Biz de çıkalım çukurdan!

Biz de çıkalım çukurdan!

Biz gençlere dizinin sempatik geldiği aşikâr. Peki, ama neden?

 

 

Tunç DİKKAN

Ankara

Çukur, Ay Yapım’ın modern kabadayı hikâyesi. Hikaye, semt sakinleri tarafından “Çukur” denilen bir mahallede geçiyor. Mahalle bir mafya mahallesi, başında da Koçovalı ailesi var. Baba; İdris Koçavalı eskilerin kabadayılarından ve Çukur’un sahibi. Sahibi derken hem mecazen hem de gerçek anlamda, mahalledeki evlerin yarısından fazlasının tapusu İdris Baba’ya ait. İdris hem mahallelinin hem de Çukur’un babası. En azından mahalleli bu şekilde ilan etmiş ki mahallenin ana mottosu, “Çukur evimiz, İdris babamız.” İdris bu durumu dizinin ilk bölümünde verdiği röportajda “Ben Çukur’u korurum, Çukur da beni” raconu ile açıklıyor fakat İdris Koçovalı, Çukur’u şu ana kadar sadece uyuşturucudan koruyabildi! Tabii, karakterler bununla sınırlı değil. Yeni “baba” Yamaç Koçovalı, anti kahramanımız Vartolu Saadettin ve içerideki hain Selim Koçovalı. Ancak bu yazı, dizinin karakterleri üzerinden analizler ya da tekniğine ve projesine dönük sohbetler içermeyecek. Amacımız daha çok Çukur ve benzeri dizilerin ne kadar takip edildiğini, neden takip edildiğini, ne gibi etkileri olduğunu tartışmak.

EVELALLAH ÇUKUR İZLİYORUZ

Dizinin takipçi kitlesinin ana ağırlığını gençlik kesimlerinin oluşturduğunu söylemek mümkün. Ancak şaşırtıcı olan, çok geniş bir gençlik kesimi tarafından takip edilmesi. Farklı sosyal ortamlardan, farklı ekonomik düzeylerden, farklı siyasi görüşlerden büyüklerimiz, akranlarımız ve küçüklerimiz bu diziyi izliyor, yorumluyor hatta zaman zaman fanatik bir tutum alabiliyor. Mesela bir ODTÜ sosyoloji öğrencisi bu tip sosyal ortamları iyi yansıttığı için takip ettiğini ifade ederken, bir meslek lisesi öğrencisi “aksiyonu bol” olduğu için diziyi izlediğini ifade ediyor. Hatta işsiz bir genç “Çukur gibi bir mahallede bir tane Koçovalı’nın fedaisi olurdum, en azından hayatımda bir amaç olurdu.” ifadelerini kullanabiliyor. Daha birçok örnek gösterilebilir. Diziyi takip eden genç kuşağın birçoğu Çukur’la ilgili duvar yazılarını, Çukur’un amblemini Kadıköy sokaklarından Ankara’ya kadar taşımış bile. “Evelallah Çukur’danız”, “Çukur evimiz, İdris Babamız”, “ Sen düşersin Çukur’a, biz çıkarız Çukur’dan.” gibi duvar yazılarını hem dizide hem de birkaç semtin sokaklarında gerçekten görebiliyoruz.

GARİPLİĞE, YOKSULLUĞA İSYAN

Biz gençlere dizinin sempatik geldiği aşikâr. Peki, ama neden? Genel bir kanı ortaya atmak mümkün değil. Ama bence en önemli etkenlerden bir tanesi dizinin ana güdüsünün “isyan” hali olması. Çukur mahallesi garipliğe, yoksulluktan, fukaralıktan hırsızlık yapmaya, sürekli gayrimeşru bir hayatı kovalamaya her bölümde isyan ediyor. Bunu da yapabilecek en doğru yöntemle yapıyor; dayanışmayla. Dizinin bir bölümünde mahalleden bir vatandaşın “Biz Çukur’u koruruz, Çukur kendini korur.” ifadelerini kullandığı sahne bir hayli popüler olmuştu sosyal medyada. İşte mahalledeki bu isyan, düşmanlara karşı birlikte durma ve dayanışma hali kanaatimizce esas ilgi çeken nokta. Ama bu isyan ve dayanışma durumunu tek bir istisna bozuyor; Mahallenin kralları, Koçovalı ailesi. Şöyle ki gecekondu mahallesinde Koçovalılar bir malikânede kalıyor. Mahalleye gelen her türlü bela Koçovalı sebebiyle geliyor. Belki Koçovalı ailesi Çukur’u koruyor ama bedelini yine Çukur’a ödetiyor.

BİR ÖRNEK ÇIKARTMAK GEREKİRSE: MAHALLE DAYANIŞMASI

Sadece Çukur değil, S1F1R B1R, bir yabancı dizi olarak Peaky Blinders ve benzeri gangster ve çete dizileri uzun zamandır ilgi çekiyor gençlik arasında. Bu tarzlara özenip çete kuranlar dahi olmuş. Bu yapımları Kurtlar Vadisi ve menşeili dizi ve filmlerden ayıran tek özellik ise “namuslu mafyalar” veya “mafya değil, kabadayı” jargonu oluyor bu durumda. Sonuç itibariyle de Türkiye gençliğinin içinde herhangi bir mafya reisinin yanına fedai olmak değil, mahalle kültüründeki dayanışma ruhunu örnek almak daha akılcı bir çıkar yol oluyor. Memleketin hali de Çukur’a döndü ama bizim Koçovalılara değil mahalle dayanışmasına ihtiyacımız var.

 

 

www.evrensel.net