Arif V 216 ve nostaljinin kaygan zemini

Arif V 216 ve nostaljinin kaygan zemini

İmgelerin gerçekliği zamanın gerçekliğine aktarıldığında bir dönemi artık o döneme dair ikincil, kurgusal söylemlerle anlamlandırmaya başlıyoruz.

 

Ramazan FİDAN

Koç Üniversitesi

Cem Yılmaz’ın son filmi “Arif v 216” 5 Ocak’ta vizyona girdi. Filmin komik olup olmadığı zaten yeterince büyük bir tartışma konusu fakat komedinin ötesinde film, Cem Yılmaz’ın seyirci beklentilerine nasıl cevap verdiği, ülkemizde sinemanın ve 60’lar, 70’ler nostaljisinin konumuyla ilgili pek çok şey söylüyor.

NOSTALJİNİN PARODİSİ

Filmdeki en temel nokta filmin 1969 senesi İstanbul’unun tarihi gerçekliğini yansıtmaması bir yana, filmin aynı zamanda Yeşilçam filmlerinde gösterilen bir dünyanın parodisi olmak konusunda da sıkıntılı olması. Filmin ana yapısı bir Yeşilçam hikâyesi üstüne kurulu ve filmin işleyişi de bir Yeşilçam filminden beklenebilecek kopukluklarla ilerliyor. Filmde anlatılan geçmiş oldukça süslenmiş püslenmiş pastel tonlarda bir geçmiş; hem dekor-kostüm tasarımı açısından başarılı, hem de dönemin insanlarının ve atmosferinin yansıtılışı açısından. Fakat geçmişe dair bu gerçeklik o dönemin imgeleri üzerinden bir parodiyle kurulmuş. Mesela filmde günlük hayatında izlediğimiz Zeki Müren bize sahneden görünen Zeki Müren’nin bir parodisi üzerinden yeniden üretiliyor.

İMGELER VE GERÇEKLİK

Bu da gösteriyor ki filmde geçmişin gerçekliğini kuran asıl bu yüzeydeki imgeler: film afişleri, albüm kapakları, sahne performansları, gazete haberleri, Yeşilçam filmlerindeki buruk aşk sahneleri... İşte nostaljinin insanı yakaladığı yer tam da burası: İmgelerin gerçekliği zamanın gerçekliğine aktarıldığında bir dönemi artık o döneme dair ikincil, kurgusal söylemlerle anlamlandırmaya başlıyoruz. “Ah, eskiden ne güzel aşklar yaşanıyormuş” düşüncesinin nedeni zaten o “eski”yi o dönemin filmlerinin aşk hikâyeleriyle anlamlandırmış olmamız. Bana kalırsa böyle bir nostalji devasa bir yanılsama (illüzyon) ve zararlı. Filmde o dönemin siyasi durumu, öğrencileri hareketleri, işçileri, hiçbiri yok ve bu durum kimseyi rahatsız etmiyor; çoğunlukla fark edilmiyor bile. Yok çünkü nasıl o dönemde bu konuları işleyen filmlerin sektörde var olması mümkün değilse Cem Yılmaz da günümüzün film sektörüne hitap eden bir filmde bu konuları dışarıda bırakmak zorunda.

FARKLI ARİF’LER

Filmin bir başka ilginç noktası Arif’in G.O.R.A.’daki Arif’ten artık bir hayli farklı olması. G.O.R.A.’daki ırkçı, cinsiyetçi, herkesi küçümseyen, küfürbaz Arif’i izlemiyoruz, tabii böyle olması iyi bir gelişme olarak da görülebilir. Yukarıdakilerle de birleşince ortaya birkaç sonuç çıkıyor. Cem Yılmaz kabul edilebilir bir alanda kalma arzusunda. İkincisi filmlerinin sinema değerine, verilenden daha fazlasını bekliyor. Bu kaygılar G.O.R.A.’yla başlayan “çeşitli temalarla alay edilen saçma ana karakterli komedi filmleri”ne getirilen eleştirilere karşılık verme çabasının sonucu. Ben Cem Yılmaz’ın daha büyük ve cesur adımlar atıp bize çok daha farklı formatta bir film izletmesini beklerdim fakat bu kadar reklamı yapılan filmin böyle olması da sektör koşullarında “normalleşiyor”.

KENDİ ÇAPINDA” BİR FİLM

Bunlar şunu gösteriyor ki, her ne kadar Cem Yılmaz kadar paranız ve imkanınız da olsa sonuçta pazar ekonomisinin yapısını takip eden bir üretimde bulunursanız ve sistemin koşullarına bağlı kalırsanız filminiz dünya çapında değil kendi çapında bir film oluyor. Bu film ise kendini herkese beğendirebilmek için sisteme en uygun giden yolu izliyor. O zaman da “izlenebilir” bir film çıkıyor ortaya ama kayda değer bir şey olmuyor. Filmi izlerken oldukça güldüm, izlediğime de pişman olmadım ama zaten film bundan daha fazlasını hedefleyemiyor. İşin içine Cem Yılmaz’ın imajını koruma kaygısı da girince, Cem Yılmaz’ın esprileri patlattığı etrafına da izlemesi eğlenceli temaları donattığı bir filme gitmiş oluyoruz. “Peki neden bu yol seçilmiş?” sorusu da bizi bahsettiğim nedene getiriyor: Sinema pazarında imajını koruyacak ve iyi iş yapacak bir film üretmek amaçlandığından.

NOSTALJİNİN ARKASINA GİZLENMEK

Peki neden böyle allı pullu bir geçmiş, bu geçmişin “klasiklerinin” bir toplamıyla sunuluyor? Bana göre en etkili neden güvenli bir film yapma isteği, etliye sütlüye dokunmadan hali hazırda herkesin saygı göstermek için yarıştığı bir nostaljinin arkasında güvende kalmak. Öte yandan film bir Yeşilçam filmi parodisi olarak düşünülmeyi çok da istemiyor gibi. Bunu kullanılan efektlerin kalitesinden, aksiyon sahnelerine saf edilmiş çabadan, duygu yoğunluklu sahnelerin bir komedi filmine göre oldukça yoğun olmasından, garip garip yerlerden fışkıran sevgi-dostluk-kardeşlik mesajlarının komik olmaktan çok düz mesaj vermesinden anlayabiliyoruz. Sonuçta iki açıdan da sıkıntılı bir yere geliyoruz; hem parodisi yapılan temalar ciddileşmeye ve daha gerçekçileşmeye olmaya başlıyor hem de pek bir kaygısı olmadan başlayan film sonunda kaygılarını dile getirecek kadar hikâyeden kopuyor. Bu ilginç bir durum çünkü filmde dalgası geçilen de nostaljisi yapılan da aynı, o yüzden filmin durduğu yer çok arada kalmış.

www.evrensel.net