Siyasette 2017: ‘Tek adam’ rejimine doğru ittifaklar

Siyasette 2017: ‘Tek adam’ rejimine doğru ittifaklar

Çağrı Sarı, 2017 boyunca siyaset arenasında yaşanan önemli başlıkları derledi: ‘Tek adam’ rejimine doğru kurulan ve çatırdayan ittifaklar!

Çağrı SARI
İstanbul

Türkiye gündemin hızla değiştiği bir ülke, bırakın ‘dün’ olanı, sabah olan bile bazen eskiyebiliyor. 2017’de önemli siyasi gelişmelerin yaşandığı bir yıl oldu. İçerde gerilim tırmandı, dünyayla da barışık olduğumuz söylenemez. Kimle kavga etmedik ki... Almanya, Hollanda, ABD... Geçtiğimiz yılın en önemli olayı kuşkusuz tek adam rejimini dayatan Anayasa referandumu oldu. Yargı partili oldu, Meclis devre dışı bırakıldı. Bir adamın iki dudağı arasından çıkana bakıldı.Hafızanızı biraz tazelemek için neler yaşandığını toparladık. Bir çok olayı da elemek zorunda kaldık. Dedik ya, gündem baş döndüren hızla ilerliyor, sayfalar yetmezdi tümünü sığdırmaya. Biz bu toparlamayı yaparken, AKP içinde aykırı sesler çıkıyor ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da kimi dava arkadaşlarına sitemli mesaj gönderiyordu. Asgari ücret belirlenmiş, işyerlerinde huzursuzluk yükselmişti. Türkiye büyümede rekor kırmış ama neden asgari ücrete bu yansımamış işte bu tartışılıyordu! Belli 2018’de baskı artacak ama tabandaki tartışma da büyüyecek. 2018 yılı yeni ittifakların da tartışıldığı bir yıl olacak; o nedenle 2017’ye şöyle bir kez daha bakmakta yarar var.

BİR YIL OHAL İLE GEÇTİ

Türkiye 2017’yi 15 Temmuz 20016’da yaşanan darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen OHAL ile geçirdi. 3 aylık periyotlarla uzatılan OHAL sürecinde 30 KHK yayınlandı. Büyük çoğunluğu 2017’de yayınlanan KHK’lerle ihraçlar, görevden almalar, yeni atamalar, grev yasakları, yasalar ve pek çok şey değişti. Türkiye bir yıl boyunca KHK’lerle yönetildi. 19 Ocak’ta OHAL yeniden uzatılacak mı? Bunun cevabına şimdiden evet ya da hayır demek zor elbette, fakat iktidarın Türkiye’yi OHAL ile yönetmeyi sevdiğini söylemek yanlış bir değerlendirme olmaz. Öyle ki, 2017 yılını kapatırken yayınlanan son KHK’lerde mahpuslara tek tip kıyafet, sivillere yargı muafiyeti gibi insan haklarına ciddi saldırılar yapılırken Meclisin çıkarması gereken ‘taşeron yasası’ gibi yasaları da KHK ile çıkardılar. Tabii bir çok skandalla beraber.

AKP-MHP İTTİFAKI  PEKİŞTİ İYİ PARTİ KURULDU

2017 yılının tarihe geçecek olayı Anayasa referandumuydu. Referandum ile beraber ‘tek adam rejimi’nin yapı taşları döşendi. Tabii bu süreç bir çok siyasi partiyi de etkiledi. Bu partilerin başında MHP geldi. 7 Haziran süreci ile başlayan AKP-MHP ittifakı gün geçtikçe daha sıkılaşırken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresinde yer alması MHP’de ciddi huzursuzluklar yarattı. Anayasa referandumu süreci MHP içindeki huzursuzluğu önce çatlağa sonra yarılmaya kadar götürdü. Anayasa referandumunda partisinin aldığı ‘evet’ kararına karşı çıkan ve ‘hayır’ yönünde oy kullanacağını belirten partililer ihraç edildi. Kimi partililer istifa etti ve bu süreç MHP içinden yeni bir partinin doğmasına neden oldu. Bir dönem İçişleri Bakanlığı da yapan Meral Akşener, İYİ Parti’yi kurdu. MHP teşkilatlarında ‘istifa’ furyası başladı. Meral Akşener de siyaset sahnesinde parti lideri olarak yerini aldı. Bu süreçte Bahçeli Erdoğan’ın ve AKP’nin her söylediğine destek çıkarken bir taraftan da bolca anketler yaptı. Ancak bu anketler, Bahçeli’yi memnun etmedi. Baraj sınırında görünen MHP, birden bire ‘yüzde 10’luk baraj’ sorununu hatırladı. İktidar kulisleri AKP’nin barajı kaldırma ya da indirme yanlısı olmadığını söylese de bu tartışma 2018 yılına paslandı.

HOLLANDA KRİZİ

İktidar içeride gerginliği tırmandırırken dışarı ile de dost değildi elbette. Avrupa ülkelerinden ABD’ye kadar pek çok ülke ile ipler iyice gerildi. O ülkelerden biri Hollanda’ydı. Genel seçim için sandık başına gidecek olan Hollanda ile 16 Nisan’daki referandum için Avrupa’da kampanya yapmak isteyen Türkiye hükümeti arasında diplomatik kriz yaşandı. AKP’nin yapmak istediği kampanyalara itirazlar geldi, bakanların konuşmaları iptal edildi. Bu gerilimin üzerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya Hollanda’ya gitti. Ancak Kaya’nın Rotterdam Konsolosluğuna girmesine izin verilmedi. Hatta Bakan sınır dışı edildi. Bu sırada Hollanda’nın Ankara’daki büyükelçiliği ile İstanbul’daki başkonsolosluğu önünde de protestolar başladı. Kriz günlerce sürdü.

Referandum

ANAYASA REFERANDUMU VE TEK ADAM İNŞAASI

Türkiye tarihinin en önemli referandumlarından biri olarak 16 Nisan Anayasa Referandumu gerçekleşti. Anayasanın 18 maddesinde değişikliğe gidildi. Tek adam-tek parti rejimi adım adım örülürken rejim değişikliğinin de temel yapı taşları oluşturuluyordu. Ve 16 Nisan geldi çattı. 18 madde oylandı. Halk, Cumhurbaşkanına KHK çıkarmadan, bütçe belirleme yetkisine, yargı üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmesinden, Cumhurbaşkanına yargı dokunulmazlığı verilmesine kadar 18 maddeyi içeren Anayasa referandumunu onayladı. Halk değişikliğe yüzde 51.4 ile ‘evet’ dedi. Pek çok şaibenin karıştığı referandum sonrası YSK ‘mühürsüz oy pusulası’ skandalı gündeme geldi.

Nitekim referandum tüm itirazlara rağmen kabul edildi. Ancak, referandumun OHAL döneminde ve Meclisin 3. büyük partisinin milletvekillerinin tutuklu olduğu süreçte yapılması hep tartışıldı. Buna rağmen AKP epey zorlandı. Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük illerde ‘hayır’ oyları birinci sırada çıktı. Hatta Esenyurt, Üsküdar gibi İstanbul’da AKP’nin kalesi diye tarif edilen ilçelerde de hayır oyları önde çıktı. MHP’yi bölen referandum, AKP’nin içinde de kaynamalara neden oldu. Eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘hayır’dan yana tavırları AKP’de gerilimi yükseltti. ‘Hayır’ oyu veren CHP, Saadet Partisi, MHP’nin büyük bölümü, emekten yana olan siyasi partiler ilk kez ‘hayır’ cephesinde birleşti.

YSK’nin skandal referandum kararı bir çok ilde protestolara neden oldu. Halk, tencere tavalarla oyuna sahip çıktı. Günlerce süren eylemler yaşandı. Polis sıklıkla bu eylemlere saldırdı. Ancak bir süre sonra bu eylemler de sönümlendi. Kimine göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sokak eylemlerini sahiplenmeyen tavrı, kimine göre örgütsüzlük bu eylemlerin yavaş yavaş güçsüzleşmesine ve bir süre sonra tamamen bitmesine neden oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şaibeli sonuçları ve YSK’nin tavrını protesto etmek için halkı sokağa çağırmaması ayrıca tartışıldı.

Hatta CHP’nin bazı gençlik örgütleri bir çok ilçede genel başkanlarına tepki gösteren açıklamalar yaptı. Referandum sonrası Erdoğan hemen AKP’ye üye oldu ve anayasanın getirdiği maddelerden birine de dayanarak Genel Başkanlık koltuğuna oturdu. Böylelikle ‘partili Cumhurbaşkanı’ dönemi başlamış oldu. Tabi bu sürecin sancısı tüm yıla yayıldı. AKP’de ‘metal yorgunluğu’ adıyla tasfiye süreci de 16 Nisan ile ilişkili denilebilir. Çünkü, ‘hayır’ çıkan illerin belediye başkanları zorla istifa ettirildi. Bunun en dikkat çekici örneği de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş. Elbette sadece referandum tutumuyla açıklanamaz buradaki istifalar ancak, referandum etkisi de yadsınamaz.

İÇ TÜZÜK İLE SINIRLI DEMOKRASİ

AKP ve MHP ittifakı referandum sonrasında da devam etti. İki parti Meclis İç Tüzüğü’nü de birlikte değiştirdi. CHP ve HDP’li vekiller değişikliğe günlerce karşı çıktı. Mecliste kavgalar yaşandı. Nitekim AKP ve MHP Meclis çoğunluğuyla İç Tüzüğü değiştirdi. Değişikliğe göre; Mecliste usul tartışmalarında lehte ve aleyhte en çok ikişer kişiye tanınan 10’ar dakikalık söz hakkı 3’er dakikaya düşürüldü. Meclise pankart ve döviz ile girmek yasaklandı. “Katliam” gibi kelimelerin kullanımı da yasaklar arasına girdi.Nitekim yılın son ayından HDP Milletvekili Osman Baydemir ‘Kürdistan’ dediği için Meclisten çıkarıldı, yetmedi para cezası verildi. Çünkü artık İç Tüzük ‘Kürdistan’ kelimesinin kullanmasını yasaklamıştı. Anayasa referandumunun ardından Mecliste yapılan İç Tüzük değişikliği parlamentoyu yavaş yavaş devre dışı bırakmış, karar alma mekanizması tek partiye hatta tek adama bırakılmıştı.

ABD İLE KRİZ

ABD’nin YPG’ye silah yardımında bulunması, Gülen’in aidesi, Reza Zarrab davası ve Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında korumalarının Erdoğan’ı protesto edenlere saldırması... ABD ile başlayan kriz yıl içinde aralıklarla devam etti. Son olarak ABD İstanbul başkonsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un gözaltına alınması krizi daha da görünür hale getirdi ve ABD Büyükelçiliği, Türkiye’den yapılan vize başvurularının süresiz olarak durdurulduğunu açıkladı. Türkiye ise karşı hamle ile ‘biz de durdurduk’ dedi. Ekim ayında başlayan kriz ancak geçtiğimiz hafta çözülebildi. Ancak sadece vize krizi çözüldü. ABD ile yaşanan gerilim katlanarak devam ediyor. Gerilimin 2018’de nasıl devam edeceği henüz belli değil ancak karşılıklı ilişkilerin yakın zamanda yumuşayacağını söylemek şimdilik zor görünüyor.

Vicdan ve Adalet Nöbeti

TUTUKLU VEKİLLER

Ve HDP... 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu eş başkanları ve vekilleri... Parlamentoya 2017’de de fezlekeler yağmaya devam etti. HDP’nin ısrarlı AYM başvuruları dikkate alınmadı. Başta eş genel başkanları olmak üzere 6  HDP’linin vekilliği düşürüldü. Bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ‘terörist’ ilan etti. Tüm bunlara karşı HDP ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ başlattı. Ancak polis gittiği her ilde HDP’lileri abluka altına aldı. AYM, tutukluluğun birinci yılında vekillerin durumunu görüştü. Ancak karar olumsuz oldu! Ayrıca HDP’li vekiller SEGBİS gibi dayatmalarla ifade vermeye zorlandı.

Reza Zarrab

RÜŞVET VE VERGİDEN KAÇIRILAN MİLYONLAR HAVADA UÇUŞTU

380 gazetecinin yer aldığı Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu Panama Belgeleri’nin ardından dünyanın en güçlü ve zenginlerinin yatırımlarına ilişkin gizli bilgileri “Paradise Papers” (Cennet Belgeleri) adıyla kamuoyuna açıkladı. Off-Shore şirketler kuranlar arasında Türkiye’den de tanıdık isimler vardı. Örneğin Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu! Yılın son ayında Off-Shore şirketler üzerinden başlayan tartışmaya CHP de katıldı. Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğullarından akrabalarına kadar bir çok kişinin yurt dışında şirketleri olduğunu iddia etti, basın ile belgeleri paylaştı. Siyaset sahnesi üst üste milyon dolarlık şirketlerden bahsederken, belgelerde ismi geçenler de konuyu haber yapan gazetelere tazminat davaları açtı.

Türkiye “Paradise Papers”ı tartışırken gözler kulaklar ABD’deydi. Çünkü 17-25 Aralık’ın mimarı Reza Zarrab ABD’de hakim karşısına çıktı ve itirafçı olması Türkiye’de hükümet kanadından muhalefetine kadar davayı popüler hale getirdi! Çünkü Türkiye’de 17-25 Aralık’ın üstü kapatılmıştı ve bu davanın Türkiye hükümeti ile yakından alakası vardı. Davada dönemin bakanlarından Zafer Çağlayan da sanıktı. Zarrab İran’a dönük ambargoyu anlatırken Türkiye’de rüşvetin havada uçuştuğunu öğrendik. Bahsedilen 45-50 milyon avroluk rüşvetler dudak uçuklatırken Türkiye’deki pek çok bankanın bu rüşvet ağında yer aldığını öğrendik. Tabii iktidar bu davayı ısrarla kendisine kumpas olarak tanımlasa da kulislerden AKP kanadının bu kurulan ağdan huzursuz olduğuna dair bilgiler basına yansıdı. Dava kararı 2018’e kaldı. Zarrab-Atilla davasında nasıl kararı verilecek henüz belli değil fakat 2017’de gerek vergi cennetlerinde kurulan şirketler, gerek dönen rüşvetler nedeniyle AKP’nin oldukça başı ağrıdı.

Kemal Kılıçdaroğlu

ADALET YÜRÜYÜŞÜYLE YOLLAR AŞILDI!

2017 Türkiye’de büyük bir yürüyüşe de sahne oldu. Şaibeli referandumdan bir süre sonra CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması toplumun ‘adalet’ talebini daha yüksek sesle dile getirilmesine neden oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’dan İstanbul’a ‘Adalet yürüyüşü’ başlattı. Kılıçdaroğlu yağmur, çamur demeden kavurucu sıcağa aldırış etmeden 24 gün boyunca yürüdü. Yürüyüş gün geçtikçe kalabalıklaştı. Binler, on binler derken Maltepe’de düzenlenen Adalet Mitingi’ne yaklaşık 2 milyon insan katıldı. Bu yürüyüşe toplumun her kesiminden ‘adalet’ talep eden insanlar katıldı.

CHP birkaç ay sonra Çanakkale’de Adalet Kurultayı düzenledi. Bu kurultay, yürüyüş kadar ses getirmese de topluma çeşitli tartışmaların yapıldığı bir ortamı sundu. Erdoğan her fırsatta yürüyüşü ‘terör’ ile ilişkilendirdi. İktidar medyası ise karalama kampanyaları başlattı. Ancak yürüyüş 2017’nin hatta Türkiye tarihinin en önemli eylemleri arasına girmeyi başardı. Peki Adalet Yürüyüşü’nden geriye ne kaldı? 2018 belki de erken seçim tartışmaları ile beraber yürüyüşün yeniden konuşulacağı bir yıl olacaktır.

www.evrensel.net