‘Afrika’da Türk-Osmanlı sömürgeciliği’

‘Afrika’da Türk-Osmanlı sömürgeciliği’

Ali Karataş, Arap Coğrafyası'nın gündemlerini derledi. Haftanın en çok konuşulan konusu Erdoğan'ın Afrika gezisi ve Mısır ile Suriye politikalarıydı.

Ali KARATAŞ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika gezisi Arap basınında oldukça geniş bir yankı buldu. Ancak Arap dünyası genel olarak bu ziyaretten pek hazzetmedi. Sudan’la uzun bir sınıra sahip Mısır basınında tam bir “hezeyan” hali mevcut. En önemli nedeni, arka bahçesi olarak gördüğü Sudan’ın Sevakin adasını Türkiye’ye tahsis etmesi.

Al Kuds al Arabi gazetesinin aktardığına göre Mısır televizyonları, yorum programlarında bu konuyu uzun uzadıya işledi. Mısırlı Gazeteci Ahmet Musa, Sada el Beled (Yankı Ülkesi) Televizyonunda Sudan’a ziyareti “yeni Türk Osmanlı sömürgeciliği” olarak nitelendirdi. 

200 İŞ ADAMIYLA BİRLİKTE GİTTİ

Youm7 adlı internet sitesi konuyla ilgili haberini “Sudan kendini Osmanlının kucağına bırakıyor” başlığıyla verdi. Haberde Erdoğan’ın Sudan’ın ekonomisine hakim olmak için 200 iş adamıyla bu ülkeye giden ilk cumhurbaşkanı olduğuna dikkat çekildi. Site, Beşir’in rejimine destek bulmak için “İhvan’ın sponsoru” ile ittifak kurduğu yorumuna yer verdi.

Al Ahram gazetesinden Muhammed Ebu Fadıl da, “Türkiye; Gazze limanından Sevakin Adasına” başlıklı makalesinde Türkiye’nin Gazze’deki başarısızlığı nedeniyle gözlerini Sevakin’e çevirmek zorunda kaldığını yazdı. Türkiye’nin Sudan rejiminin sahip olduğu oportünizmin avantajlarından yararlandığını da belirtti.

‘TÜRKİYE KAOSU İSTİSMAR EDİYOR’

Londra’da yayınlanan al Arap gazetesi  ise gezi ile ilgili yayınladığı haber-yorumda Türkiye’nin etkisini güçlendirmek için bölgedeki kaosu istismar ettiği görüşünü dile getirdi. Aynı yazıda Tunuslu siyasi şahsiyetlerin gezi sırasında Türkiye’nin terörle mücadele konusunda güvenlik birimlerini eğitmek ve lojistik destek vermek önerisini “mayınlı” bir öneri olarak nitelendirdiler.

Arap basınında Afrika gezisinin ekonomik boyutuna da yer verildi. Al Kuds al Arabi gazetesi başyazısında Erdoğan’ın kara kıtada 28 ülkeyi ziyaret ederek “kıtayı en çok ziyaret eden lider” sıfatını kazandığını yazdı. Bu diplomasının başarıya ulaştığına dikkat çekilerek 2012 ile 2016 arasında Afrika’yla ticaret hacminin 93.5 milyar dolara ulaştığı vurgulandı

TÜRKİYE SURİYE’DE MASAYI DEVİRİR Mİ?

Öte yandan yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yönelik “terörist” çıkışı da Arap basınında yankı bulan diğer bir konuydu. Gazeteci-Yazar Abdulbari Atwan, “Erdoğan’ın “sürpriz” çıkışını, “Rusya’nın konferansa PYD’nin katılmasındaki ısrarına, İdlib operasyonuna, el Nusra’nın hedefte olmasına ve Suriye ile Kürtlerin Afrin’deki iş birliğine” konularına bağladı. Erdoğan’ın, masayı herkesin üzerine devirmekle ve kağıtları yeniden karmakla tehdit ettiği yorumuna yer verdi. Başbakan Yıldırım’ın Suudi Arabistan ziyaretinin ise Rusya’ya “diğer seçeneğimiz hazır” mesajı olduğunu belirtti. 


MISIR BASININDA ERDOĞAN’A KARŞI HEZEYAN

Al Kuds al Arabi 

“Sudan’da yaşanan Türk sömürgeciliğidir”, “Dikenler ekme çünkü bir gün yalınayak yürüyeceksin”... Bunlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın  Sudan ziyaretine ve Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Ganduri’nin açıklamalarına karşı Mısır medyasında yer alan  yorumlardan birkaç tanesi. Mısır basınındaki bu histeri özellikle Kızıl Deniz’deki Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsis edilmesi nedeniyle. 

Sudan Dışişleri Bakanı Ganduri, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı basın toplantısında; “Mısır medyasının tepkilerini esefle takip ettik. Tepkilere çok şaşırdık” dedi. Diğer yandan Çavuşoğlu; “Bizim tek bir hedefimiz var, o da İslam dünyasında birliğe ve dayanışmaya ulaşmak” dedi. 

ERDOĞAN, SUDAN’IN YENİ SÖMÜRGECİSİDİR

Mısırlı Gazeteci Ahmet Musa, Sada el Beled (Yankı Ülkesi) Televizyonundaki programında Sudan ziyaretini “Yeni Türk-Osmanlı sömürgeciliği” olarak nitelendirdi. Mısır tarihinde demokratik yollarla seçilen ilk Cumhurbaşkanı Mursi’yi askeri darbeyle devirerek gelen Sisi’nin en büyük destekçisi olan Musa, “Beşir, 1989’da darbeyle iktidara geldi. Bunu hep hatırlamalıyız” diyerek saldırdı. 

LTC Televizyonunda “Kağıt Kalem” Programında Neşet el Dihi, Sudan Dışişleri Bakanına; “dikenler ekme çünkü bir gün yalınayak yürüyeceksin” diye seslendi. 


TÜRKİYE’DEN TUNUS’A ‘MAYINLI’ ÖNERİ

Al Arap

Ankara’nın bölgedeki kaosu sömürdüğüne dair uyarıların ortasında Tunus’ta Kartaca Sarayı’nda İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) Rabia işaretiyle selamı, Afrika gezisi etrafındaki soruları çoğalttı. Özelikle de Araplar, İran’ı kuşatmak için Mısır ve Suudi Arabistan etkisini güçlendirmekle meşgulken.

Türkiye Cumhurbaşkanı, Tunuslu mevkidaşı Beci Kaid Essibsi’ye terörle mücadelede yardım önerdi. Ülkesinin bu konudaki tecrübesini Tunuslulara sunmaya hazır olduğunu söyledi. Özellikle güvenlik güçlerinin eğitilmesi ve lojistik destek noktasında. Tunuslu siyasi şahsiyetler Türkiye’nin terörle mücadele konusundaki önerisinin “mayınlı” olduğu uyarısında bulundu. Kabul edilmesi durumunda Türkiye’nin Suriye ve Libya’da  terörist gruplarla olan ilişkisi ile Ortadoğu ve Avrupa’dan gelen teröristlerin Suriye ve Libya’ya geçiş bölgesi olması nedeniyle Tunus yeni bir çıkmaza girecek. 

Gözlemciler Türkiye’nin Sudan’a odaklanmasının, “Mısır’ın geleneksel yaşam alanında  nüfuzunu azaltma” amaçlı olduğunu belirtiyorlar. 

Libyalılar sosyal ağlar vasıtasıyla Erdoğan’ın Tunus ve Çad’a yönelik ziyaretine karşı kampanya başlattılar. Gezinin hedefi, Türkiye’nin 2011’den beri gizlice geliştirdiği Libya’yı çevreleyen bölgelerde yoğunlaşma (planı) olarak ifade edildi. 

Açık olan Türkler ve İranlıların; bölgedeki kaosu diplomatik ve ticari hücum vasıtasıyla sızmak ve etkilerini arttırmak için istismar ettikleri. Özellikle bölge ülkeleri Kudüs ve Katar krizleri ile Tahran’ın nüfuzunu Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de sınırlandırma ile meşgulken.  

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Enver Karkaş, Arap sisteminin bir çıkmazda olduğunu vurguladı. Çözümün, bölgesel hırslara karşı beraberlik, dayanışma ve iş birliğinde olduğuna dikkat çekti. Arap dünyasına, Tahran veya Ankara’nın değil bütün başkentlerin liderlik edeceğine işaret etti. 


Al Kuds al Arabi
Başyazı

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Sudan, Çad ve Tunus’u kapsayan Afrika turunu tamamladı. Böylece Afrika’yı en çok ziyaret eden lider oldu. 2004 yılında başbakanken Mısır’a gitmesinden bu yana ziyaretleri, 28 ülkeye ulaştı. Tabii ki bu ziyaretlerin arkasında siyaset, askeri ve güvenlik gündemleri var. Özellikle Ortadoğu’da bölgesel çatışmalar içerisinde olan Arap ülkeleri üzerine... Lakin Türkiye’nin dışarıda ekonomik, ticari yatırımların canlanması ajandası ayrıca önemli olmaya devam etti. Ve birçok durumda politikada ön plana çıktı. 

Ekonomileri dışarıya açılmaya yönelmiş ülkeler için “ekonomik diplomasi” devlet liderlerine yabancı değildir. İstatistikler bu diplomasinin başarısını göstermektedir. 2012-2016 yılları arasında Türkiye ile Afrika kıtası arasındaki ticaret hacmi 93.5 milyar doları aşmıştır. Türkiye; hayvancılık, tarım, su, nakliye, tekstil ve makine üretimi gibi birçok alanda yatırım yapıyor. Bunun yanı sıra kıtadaki altın, elmas, platin, krom gibi değerli madenlere ve sadece yüzde 10’u keşfedilen yeraltı suları da yatırım yapılan alanlar arasında yer alıyor. 

Mevcut bilgilerin ışığında Türkiye’nin Çad, Tunus ve Sudan’a ticaret hacminin son 5 yılda yüzde 29 büyüdüğü görülüyor. Türkiye’nin ihracatı 6.2 milyar doları buldu. Bu dönemde Tunus tek başına 4.8 milyar dolara ulaştı. Tunus’taki Türk yatırımları cömert imtiyazların tadını çıkarıyor. Türk yatırımcılar 10 yıllığına vergi muafiyeti, sigorta primlerinin beş yıl muafiyeti ve kârların yurt dışına bedelsiz transferi gibi ayrıcalıklara sahip. Sudan’da, Port Sudan’dan sonra ikinci büyüklükte olan Sevakin Limanı’nın rehabilitasyonu için Türkiye büyük bir sözleşme imzaladı. 

Tabi ki siyaset bu ekonomik diplomasiden bağımsız değil. Erdoğan’ın ziyaretlerinin çoğu Türk işadamlarının ev sahibi ülkenin iş adamlarıyla toplandığı ekonomik forumların açılmasına tanık oluyor. Düzinelerce iş birliği anlaşması imzalanmasıyla sonuçlanıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı aynı zamanda siyasi sinyaller gönderme fırsatını da kaçırmıyor. Örneğin, Mısır Cumhurbaşkanı Abdelfettah Sisi’nin, Erdoğan’ın Sudan ziyaretinin Mısır boyutlarını görmezden gelmesi zor. Sudan, (Yemen’e yönelik uluslararası askeri operasyon) “Kararlılık Fırtınası”nda askeri olarak yer almışken Suudi Arabistan ve BAE’nin bunu görmezden gelmesi de mümkün değil. Veya Raşid Gannuşi gibi tecrübeli bir İslamcı politikacının Erdoğan’ın Tunus’a ziyaretini iyi bir yatırıma dönüştürmesi gibi.


ERDOĞAN NEDEN ESAD’A ÖFKELENDİ?

Abdulbari Atwan
Rai al Youm

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ortadoğu’da ve hatta dünyada “tartışmaları en çok karıştıran” lider desek mübalağa etmiş olmayız. Siyasiler ve analistler için pozisyonunu, hareketlerini ve ittifaklarını tahmin etmek gerçekten zor. Son sürpriz açıklamaları Tunus Cumhurbaşkanı Baci Kaid Essebsi ile yaptığı basın toplantısında geldi. Beşar Esad’a saldırdı. Dediğimizi doğrulayacak şekilde, onu, iktidarda kaldığı sürece çözümün olmayacağı bir   “terörist” olarak nitelendirdi. 

Suriye-Türkiye ilişkileri, iki tarafı yakınlaştırmak için Rus arabulucunun aktif rolü nedeniyle son iki ayda oldukça olumlu gelişmeler kaydetti. Dikkat çekici bir şekilde yaklaşık bir yıldır Erdoğan, Esad’a basında herhangi bir saldırıda bulunmadı. Burada güçlü bir şekilde ortaya çıkan soru, “Erdoğan’ın öfkesinin” ve Suriye’nin buna güçlü bir şekilde karşılık vermesinin arkasındaki sebeplerin ne olduğu. Suriye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Erdoğan’ın, Türkiye’deki kamuoyunu bir kez daha yanlış yönlendirdiği ve Suriye’deki terörist gruplara sınırsız destek vererek Suriye halkına karşı işlediği suçları örtbas etmeye çalıştığını ifade etti. Buna ek olarak Erdoğan’ın, Türkiye’yi devasa bir cezaevine dönüştürdüğünü belirtti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başkan Beşar Esad’a sürpriz saldırısının ve onun gitmesini talep etmesinin nedenlerini açıklayacak birçok ihtimal mevcut. 

RUSYA’NIN PYD ISRARI

Bunların birincisi; Rus tarafının gelecek ayın sonunda Soçi’de düzenlenecek Suriye Diyalog Kongresine PYD’nin katılmasındaki ısrarı. Erdoğan buna şiddetle karşı. 40’tan fazla Suriyeli muhalif grup konferansa katılmayı reddettiklerini ifade eden bir bildiri yayınladılar. 

İDLİB OPERASYONU

İkincisi; İdlib’e ve onu geri almaya doğru Rus-Suriye ortak hareketliliği. Operasyonun başarıya ulaşması ve İdlib’in kontrol altına alınması durumunda bu gelişme, “vilayette ve Suriye’nin tümünde Türk varlığının bitmesi ve on binlerce şehir sakinin ve savaşçının Türkiye’ye göç etmesi” anlamına gelecek. 

EL NUSRA’NIN HEDEFTE OLMASI

Üçüncüsü; Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un  “Önümüzdeki dönemde sorun terörist bir grup olan  el Nusra’nın ortadan kaldırılması” açıklaması. Bu örgütün militanlarının Guta’dan ve Batı Şam’dan tasfiye işlemi başladı. Bundan sonraki son aşama İdlib’e başlayacak. 

MUHAMMED CULANİ’NİN TASFİYESİ

Dördüncüsü; Türkiye’ye en yakın kişi olarak nitelendirilen el Nusra’nın lideri Muhammed Culani’nin tasfiyesi yönündeki Rus- Suriye planı. Bu kişi, onun adamlarından biri olarak tanımlanıyor. Bu durum Erdoğan’ı kişisel olarak öfkelendirdi. Çünkü bu planı, kendisini hedef alan bir plan olarak görüyor. 

SURİYE İLE KÜRTLERİN İŞ BİRLİĞİ

Beşincisi; Kuzey Suriye’deki Kürt bölgesi Afrin’de ve diğer bölgelerde Suriye ile Kürtler arasında kapsamlı bir askeri iş birliğinin varlığının istihbarat bilgilerinin Türk yetkililere ulaşması. 

Erdoğan bunu kırmızı çizgi olarak nitelendiriyordu. Suriye tarafının birkaç gün önce kabileleri ve yaşlıları Şam’da kabul edilmesi Bu bilgileri güçlendirdi. 

Erdoğan ile müttefiki Ruslar arasında bu sürpriz krizdeki ortaya çıkacak gelişmeleri ve İranlıların ona tepkisini bizim bakımızdan tahmin etmek zor. Ancak başlangıç olarak Türkiye Cumhurbaşkanı, “Herkesin üzerine masayı devirmekle ve kağıtları yeniden karmakla tehdit ediyor” demek mümkün. Muhtemelen Başbakan Binali Yıldırım’ı Riyad’a göndermesi, “diğer seçenek hazır” diyen baskı unsurlarından biri. 

www.evrensel.net