Değinmeler: Salgın

Değinmeler: Salgın

Adı Enver Ercan’dı. İyi şairdi. Sözcüklerin sahibiydi. Onlara istediğini söyletmesini bilirdi. Kendisi nasıl insansa şiiri de onun gibi insandı.

NE OLDU?

Kanla ateşi durdurmanın bir yolu olmalı ey şair! Işıklı sözlerine ne oldu, ne oldu aydınlık görüşlerine? Gülüşlerine, sevinçlerine? Ne oldu da susuyorsun?

BİR ÖĞLEÜSTÜ
Şimdi bir kırda olmalıyım. İp atlayan kızların, top oynayan oğlanların arasında. Kır çiçeklerinin ortasında. Güneşle. Bir öğleüstü.

YAZI YAZMAK YASAK MI?
Yağmur, kar, boran, fırtına dememelisin artık. Neden hep kışı, karanlıkları betimliyorsun? Güne, güneşe ne oldu? Neden ılık yazdan, mavi denizden, bulutsuz gökyüzünden, içimizi ferahlatacak esintilerden söz etmiyorsun? Yazı yazmak yasak mı yoksa?

KIR HAVASI
Bütün istediğim bir kır havası. Güneş vuran ağacın, otun, çiçeğin, toprağın, uçuşan kelebeklerin, vızıldayan arılarla sineklerin, ani kanat çırpışlarıyla havalanan kuşların havası. İnce tınısıyla kıvrak bir oyun havası.

KALAN
Şair ölür, sözcükleri kalır!

ŞAİRE DAİR
Adı Enver Ercan’dı. İyi şairdi. Sözcüklerin sahibiydi. Onlara istediğini söyletmesini bilirdi.
Kendisi nasıl insansa şiiri de onun gibi insandı.
Şiiri tek tek insanların aynası olduğu gibi, toplumun da aynasıydı. Güzeli güzel, çirkini çirkin gösteren ayna.
İnsanın, yaşamın, yaşamda olup bitenin en sürekli izleyicisiydi. Kim tek bassa bilir, görürdü onun şiiri.
Aykırı yatana kızmaz gülerdi. Şiirinde de güldürürdü. Hem kendini, hem okurunu. Neye güldüğünü düşündürerek.
Şairliği bir yana edebiyat, kültür, sanat onun işiydi. Onu da şiiriyle birlikte iş bellemişti. Sabah akşam. Durmadan dinlenmeden. Şimdi dinlenebilecek mi dersiniz, sanmam. Benim bildiğim Enver’se ordada kendine bir iş bulur. Bulamazsa döner gelir.
Kısa bir yaşam sürdü. Şiiri uzun sürsün.
Enver Ercan hiç ben olmadı. Hep biz oldu.

ÖLÜMÜN EGEMENLİĞİ
Savaşta haklı, haksız diye bir şey yoktur. Savaşın tek egemenliği ölümdür, biricik kazananı ölüm. Toplu yaşamı seyrelten ölüm. Genç ölümler. Dünyamızı yaşlandıran.

SALGIN
Bir yandan soğuklar bastırdı: Kış, kıyamet. Bir yandan savaş dolambacı: Kan, ateş, ölüm! Öte yandan gövdelerimizi sinsice saran bir ateş. Savaş ateşinin soluğu yakıyor sanki. Gittikçe yükselerek. Bir de derinden bir öksürük. Gıcık yapıyor ikide bir. Doktora gittim koşa koşa. Heyecanla:
-Gıcığım var, dedim.
Doktor:
-Bizim de gıcığımız var, dedi.
Bir an durakladı. Sakin bir biçimde:
-Herkesin gıcığı var, dedi.
-Eee?! diyecek oldum.
Kısaca:
-Salgın! diyerek kestirip attı.

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Ocak 2018 04:24
www.evrensel.net
ETİKETLER Adnan Özyalçıner