‘Tek adam rejimi’ girişimlerinin püskürtüldüğü bir yıl olsun

‘Tek adam rejimi’ girişimlerinin püskürtüldüğü bir yıl olsun

Gerek 'tek parti tek adam rejimi' doğrultusunda atılan adımlar gerekse OHAL uygulamaları halk kesimleri ve işçiler içindeki huzursuzluğu artırmaktadır

İhsan ÇARALAN

2017’ye girerken 2016’yı, “İyi ki gittin 2016!” diye uğurlamıştık. Ama 2017 için de gerek dünya ve gerekse Türkiye için pek umutlu şeyler söyleyememiştik.

Ne yazık ki 2017, bu kötümser beklentileri aşacak gelişmelere “yıl sahipliği” yapmadı. Ama 2018’in 2017’den daha iyi olması için hem dünyada hem bölgede hem de ülkemizde daha iyi gelişmelerin olması için olanakların artacağını söylememiz için nedenlerin çoğalacağını söylemek yanlış olmaz.

Elbette ki sonrasını belirleyecek olan, mücadele eden güçlerin bu olanakları ne ölçüde değerlendireceğidir.    

Nitekim 2017, 2018’e; Trump’ın, Macron’un, May’in, Putin’in, Merkel’in, Şi Ping’in yönettiği, yönetemediklerinde de krizleri, çatışmaları, iç savaşları, kitlesel göçleri, güçlerini ve etkinlik alanlarını yeniden belirleyerek fırsata dönüştürmeye çalıştıkları bir dünya devrediyor.

2017’nin son günlerinde Donald Trump, “Önce Amerika!” başlığı altında ABD’nin “ulusal güvenlik strateji”ni ilan etti. ABD’nin dünyayı kendi ekonomik ve askeri gücüyle yöneteceğini, ulusal güvenlik stratejisine geçiren Trump, “dünya barışını” bile “güçle” koruyacağını açıkça söylemekten çekinmedi.

ABD’nin bu yeni “ulusal güvenlik stratejisi”nde Rusya ve Çin’i asıl düşman (rekabet edeceği ülkeler) ilan etti ama Batı’lı emperyalistleri de  kendisini izlemedikleri takdirde bu gücün hedefi olacakları konusunda uyardı.

ÇATIŞMA VE GERİLİMLERİN ARTTIĞI BİR ORTADOĞU 

Emperyalistlerin ve yerel gericiliklerin en sıcak çatışma bölgesi olan Ortadoğu, bu dünya tablosu içinde, yeniden paylaşım mücadelesinin merkezlerinden biri oldu. Irak ve Suriye’de, hatta bütün Ortadoğu’da Rusya karşısında önemli bir güç ve etkinlik alanı kaybeden ABD ve Batı’lı emperyalistler, ABD-İsrail öncülüğünde bölgedeki güçlerini yenilemek, Rusya ve bölgedeki en önemli ortağı İran’ın etkinliğini sınırlamak için, 2017’nin ortalarından itibaren yeni girişimler yaptı. Suudi Arabistan-Mısır ekseninde ABD-İsrail ittifakı; “Katar kuşatması”, “Suudi Arabistan darbesi” ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden provokatif girişimleriyle ABD, bölgedeki müttefiklerine yeni bir “ayar vermek” için çok kapsamlı bir planı devreye sokmuş bulunuyor.

Bölgedeki öteki en büyük emperyalist olan Rusya ise, İran ve Suriye’yle giriştiği sıkı ittifak ilişkisi Irak Hükümeti ile de yakın ilişkiye girmenin yanına Türkiye’yi de yanına çekerek dünyanın bu çok önemli enerji yatakları ve çok önemli stratejik bölgelerinden birisinde bölgenin tartışılmaz en etkili gücü haline gelmiştir. 

ABD-İSRAİL İTTİFAKI KRİZİ BÜYÜTEREK SONUÇ ALMAK İSTİYOR 

Bu yüzden de ABD’ye, tek dayanağı olarak, bölgenin en dinamik gücü olan Kürt güçleriyle hareket etmek kalmıştır

ABD’nin ulusal güvenlik belgesinde açıkça ilan edildiği gibi, Rusya ve Çin ile arkasında Batı emperyalizminin yer almak zorunda kalacağı ABD arasında, gerilim büyümekte, Ortadoğu, Doğu Asya (Asya-Pasifik) bölgesinde giderek daha yüksek gerilimli bir iklim oluşturmaktadır.

Ortadoğu’da ise bugün hâlâ; her iki taraf da  “IŞİD ve Cihatist terörizme karşı ortak mücadele için bölgedeyiz” dese de gerçekte bölgede etkinliklerini artırmak için her an yeni girişimler yapmaktadırlar.

IŞİD’in Suriye ve Irak’ta yenilmiş olması ve stratejik olarak güç kaybına uğraması ise; bölgede ABD ile Rusya arasında oluğu kadar bölge gericilikleri arasındaki ilişkilerdeki gerilimleri büyütecek bir seyre girmiştir.

Nitekim ABD’nin, Suudi Arabistan-Mısır ekseninde giriştiği hamleler, İsrail’in sahnenin önüne çıkarılması, Kürt güçlerini açıkça desteklerken Türkiye ile karşı karşıya gelmesini bile göze alması da gösteriyor ki, bölgede önceki yıllarda IŞİD ve onun girişimleri etrafında oluşan hamleler, şimdi IŞİD sonrası bölge haritasının yeniden çizilmesinde, kendi paylarını büyütme, bölgedeki stratejik konumlarını güçlendirme, bölgesel ya da bir dünya savaşında kendi stratejik konumlarını güçlendirme mücadelesini daha da yoğunlaştıracaktır.

2018’E GİRERKEN TÜRKİYE

Siyasi alanda: 2016 ortasından beri OHAL Yasası ve KHK’lerle yönetilen bir ülke olan Türkiye, aynı zamanda “tek parti tek adam rejimi”nin adım adım inşa edildiği bir ülke haline de gelmiştir.

Erdoğan ve AKP Hükümeti, Türkiye’nin artık parlamenter bir sistem çerçevesinde yönetilemeyeceğini, bu yüzden de “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adını verdikleri, yasama, yürütme ve yargının cumhurbaşkanı unvanlı “tek adam”ın elinde toplandığı otoriter, faşist bir rejim inşa etmek için hızlı adımlar atmaktadır. 2017’de Erdoğan yönetimi, 16 Nisan’da yapılan referandumun şaibeli sonuçlarını da kullanmıştır. 

Bu çerçevede 2018’de de, OHAL uygulamalarının ve KHK’lerin kapsamının daha da yaygınlaşarak, hayatın tüm alanlarında, OHAL’in nüfuz ettirilmesi, Meclisin daha çok devre dışı bırakılarak, yasamanın KHK’lerle sürdürülmesine devam edileceğini görmek için kahin olmak gerekmemektedir. 

Toplumsal alanda: 2017’de Erdoğan-AKP iktidarı, dini referansların toplumun ve sosyal yaşamın her alanına nüfuz etmesi için;

■ Milli eğitim müfredatının bütünüyle değiştirildiği milli eğitimin ve Diyanet İşleri Başkanlığının TRT ve yandaş medyanın seferber edildiği,

■ Toplumun Orta Çağ değerleri, cihatizmin değerlerine göre eğitilmesini amaçlayan girişimlere hız kazandırıldığı,

■ Kadınların eve kapatılması ve sadece ucuz emek gücü olarak ev dışına çıkmasının hoş görüldüğü...”muhafazakar bir toplum” inşası için seferberlik ilan edildiği Türkiye tablosu, 2017’de, devletin ve Hükümetin bütün imkanlarını kullanmıştır.

Dış politikada: Öte yandan bölgenin ekonomik ve askeri olarak en güçlü ülkesi olan Türkiye, gerçekte bölgede hiç dostu kalmamış, dış politikası büyük ölçüde başarısızlığa uğramış, iç politikasını, bütün dünyanın kendisine düşman olduğu propagandası üstüne dayandırmış bir ülke olarak, hem bölge için sorun, hem  de bölgenin her sorununu kendisinin sorunu yapmayı “başaran” bir ülke olmuştur!

7 Haziran seçimi sonrasında, Kürt sorununu yeniden “Terör sorununa indirgeyerek, bu sorunu hem bölge hem de iç politikasında, “kırmızı çizgi”, “Türkiye’nin milli güvenlik sorunu” ilan ederek, Kürtlere karşı bir savaşa dönüştüren Erdoğan-AKP Hükümeti, girdiği yolda 2018’de de yürüyecek görünmektedir.

Bölgede giderek sertleşen çatışmalar içinde de manevra alanı daraldığı için Rusya’nın himayesinde bölge sorunlarını aşmaya çalışan ama, her adımda daha çok Rusya tarafından “Rusyasız olmayacağı dayatılan” bir alana çekilen Türkiye, 2018’de, 2017’ye göre iç ve dış politikada da manevra alanı daha daralmış, her sorunu “şiddet”le, “askeri güç”le çözmeye çalışmaktan başka neredeyse seçeneği kalmamış bir ülke haline gelmiştir.

Dahası, ABD’de açılan “Zarrab davası”yla da görüldüğü gibi, yolsuzluk, rüşvet, kara para olaylarıyla Türkiye’nin iç politikası ve ekonomik politikalarındaki çürüme ve yozlaşma, dış politikasını da dolaysız biçimde etkiler hale gelmiştir.

Ekonomide: Ekonomik bakımdan da aslında 2002’den itibaren radikal bir biçimde uyguladığı IMF-Dünya Bankasının, ekonomik güçlüklerin faturasını halka yıkan ekonomik programını uygulayarak, yapısal bakımdan güçlendiren dönem de artık geride kalmıştır. Bu yüzden de artık, iane, seçim rüşveti ve rantı sermaye odakları arasında dağıtım politikası, sonuna doğru gelmektedir.

Dış ticaret açığı sürdürülemez bir seviyeye doğru ilerlemekte, bütçe açığı da büyümekte; “Deli Dumrul projeleri”nin faturasının hazinede açtığı “kara delikler”, en önemlisi de bütün bu açıkların halka ödettirilmesi de artık eskisi kadar kolay olmayacağını gösteren alametler, hormon aşılarıyla kapatılamayacak kadar büyümüştür. 

OHAL’E SARILMA, ‘GÜCÜN’ MÜ ‘GÜÇSÜZLĞÜN’ MÜ İFADESİ?

2016’daki 15 Temmuz darbe girişimini de “Allah’ın lütfu” olarak değerlendiren Erdoğan-AKP iktidarı, 20 Temmuz 2016 günü ilan ettiği OHAL’i, halka karşı bir darbe olarak kullanarak; ülkenin “normal yönetimi” olarak kullanan bir çizgide hareket etmektedir. 

Bir yandan bakıldığında Erdoğan ve Hükümeti, OHAL’in  ve KHK’lerin verdiği imkanla ülkeyi KHK’lerle idare etme kolaylığını kullanmaktadır ama daha yakından bakıldığında bu iktidarın OHAL’de ısrarının aslında, “Ülkeyi OHAL’siz yönetemez hale gelmesinin” göstergesi olduğu da görülmektedir.

Onun içindir ki Tayyip Erdoğan, yıpranmayı göze alarak referandumdan sonra partisinin genel başkanı olmuştur. Dahası Erdoğan, partide “metal yorgunluğu” olduğu iddiasıyla parti içinde yerel yönetimlerde operasyona girişerek, yakın gelecekte ayağına dolaşacak, “özgül ağırlığı” olan partilileri temizlerken, aynı zamanda onları partiye yönelik birikmiş eleştirilerin de “günah keçisi” yapmıştır.

AKP, kendi sermayedarlarını yaratan ve büyüten bir parti olarak, ekonomik rantın paylaşımı ve siyaset üstünden merkezi ve yerel rantın yeniden paylaşımıyla; adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk, gibi gayrimeşru ve “organize işler” denilecek ilişkilere boğazına kadar batmıştır. Ama AKP’nin durdukça daha derinlere işleyen bir “yarası” daha vardır. Ki, bu “yara”, 17-25 Aralık yolsuzluk, rüşvet ve kara para sorununun ucu ABD’ye uzanarak uluslararası bir soruna da dönüşmüş olan, Erdoğan ve yakın çevresinin boğazını sıkan, daha da sıkacağı görülen Zarrab davasıdır!

2017’NİN EN ÖNEMLİ GELİŞMESİ; 16 NİSAN REFERANDUMU!

Erdoğan uzunca bir zamandan beri “tek parti tek adam” rejimi hayali doğrultusunda girişimler yapıyordu ama bu isteğine resmiyet kazandırması geçtiğimiz 16 Nisan’da yapılan referandumla mümkün hale geldi.

Bahçeli’nin yardımı, devlet ve hükümetin bütün imkanlarının seferber edilmesi ve YSK’nin seçim oyunlarıyla Erdoğan ve partisi referandumu kıl payı kazandı!

Bu, “kıl payı” kazanım, Erdoğan için; yakın gelecek açısından bir “Pyrus Zaferi”yken 2019 seçimi için ise bir “kabus”tur. 

Erdoğan’ın parti içinde giriştiği “metal yorgunluğu” operasyonu, “uyum yasalarını” seçimi provoke edecek ve AKP için en elverişli olan seçim yöntemi konusundaki hazırlıklar Erdoğan’ın seçimi kazanmayı “tek yol” olarak gördüğü, “Kendinin kazanmadığı seçimin sonucunu kabul etmeyeceği”ni gösterdiği gibi, AKP’nin kabusunun büyüklüğünü de göstermektedir. 

Çünkü; ülkenin “tek parti tek adam rejimi”ne hayır diyen yüzde 50 dolayındaki kitlenin, aralarında “hayır”da birleşmeyi başarması ancak YSK’nin oyunuyla bozulabilmişti. 

Şimdi “tek parti tek adam rejimi”ne karşı olanlar, düne göre daha deneyimlidirler ve daha kararlı bir mücadele için hazırlanmaktadır.

Sadece merkezi olarak girişimlerle yetinmeyip, yerellerde de OHAL’e, “tek parti tek adam rejimi”ne karşı güçlerin örgütlenmesi için koşullar düne göre daha da olgunlaşmıştır.

Nitekim; yılın ortasında yapılan Adalet Yürüyüşü ve Adalet Mitingi, referandumda birleşen güçlerin bir adımı olarak 2017’ye damgasını vururken, yılın sonunda OHAL ve KHK’lere karşı mücadele üstünden gelişen girişimlerin seyri de ileriye yönelik olumlu gelişmelere işaret etmektedir. 

EMEK MÜCADELESİ İÇİN YENİ İMKANLAR

Eğer Evrensel okumuyorsa, kendisini ister demokrat, ister sosyalist ya da başka bir adla ifade etsin, işçi sınıfından, onun mücadelesinden, bugün ekonomik çerçevede de kalsa, onun mücadelesinin öneminden söz ettiğinizde; bu kişiler büyük ihtimalle  burun kıvıracak; “İşçi, mücadelesi diyorsunuz da hani nerede işçiler?” diyecektir!

Almanağımızda da sunulduğu gibi ekonomik temelli de olsa Hükümetle karşı karşıya gelinen, yıl boyunca süren eylemler esas olarak işçiler tarafından gerçekleştirilebildi.

■ Grevleri OHAL üstünden yasaklanan cam işçilerinin yasağa rağmen mücadeleyi sürdürme tutumu,

■ Taşeronun kaldırılması mücadelesi veren taşeron işçilerinin eylemleri,

■ Sendikalaşma mücadelesi veren metal, seramik, kimya, gıda, tekstil... her iş kolundan işçilerin mücadelesi,

■ İşten atmalara ve hak gasplarına karşı mücadele eden her sektörden işçiler; çoğu zaman da sendikal bürokrasinin arkadan hançerlemelerine, Hükümetin tehditleri ve OHAL’in bir “Demokles Kılıcı” olarak kullanılmasına karşın işçi mücadeleleri 2017 boyunca durmadı, sürdü.

Dahası, işçilerin içinde artan hoşnutsuzluk ve muhtemel tepkileri göze alamayan Hükümet; bu yıl içinde çıkarılacağını ısrarla söylediği, kamu emekçilerinin iş güvencelerini kaldıracak ve işçilerin “kıdem tazminatı hakkı”nı gasbetmeyi amaçlayan yasaları çıkaramadı.

Taşeronun kamuda ve belediyelerde kaldırılması vaadinden vazgeçmeyi göze alamayan Hükümet, taşeron çalışmasını KHK ile de olsa, yeniden düzenlemek zorunda kaldı.

Metal işçileri sendikalarının MESS’le yürüttükleri TİS görüşmeleri, işçilerin ve sendikalarının talepleri karşısında TİS mücadelesi 2018’e devroldu!

Dahası 2017’deki grev ve grevde geçen gün sayısının 2016’dan daha yüksek olması da 2017’deki işçi mücadelesini  durdurulamadığının bir başka göstergesidir.

Bütün bu gelişmeler üstünden bakıldığında; 2017’nin işçi mücadelelerinin sürdüğü ve 2018’de de güçlü mücadelelerin haberini verdiğini söylemek elbette ki, Evrensel okurları için olduğu kadar kendisini emek mücadelesinden yana sayan herkes içen de önemlidir.

Özellikle de Metal işçileriyle MESS’in bir hesaplaşma yılına dönüşme ihtimali güçlenen 2018’in, bir yandan emek mücadelesinin çıtasını yükseltmesi öte yandan da işçilerin OHAL’e karşı mücadelenin saflarında yer almaya yönelen bir çizgiye girmesi bakımından yeni fırsatlar sunacağını söylemek yanlış olmaz.

***

2017’nin sonundan bakıldığında Türkiye, her adımından “tek parti tek adam rejimi”ne doğru önlemlerin ve OHAL üstünden KHK’lerle yönetimin kararttığı bir Türkiye’dir. Erdoğan ve Hükümeti, “sivil milis” güçlere dokunulmazlık sağlayan ‘iç savaş’ kışkırtmalarından cihatist, şeriat düzeni özlemcisi fetvalara, “tek adam rejimi” girişimlerinde tüm dünyayı düşman ilan eden, bin yıllık kutsal savaşlardan ideolojik fanteziler üretenler, karanlığı daha da koyulaştırmak için uğraşıyorlar.

Erdoğan-AKP Hükümeti tarafından oluşturulan bu karanlık tablo; Türkiye’nin işçileri, halkaları ve mücadele eden kesimleri için zorluklarla dolu ağır bir “iklim” oluşturmaktadır. 

Ancak, gerek “tek parti tek adam rejimi” doğrultusunda atılan adımlar gerekse OHAL uygulamalarının sürekli hale getirilmesi halk kesimleri ve işçiler içindeki huzursuzluğu artırmaktadır. Dahası bu gelişmeler içinde demokrasi güçleri ve tek adam rejimine karşı çıkan çevrelerin ortak mücadelesinde adımlar atmak için ortamın da hayli olgunlaştığının işaretleri çoğalmaktadır.

Mücadelenin yaygınlaşmasının önündeki başlıca engellerden olan her gelişmeyi demokrasi güçleri arasındaki “merkezi görüşmelerden” bekleyen anlayışın terk edilmesi ve yerellerde ortak mücadele dinamikleri öne çıkarıldığında, mücadelenin hem kitleselleşmesi hem de yaygınlaşmasının önünün açılacağı apaçıktır.    

Evet dönemin getirdiği zorluklar vardır ama gerçeği arkasına alan mücadelenin, eğer yığınları kazanmada doğru yöntemler geliştirilirse, yenildiği de görülmemiştir.

2018’in OHAL’in kaldırıldığı, tek parti tek adam rejimi girişimlerinin püskürtüldüğü bir yıl olması dileği ile...

(Fotoğrafa dair: Agence France Press’ten Bülent Kılıç’ın 16 Nisan referandumu akşamı sonuçlar açıklandıktan sonra çektiği bu kare, anlattıklarıyla birlikte yılın en çarpıcı fotoğraflarından biri oldu.)

www.evrensel.net