Kadınlar dönüşüyor, erkekler kabullenemiyor

Kadınlar dönüşüyor, erkekler kabullenemiyor

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Aslıhan Burcu Öztürk, kadına yönelik şiddeti Ekmek ve Gül'e değerlendirdi.

Burcu YILDIRIM
Ankara

Şiddetin ne kadar vahşileşebileceğini, hedefindeki anneyi cezalandırmak için çocuklarını öldüren babalarla görüyoruz artık. Kadınlar üzerine basa basa, “Şiddet artıyor, vahşileşiyor” dedi geçtiğimiz yıl ve bugün. Bir yılı geride bırakırken en az 409 kadının erkek şiddetiyle öldürüldüğünü, bu rakamların geçen yılın çok üstünde olduğunu öğrenmemizle gördük asıl tabloyu. 

Kadınların isyanını yaptıkları “hizmetleri” anlatarak dindirmeye çalışan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının (ASPB) açıklamalarını görüyoruz. Oysa isyanını dile getiren her bir kadın, devletin “hizmet” diye sunduğu bir tek uygulamanın bile kendilerinin şiddet döngüsünden çıkma mücadelelerinde onlara tutunacak bir dal olmadığını anlatıyor. 

Bir yanda yaşadığı şiddete artık katlanamayan ve büyük tehditlere ve somut yaşam gasplarına rağmen hayatını eline almaya çalışan kadınlar, diğer yanda “Ya benimsin ya kara toprağın” ilkelliğini göstermekten imtina etmeyen bir erkeklik hali...

Bu tablo nasıl oluştu? Kadınlar her gün bir yenisi eklenen şiddet haberleri karşısında ne hissediyor? Erkekler bu şiddet döngüsünün dişlisi haline nasıl geliyor? Bu tabloyu nasıl değiştireceğiz?

Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Aslıhan Burcu Öztürk anlatıyor...

Aslıhan Burcu Öztürk
Aslıhan Burcu Öztürk

‘İDEAL ERKEK’ KAVRAMI ŞİDDETİ KÖRÜKLÜYOR

Boşanma aşamasında olduğu eşini cezalandırmak için çocuklarını öldüren babalar… Pek çok örnek görmeye başladık. Nedir buna sebep? Arka planında ne var?

Tarihsel arka planı çok geniş ama son dönemde şiddet vakalarının bu kadar yoğunlaşmasında birkaç etken ön plana çıkıyor. 

Bir tanesi; bence toplum ciddi bir travma yaşıyor. Zorunlu askerlik ve son yıllarda yaşanan düşük yoğunluklu savaşın özellikle erkeklerde ciddi bir savaş travması yarattığını düşünüyorum. Yanı başımızda Suriye’de, ondan öncesinde Irak’ta sürmekte olan savaş, OHAL ile bölge illerinde yaşanan çatışma ve bizim savaşın her türlü bilgisine, görüntüsüne, ardından yaşanan her türlü toplumsal travmasına yakın bir şekilde tanık olmamız ve bunun riskini ensemizde hissetmemiz bizi ciddi bir travmaya sevk etti. Şiddeti normalleştirirken aynı zamanda korkularımızı yoğunlaştırdı.

Kadına Şiddete Hayır

İkincisi, şiddetin sıradanlaşması; bunun medya ve politik ayağı var. Eril söylemlerin çok sıradanlaştığı, şiddet dilinin kibar politik söylemlerin önüne geçtiği ve bunun toplum tarafından güç olarak algılandığı bir süreçten geçiyoruz. Politik bir liderin duruşu, takipçilerini etkiliyor. Sürekli bir tehdit dili var ve bu toplumun genelinde yaygınlaşıyor, normalleşiyor. Dolayısıyla çok daha geniş toplumsal düzlemlerde biz şiddeti sürekli öğreniyoruz, buna maruz kalıyoruz. Şiddetin arkasında her zaman bir güçlü olma isteği yok. Ön planda olan şey güçlü olmak, iktidarını sağlamak olabilir ama aslında çok temelde baktığımız zaman bir korku var. İnsanlar belki var oluşlarını gerçekleştirememekten kaynaklı korku içerisinde de çok şiddete yöneliyorlar. 

Bir de “güçlü, dayanıklı erkek ideali”nin sürekli dayatılmasıyla birçok erkek kendinin o ideale uygun olmadığının farkında aslında. İdeal erkeklikle kendi var oluşu arasındaki uçurum arttıkça o arayı kapatmak için şiddeti daha fazla uygular hale geliyor. Şiddet erkeklikle bu kadar bağdaştırıldığında bir erkeklik gösterisine ama aynı zamanda bir zayıflık kapatma gösterisine de dönüşüyor.

‘KAYNAYAN KAZANI ZORLARSANIZ PATLAR’

Boşanmaların engellenmesinin devlet politikası haline geldiği bir dönemi de yaşıyoruz. Bu müdahale toplumsal olarak nasıl sonuçlara yol açıyor? Yakın gelecekte başka nasıl sonuçlar ve sorunlar görürüz?

Boşanmalarda artış engellenebilir bir şey değil, çünkü bu kadınların özgürleşme istekleriyle bağlantılı bir şey. Şiddetle mücadele araçlarının bir tanesi de boşanma olduğu için diğer araçlar çalışmadığında ya da aile sorunlarını çözmeye yönelik erken müdahaleler edilmediği sürece boşanmalar kaçınılmaz oluyor. 

Sorun yaşayan birçok aile danışmanlık hizmetlerinden yararlanamadıkları için sorunlarını çözemiyorlar ve aile içi şiddet kadından çocuğa, erkekten kadına, çocuktan hayvana ve okuldaki arkadaşına yönelebiliyor. Çünkü bizim sosyal hizmetlerimiz çok eksik. Mesela çok az sayıda toplum merkezi ve ASPB’nin aile danışma merkezleri vardı, kapatıldı. İnsanlar doğal olarak sorun yaşayacaklar ama bu sorunu çözme konusunda insanları geliştirmedikçe çözüm mümkün olmuyor. Toplum merkezlerinde, kadının insan hakları eğitim programları uygulanıyordu. Buradan yararlanan kadınların bir kısmı burada edindikleri bilgi ve becerilerle güçleniyor ve hayatını değiştirebiliyordu. Biz biraz buralara odaklanmalıyız diye düşünüyorum. Bence aileye yönelik danışmanlık hizmetlerinin uygulanması gerekiyor. Aile içerisinde çok çeşitli sorunlar var ve bu insanların danışmanlığa ihtiyaçları var. Erkeklerin; babalık eğitimine ihtiyacı, erkeklikle nasıl baş edeceklerini öğrenmeye ihtiyacı var. Erkeklerin sevgi ve saygıyı, bunu bir kadınla yaşamanın güzelliğini öğrenmeye ihtiyaçları var. Boşanmayı engellemeye dönük devlet baskısının çok işe yaramayacağını düşünüyorum o yüzden buralardan bahsettim. İstediğiniz kadar baskı yapın, kontrol edemeyeceğiniz bir noktada var olan koşullarda bunu bitirmeniz mümkün değil. Kadınlar sürekli bir dönüşüm içerisinde. Artık kadınların büyük bir çoğunluğu şiddete “hayır” diyorlar. Kadınlar isyan ediyor ve şiddeti hak etmediklerinin farkına varıyorlar. Devletin toplum üzerine baskı kurması, böyle bir hareketlilik varken bu kadar da güçlü bir şey değil. Bir yerde hak talep eden insanlar var ve kazan kaynıyor; bunu zorlarsanız o kazan patlar.

Kadına Şiddet

KADINLARIN VAR OLMA MÜCADELESİ ‘TEHDİT’ OLARAK ALGILANIYOR

“Şu anda kadına yönelik şiddette toplumsal dönüşüm sırasında yaşadığımız çelişkiler var. Bir taraftan birçok kanal aracılığıyla erkek, kadının itaat etmesi gereken bir varlık olarak öğreniyor, erkeğin evin reisi, iktidar sahibi, gibi bir sürü süper sıfatla donatıldığını, öyle olması gerektiğini öğreniyor ama bir taraftan da eğitim, çalışma yaşamı, teknolojik gelişmeler, medya vs. ile de kadınlar, bir elli yıl öncesine göre kıyaslayacak olursanız güçlenmeyi ve özgürleşmeyi öğreniyorlar. Böyle bir mücadele içerisine giriyorlar. Artık kadınlar, kendilerine dayatılanların pasif alıcıları değiller. Bir taraftan da kadının güçlenmesi ve özgürleşmesine karşılık toplumun dönüşmemiş bir sürü değeri var ama bir dönüşüm aşamasındayız. Erkekler bu dönüşümü kabullenemedikleri için  ya da bu dönüşümü kabullenecek alt yapıya sahip olamadıkları için kendilerini güçsüzleşmiş hissediyorlar. Çünkü aslında gerçekten güçlü olmadıklarını fark ediyorlar ve şiddetle bunun üstünü kapamaya gidiyorlar. Bu da şiddeti besliyor. Kadınların mücadelesi toplumdan kabul görmediği için, erkekler tarafından kendi iktidarlarına bir tehdit olarak algılandığı için zorlu bir süreç olarak geçiyor ve bu bir süre daha devam edecek öyle görünüyor maalesef.”

Kadına Şiddet

‘ERKEKLİK’ ERKEKLERİ DE EZİYOR

Aile Bakanlığı şiddetle mücadele için bir yandan da Diyanet eliyle ve başka pek çok kurum aracılığıyla erkeklere eğitimler verdiğini söylüyor. Bu eğitimler ne işe yarıyor? Nasıl bir perspektifle veriliyor?

ASPB’nin Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleriyle yaptığı erkeklere yönelik eğitimlerin bir kısmında ben de yer aldım. Çok dar kapsamlı ve sadece Ankara’da uygulanıyor bu eğitim. Mahkeme kararıyla erkeklere eğitim kararı hüküm olunduysa bu erkeklerin bir kısmına ASPB öfke kontrolü eğitimi uygulayabiliyor. Uygulayıcının bakış açısına göre olumlu bir şekilde dönüştürülebilen ve iyi yanıtlar alınabilen bir program. Şiddet uygulayan erkeklerin dünyasına indiğinizde hepsinin de şiddet uygulamaktan gururlu, mutlu, huzurlu olmadığını görüyorsunuz. Bir şekilde onların da üzerlerinde çocukluktan beri toplumsal baskıyla boca edilen bir sürü rol var. Erkekler de bu sıkışmışlığın içerisinde bir sorun olduğunda çözüm yolu olarak öğrendikleri tek şeyi, “şiddeti” uygulamaya gidiyorlar. Neden şiddet uyguladıklarını anlamak, öfkelendiklerinde kendilerini nasıl sakinleştireceklerini öğrenmek, bir sorunu olduğunda çözüm alternatiflerini öğrenmek, toplumsal cinsiyetin kadını da erkeği de nasıl etkilediğini öğrenmek ve kadınla erkeğin eşit, şiddetsiz bir ilişki içinde olurlarsa iki tarafın da mutluluğuna, huzuruna hizmet edeceklerini öğrenmeleri olumlu sonuçlara yol açabiliyor. 

Bir dönem kadına yönelik erkek şiddetinin panzehiri olarak ‘şefkat eğitimleri’ gündeme getirilmişti, ASPB tarafından. Hatta şiddetin daha fazla din eğitimi ile çözülebilecek bir sorun olduğu da ifade edilmişti. Bu yaklaşım sorunu ele alma açısından neye denk düşer?

Kadınlar itaat etmeye devam etsin istiyorlar. Geleneksel kadın-erkek rolleri devam etsin istiyorlar ve en iyi bildikleri şey de bu. Sorunu buradan çözebileceklerini zannediyorlar. Toplum yaşamına denk, sosyal hayatı kuran ve kadın erkek eşitliği sağlandığı ölçüde şiddet engellenebilir.

HEP KÖTÜ SONUÇLANAN HİKAYELER KADINLARIN CESARETİNİ KIRABİLİR

Her gün vahşileşen şiddetin çeşitli görünümlerini hem kendi hayatlarında hem de başka kadınların hayatlarında yaşıyor, görüyor kadınlar. Bu tanık olma, maruz kalma hali kadınlar üzerinde nasıl etkiler yaratıyor? 

Kadınlar da bence çelişkinin farkında. Bu kadar şiddet haberine maruz kalmak, şiddetle mücadele niyetindeki bir sürü kadını da başka tür korkulara sevk ediyor. Tehdit unsuru erkekler var bu haberlerde. Kadınlar bu hikayelerden bir güçlenme, cesaret hikayesi çıkarmıyorlar. Bizim olabildiği kadar olumlu şeyler üzerinden gidip, kadınları güçlendirmeye ihtiyacımız var.

Bütün dünyadaki istatistikler gösteriyor ki kadının eğitim, refah düzeyi yükseldikçe, kırdan kente geldikçe şiddet ortadan kalkmıyor ama azalıyor. Kadınların eğitimi, çalışma yaşamında, toplumsal hayatın her aşamasında olması çok önemli. Toplum olarak biz bunun böyle olmamasının bedellerini ağır bir şekilde ödemeye devam ediyoruz. Bu süreç alacak ama biz bunu sağladıkça daha iyi yerlere geleceğiz diye düşünüyorum. Kadınların güçlenmesinden başka çaremiz yok.
 
Peki bu güçlendirmede devletin rolü nedir? 

Yapılacak çok şey var. Bu süreç çok kolay ilerleyebilecek bir süreç değil. Mücadeleye devam etmemiz gerekiyor. Kadınların, çocukların, erkeklerin ihtiyaçları her ne ise bunları karşılamak ve daha olumlu bir yaşam tarzını bizim sürekli yeniden üretmemiz gerekiyor. Sadece devletin yapamadıklarına odaklanırsak şimdiye kadar elde ettiğimiz kazanımları da tehdit altında hissedip moralimiz bozulabilir, bozulmasın.

Röportajın tamamını ekmekvegul.netten okuyabilirsiniz...

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Ocak 2018 07:41
www.evrensel.net