu muyum bakmamışsınız dosyaya. Mersin Valiliği aynı şekilde. Diyarbakır Valiliği, ‘yasaklanmasına.’
 
Sulh Ceza Mahkemesi’nin tutuklanma kararını okumak istiyorum. Tutukluğumuzun birinci ayı. İstanbul’da operasyon yapılıyor. Sulh Ceza Hakimliği tutukluyor. ‘Yapılan değerlendirme sonucunda şüphelilerin savunmalarından ve dosyadaki tüm delillerden anlaşıldığı üzerine şüphelilerin HDP üyesi ve yöneticisi oldukları, HDP’nin halen meşru bir siyasi parti olmasına karşın genel başkanları ve birçok yöneticisinin silahlı terör örgütü olan PKK/KCK ile hareket ettiği, bu örgütten gelen talimatlar doğrultusundan hareket ettiği, şüphelilerin de HDP üyesi olarak PKK üyesi gibi hareket ettikleri dosyada mevcut delillerde değerlendirmek suretiyle tutuklanmaları.’ Bu bir Sulh Ceza Hakimliği kararı. ‘HDP’nin eş başkanları terör örgütü yöneticiliğinden tutukluğu olduğuna göre ve bunlar da HDP üyesi olduğuna göre, bunlar da terör örgütü üyesi olmuş’ demiş hakim. Yargının bize yaklaşımı buydu.

DAVUTOĞLU’NUN ARKADAŞI DEĞİL MUHALİFİYİZ

Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı, Selahattin Demirtaş’ı övmekten soruşturma başlattı. Böyle bir ortam. Bize bu şekilde davranan yargı, genelde böyle miydi de ama bize mi denk geliyor? Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesine saldıranlar insanlık suçu işledi. Peki bunu yapanlar bizim gibi gece yarısı evi basılarak mı alındı. Yapılmaması lazım insan haklarına aykırı. Onlar milletvekili, HDP’li değil ki! Emniyete davet edildiler. Gözaltı yapılmadı, zorla getirme kararı alınmadı. Herkesin avukat hakkı vardır onların İçişleri Bakanı hakkı varmış. Sosyal medyada gördük. Peki bunların büyük bir kısmına tanık sıfatı verildi. Sanık sıfatı küçük bir kısmına verildi. Duruşmaya çıkmadan tahliye edildi. Bir HDP’liye eş genel başkanı fotoğrafı nedeniyle tutuklama veriyorsa hiç değilse birkaç ay bunlara tutuklama yapabilselerdi onu da yapamadılar. 
 
Sedat Peker, kendisini mafya lideri olarak tanıtıyor. Akademisyenlere, ‘Akan kanlarınızla duş alacağız’ dedi. 11 yıl ceza istendi. Peki evi basılıp mı ifadeye götürüldü. Ne gerek var, Sedat Peker HDP’li değil ki! En son savcıya bir ifade gönderdi. Duruşmaya gelmiyor, hastadır, yorgundur. Zorla getirme kararı bile çıkarmıyor. Bu kadar hoşgörülü olan bir yargı bir önceki eş genel başkanımızı Serpil Kemalbay’a aynı hoşgörüyü göstermiyor. İfade vermek için savcılığa gidiyor ‘Hayır emniyette kalacaksın 7 gün sonra savcı’ diyorlar. Böyle bir ortamda iddianamem hazırlandı böyle bir ortamda sorgumu yapıyorsunuz. Tabi bir de benim kayınbabam etkili bir AKP’li değil. Damat kontenjanı da var. Konyaspor Başkanı’nı FETÖ’den ifadeye çağırdılar, serbest bıraktılar. Tutuklansın demiyorum. Bunlar eşitsiz adaletsiz örnekler olduğu için söylüyorum. Davutoğlu’nun arkadaşı tabi ki tutuklanmaz. Biz Davutoğlu’nun arkadaşı değiliz ne yapalım muhalifiyiz. 
 
Burdur’da dövülerek öldürüldü bir kadın. Tutuksuz yargılanıyor sanık. Kadının yüzüne kezzap atıp tecavüz girişiminde bulundu, yargı tutuklamadı. Yüksekova’da bir güvenlik görevlisi 4 kişiyi öldürdü, tutuklanmadı. Diyarbakır Newroz’unda Kemal Kurkut, öğrenci, arkasından ateş edilerek öldürüldü, zanlının polis olduğu tespit edildi, maktulün silahsız olduğu bir basın çalışanın fotoğraflarıyla netleşti, tutuksuz yargılanıyor polis. Tek bir gün gözaltı bile görmedi. 
 
Bizler parti binamız yakılırken suç duyusunda bulunduk. Kayseri binamız bir grup tarafından sarıldı. Taşladılar ve ateşe verildi. Orada hak biter. Güvenlik güçleri müdahale etmedi. Güvenlik güçleri de biz halledeceğiz deyip sessiz sedasız gönderdiler. Parti genel merkezi avukatları suç duyurusunda bulunduğu güvenlik güçleri hakkında. Kayseri Emniyet Müdürü hakkında soruşturma yapılmasına gerek yok diye izin verilmiyor. Soruşturma açılamıyor. Anormal olan kısmı şu; soruşturmaya gerek yok ve izin alamadım diyen savcı benim ile ilgili fezleke düzenliyor, Kayseri emniyet müdürüne iftira atmaktan. Figen Yüksekdağ ile birlikte biz sanığız. İftira suçu işlemişiz. Asliye Ceza Mahkemesi’nde sanığız yargılanıyoruz. Fezleke Meclis’e geldi. Şaka gibi. Bu yargı bizi yargılıyor. 

HDP’LİLER BU ÜLKENİN SİYAHİLERİ OLARAK GÖRÜLÜYOR

Birisi sinkaflı küfür ediyor, tweet atıyor. Melih Gökçek de bu küfrü retweetliyor.  Doğrudan ismim geçiyor. Suç duyurusu yapıyor avukatlarımız, takipsizlik kararı veriyor. Şahısla ilgili. Takipsizlik kararına itiraz yapmasına rağmen itiraz kesinleşmiş gözüküyor. Buraya kadar Türkiye’de olur diyebilirsiniz. Fakat anormal olan şu; Melih Gökçek’e hakaretten bana fezleke hazırlanıp Meclis’e gönderildi. Böyle bir yargı bizi yargılıyor. Bu ülkenin siyahileri olarak görülüyor HDP’liler. Gücü eline geçirdiği her an bize baskı yapıyor. 
 
Ben yargıyı eleştiriyorum ama güzel kararları yok mu? Güzel kararlarından birini okuyayım, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararı, şikayet edilenler Aydın Ünal, Leyla Şahin Usta, ikisi de AKP milletvekili. Bize hakaret etmişler. Partimizin avukatları suç duyurusunda bulunmuş. O kadar güzel bir karar verilmiş ki. Bugün iddia makamının sorumsuzlukla ilgili ne düşündüğü pek duyamadık ama buradan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sorumsuzlukla ilgili ne düşündüğünü öğrenelim. Uzun uzun anlatmış yasama sorumsuzluğunu. Bu nedenle bu milletvekilleri bu sözleri parlamento içinde söylediği için kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiş. Selahattin Demirtaş’ın dosyasına sıra gelince neden yapmıyorsunuz. 15 aydır bu duruşmada bile taleplerimizi reddediyorsunuz. Biz nasıl yargıya inandıracağız.  Parlamentodaki konuşmamla fezlekelerdeki ifadeleri karşılaştırmadan sen sanıksın diyorsun. 

BU NASIL BİR İRONİDİR?

Benim dosyama bakan 5’inci heyetsiniz. Niye size verdiler onu da bilmiyorum. Neden buraya geldi bilmiyorum. Neden 2’ye zorla getirildi, 2 kabul etmedi bilmiyorum. Biliyorum da şu aşamada bilmiyorum diyeyim. Birazdan detaylarıyla anlatacağım niye olduğunu. Çünkü sizler parlamentoyu bombalamış adamları yargılıyorsunuz. Aynı heyet parlamentonun üyelerini de yargılıyor. Bu nasıl bir ironidir? Darbe yargılaması yapan bir heyet nasıl parlamentonun darbeye muhatap olmuş, bombalanmış bir üyesini yargılar onu da anlamakta güçlük çekiyorum. Ayhan Bilgen, milletvekili arkadaşım. Bizim dokunulmazlığımız kalktıktan sonra çok sağlam bir bilgiyle benim ve Gültan Kışanak’ın darbe ana davasına dahil edilmemiz için AKP tarafından baskı yapıldığını söyledi. Bakmışlar ‘efendim zor, nasıl birleştireceğiz bu davaları’ demişler. Onlara dedim ki, ‘Bir de bir şekilde FETÖ’ye bulaştıralım derseniz darbe davasını sulandırırsınız ona yazık olur bize değil. Bizim zaten 100 tane fezlekemiz var ne yapacaksınız orada yapın bari şu darbe davasını sulandırmayın.’ Darbe sanığı olarak karşınıza çıkarmak için komplo başarısız oldu, oldu ama darbeyi yargılayan heyetin sanığı olduk. Bu başarıldı. Bu ilginç. 
 
Şimdi bütün bunlar, yargı üzerinde baskı oluşturup algı yaratılırken her şeyin bir siyasi süreci vardı, siyasi bir ajanda vardı iktidarın. Buna uygun yargıyı dizayn etme süreci vardı. Ergenekon Balyoz davaları buna uygun yürüdü. İçeriğine ilişkin tartışmalıdır. Onu tartışmıyorum. Fakat savcısı da yine Erdoğan’dı. Arkasında duruyordu. KCK davalarının savcısı benim diyordu. Hepsi de FETÖ’nun açığı davalardır. Aynı kişi şimdi benimle ilgili bir algı yaratmaya çalışıyor benimle ilgili mahkeme önüne çıkmadan bir baskı yaratmaya çalışıyor. Tıpkı dokunulmazlık sürecinde yaptığı gibi. Cumhurbaşkanı, yürütme, yargı, basın üzerinde etkili bir gücü var. Açıklamalar yaptığı zaman etki yaratıyor. G-20 Zirvesi’nde. Tutukluyum, suçlu muyum belli değil. ‘O şahıs teröristtir’ diyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı Almanya’da. Bütün gazetelerde manşet oluyor. Ben mahkemeye çıkmak savunma yapmak istiyorum ama ortada mahkeme yok. 15 aydır ben iddialara karşı cevap veremiyorum. Ben de ‘tarih kimin terörist olduğunu gösterecek’ demişim. 
 
Atatürk’e hakaretten yakın zamanda bir şahıs tarafından işlem yapıldı, tutuklandı. Erdoğan’a bir gazeteci Atatürk Havalimanı’nda soruyor; ne diyorsunuz. Şunu diyor: “Olay çok çirkin, şüphesiz ki annelerin bu işe karıştırılması son derece çirkin. Ama olay yargı sürecine girdiği için kendimi yargı yerine koymak suretiyle değerlendirmem doğru olmaz.’ Çok hassas yargı konusunda. Atatürk’e  hakaret konusunda. Muhtemelen ideolojik olarak da kendisine yakın bir şahsiyet yargılanıyor. Zaten tahliye oldu. Dosya şu anda sürüncemede. 
 
Kavurmacı ile ilgili soru soruyorlar, ‘Tamam da’ diyor, ‘Bu konu yargıyla alakalı bir konu, yargı süreci devam ediyor, ben bunu bir şey diyemem’ demiş. Kavurmacı dosyası. Demirtaş sorulduğunda ‘terörist’ diyen AKP Genel Başkanı, nedense bu tür dosyalarda yargıya müdahale edilmemesi konusunda mesaj veriyor. Beni yargılayacak mahkeme netleşmiyor bir türlü. Netleşiyor siz beni çağırmıyorsunuz. Avukatlarımla talepler iletiyorum. Yeni Şafak gazetesi -AKP’nin yayın organı- ‘Hem katil hem şovmen’ diye olmadığım duruşmada manşet atıyor. Sen misin bu taleplerde bulunan. Çünkü algı yaratma ve algıyı yönetme bir süreçtir. Bu süreci yönetmezlerse üzerinizde baskı oluşturamazlar. Olur da bu algıdan sıyrılır özgürce karar verirseniz Demirtaş konusunda adil yargılama yaparsınız diye korku ve panik içindeler.”
 
Demirtaş’ın savunmasının uzun süreceği gerekçesiyle mahkeme duruşmanın ikinci bölümüne yarın devam etme kararı aldı. 
 
Duruşma yarın saat 9.30’da devam edecek. (HABER MERKEZİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 15 Şubat 2018 12:53
www.evrensel.net