Bitcoin’i biliyoruz da lale çılgınlığı ne ola ki?

Bitcoin’i biliyoruz da lale çılgınlığı ne ola ki?

Bir zamanlar, dünyanın en güzel çiçeklerinden biri olan İstanbul lalesi, istemeden dünya tarihin en büyük mali krizlerinden birinde başrolü oynamıştı.

Ayşe Hür
Tarihçi-Yazar

Türkiye Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, geçtiğimiz aylarda Twitter’dan yaptığı açıklamada “Bitcoin finans tarihinin en büyük balonu olan Lale çılgınlığını geçmiş. Bu spekülasyondan uzak durmalı. Bitcoin fiyatı aniden aşırı derecede yükselebileceği gibi daha sonra çöküşe de geçebilir” demişti. Gerçekten de geçtiğimiz haftalarda Bitcoin dünyasında büyük bir mali kriz yaşandı fakat şimdilik atlatılmış görünüyor.
Bu açıklamadaki unsurlardan biri olan “Bitcoin”i çoğumuz biliyoruz. “Sanal para”, “dijital para”, “devletsiz para” ya da Mehmet Şimşek’in deyimiyle “kripto para”. Bitcoin, nasıl ki Gilette markası jiletin, Selpak markası kâğıt mendilin adı olduysa, Bitcoin de bir jenerik ad olarak bu tür paraların hepsinin adı gibi algılanıyor. Halbuki başka isimli sanal paralar da var.  

Adı ne olursa olsun sanal paralar daha önce tarihte benzeri görülmemiş yeni bir olgu olduğu için ulus-devlet ve kapitalist sistemin ekonomistlerini, politikacılarını haklı bir paniğe soktu. Son krizin en önemli nedeni muhtemelen “müesses nizam” aktörlerinin sanal paralara yönelik negatif kampanyası. Negatif söyleme bir uç örnek olarak Hasan Kalyoncu Üniversitesi, İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Hilmi Erdoğan Yayla’nın bir televizyon kanalında “YPG ne ise Bitcoin de odur bizim için. Burada Bitcoin’e yatırım yapanların dikkatli olmalarını ve Amerika’nın örümcek ağına takılmamalarını istiyorum” demesini not edelim.

Lale

Bakanın açıklamasındaki diğer unsuru da tanıyoruz: Lale, soğanlı bir süs bitkisi. Rengarenk çiçekleriyle dünyamızı güzelleştiriyor. Lale’nin anavatanın Orta Asya olduğu sanılıyor ama, laleyi en çok sevenler Osmanlılar olmuş. Öyle ki, İstanbul’da asırlarca soyluluğun ve seçkinliğin simgesi olmuş, adını tarihsel bir döneme, bir semte, sayısız cami ve mescide vermiş, adına şarkılar bestelenmiş, şiirler yazılmış. Mimariden çiniciliğe, dokumacılıktan camcılığa, ciltçilikten edebiyata kadar uzanan geniş bir yelpazede zengin bir kültür oluşturmuş.
1554’ün Kasım ayında Osmanlı ülkesine, Papalık temsilcisi olarak gönderilen Felemenk (Hollanda) asıllı Ogier Ghislain de Busbecq, Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında barış anlaşması imzalandıktan sonra 1562’de ülkesine dönerken yanında altı deve yükü, adlarını bilmediğimiz onlarca bitkinin yanı sıra, İstanbul’un ünlü lale soğanı da götürmüştü. Busbecq’in o yıllarda bolca ekilen ‘tülbend’ lalesinin adını yanlış anlayıp, “Türkler bu çiçeğe tulipan adını veriyorlardı” demesi, bugün Batı’da lale için kullanılan tulpen/tulip/tulipe/tulipa sözcüklerinin kökeni olmalı. Tülbend nedir derseniz, ince seyrek dokunmuş bir tür kumaştır derim. Türkler neden o güzelim çiçeğe bu adı vermiştir, doğrusu buna cevabım yok.   

Lale çılgınlığı

Buraya kadar tamam, peki Mehmet Şimşek’in sözünü ettiği “lale çılgınlığı” ne ola? İşte bunun gayet ilginç bir hikayesi var.
Busbecq, lale soğanlarını Viyana’da dostu botanikçi Carolus Clusius’a teslim etmiş, Clusius, Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’ne gitmiş, bu tarihten sonra Hollanda başta olmak üzere tüm Kuzey Avrupa’da binlerce aile lale yetiştirmeye başlamıştı. Başlangıçta Avrupalıların lale sevdası Osmanlıları aratmıyordu. Ancak, 1634-1637 yılları arasında Hollanda’da iş öyle bir noktaya vardı ki sadece profesyoneller değil, orta ve yoksul kesimden aileler bile spekülatörlüğe soyunmuşlar, lale soğanı alıp daha yüksek satabilmek için tüm varlıklarını ipotek ettirmeye başlamışlardı. Soğanlar el değiştirmeden defalarca satılıyor ve inanılmaz fiyatlara alıcı buluyordu. Mesela, o günlerin en gözde lale soğanı olan Semper Augustus’un bir tanesi için bir Hollandalı tüccar “dört ton buğday, sekiz ton çavdar, dört öküz, sekiz domuz, on iki koyun, iki varil şarap, dört varil bira, iki ton tereyağı, dört ton peynir, bir gelin yatağı, bir takım elbise ve bir gümüş kadeh” ödenmişti. Uzunluğuna göre bir Admiral van Enkhuijsen lâlesinin değeri, bir taş ustasının 15 yıllık gelirine eşitti. Bugünkü “borsa” sözcüğü de o günlerde lale soğanı spekülatörlerinin fiyatları tespit etmek üzere toplandıkları Van Bourse ailesinin Amsterdam’daki evinden geliyordu. Ancak, 1637 yılının şubat ayında “Lale Çılgınlığı” (Felemenkçe “Tulpenwoede”) adıyla anılan spekülasyon dalgası sonunda, hükümet lale soğanının borsada işlem görmesini yasaklayınca sonuç korkunç bir yıkım oldu. Binlerce lale üreticisi ve satıcısı tüm mal varlıklarını bir gecede kaybettiği gibi akıl sağlığını, canını yitirenler oldu. Böylece dünyanın en güzel çiçeklerinden biri olan İstanbul lalesi, istemeden tarihin en büyük mali krizlerinden birinde başrolü oynadı.

İşte Mehmet Şimşek’in (ve müesses nizamın pek çok aktörünün) sanal paralar için öngördüğü (ya da planladığı) gelecek bu. Sanal paranın destekçileri ise “gelecek biziz” diyorlar. Bakalım, tarih kimi haklı çıkaracak?

Okuma önerisi:

Yaşar Önen, Hans Dernschwam’ın İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987.
 Ogier Ghislain De Busbecq, Türk Mektupları, Doğan Kitap, İstanbul, 2005.
Necdet Sakaoğlu, “Lale” maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı’nın ortak yayını, 1994, C. 5, s.178-182.

www.evrensel.net