İran ve Rusya’nın önlenemez yükselişi

İran ve Rusya’nın önlenemez yükselişi

Arap basını bu hafta İran ve Rusya’nın Ortadoğu’da gittikçe artan etkisi üzerinde durdu.

Arap basınında bu hafta İran ve Rusya’nın Ortadoğu’da gittikçe artan etkisine dikkat çekildi. Hayfa Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde Öğretim Görevlisi olan Benjamin Miller, İran’ın Arapların dört başkentinde artan etkisine dikkat çekti. Miller, “Ortadoğu’da son yıllarda meydana gelen karışıklıkların esas kazananı İran oldu. Rusya, Esad rejiminin ayakta kalması için yardımcı olarak Suriye’deki amaçlarına ulaşmayı başarıp savaş sonrası uzlaşmanın kilit aracısı haline gelirken, İran, dört Arap ülkesinde -Irak, Yemen, Lübnan ve Suriye- büyük kazançlar elde etti” dedi.

Al Kuds al Arabi gazetesi ise Suriye, Mısır ve Türkiye’yi gezen Putin’i, ‘Süpermen’e benzetti. Rusya’da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik mesaj da dahil olmak üzere ziyaretlerde üç mesaj verildiğini vurguladı.

Ekim 2015’te Rus uçağının Şarm el Şeyh’te teröristlerce düşürülmesinden bu yana duran Mısır-Rusya arası sivil uçuşlar ziyaret sonrasında, yeniden başladı. Mısır’da yayınlanan el Ahram gazetesinin baş yazısında, Mısır ve Rusya arasındaki tarihsel ilişkilere vurgu yapıldı. Yazıda, Avrupa’nın ve ABD’nin silah vermediği dönemlerde Sovyetler Birliği’nin Mısır ordusunu silahlandırdığı hatırlatıldı. Özellikle bölgede Libya, Irak, Suriye, Yemen ve Filistin’de Rusya ile daha yakın iş birliğine ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekildi.

Ortadoğu’nun tanınmış yazarı Abdulbari Atwan da ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararından sonra İran’a yönelik başlatılan kampanyanın nedenlerine değindi. Atwan, İran karşıtı kampanyası yürüten ABD’nin içerde ve dışardaki sıkışmışlığına dikkat çekti.


İRAN’IN DÖRT BAŞKENTTEKİ GÜCÜNÜN NEDENİ

Benjamin MILLER
The National Interest

Yaygın bir biçimde “Arap Baharı” olarak nitelendirilen, Ortadoğu’da son yıllarda meydana gelen karışıklıkların esas kazananı İran oldu. Rusya, Esad rejiminin ayakta kalması için yardımcı olarak Suriye’deki amaçlarına ulaşmayı başarıp savaş sonrası uzlaşmanın kilit aracısı haline gelirken, İran dört Arap ülkesinde -Irak, Yemen, Lübnan ve Suriye- büyük kazançlar elde etti.

Bazıları, İran’ın bu kazanımlarından dolayı Obama yönetimini ve onun bölgedeki yumuşak güç politikasını sorumlu tutuyor. Eleştirmenler, ABD yönetiminin (diğer beş güçle birlikte) İran’la nükleer bir anlaşma imzalayıp onun nükleer programını frenlerken, İran’ın Ortadoğu’daki saldırganlığının durdurulması konusunda ısrar etmediğini savunuyorlar. Obama’nın politikası, İran’ın Arap dünyası içine nüfuz etmesini durdurmamış olabilir. Ancak, İran’ın başlıca bölgesel güç olarak yükselişinin temel nedenleri, dört Arap ülkesindeki gelişmelerle yakından ilişkilidir. İran’ın rakipleri bu ülkelerin her birinde istemeden de olsa, sınırlar ötesi Şii bağlantısı üzerinden İran’ın konumunu güçlendirmede önemli bir rol oynadılar. Başka bir deyişle her dış müdahale, dört Arap ülkesinin her birindeki İran yanlısı Şii gruplarını istemeden güçlendirdi.

Peki, bu dört müdahale İran’ı Ortadoğu oyununun kazananı -en azından şimdilik- haline nasıl getirdi?

İSRAİL VE LÜBNAN

İsrail, İslam Devrimi rejiminin başlıca düşmanıdır. Bununla birlikte İsrail, İran’ın güç kazandığı ilk Arap ülkesinin Tahran’ın etki alanına girmesine istemeden de olsa yardımcı oldu. Bu durum Lübnan’da, 1982 yılındaki İsrail istilasının ve Güney Lübnan’ın Mayıs 2000’e kadar işgal edilmesinin İran etkisini arttırdığı ülkede yaşandı. İsrail’in isteğinin aksine, sonuç İran destekli bir Şii gerilla örgütü olan Hizbullah’ın yükselişi oldu. Güçlü askeri ve siyasi kollar geliştiren hareket, İran’da Şiilerin liderlik ettiği İslam devriminden esinlendi. Hizbullah’ın İsrail işgaline karşı savaşı, İsrail kontrolünden gittikçe uzaklaşan Lübnan’daki en büyük mezhep Şiiler arasında örgüte yönelik desteği büyüttü. Ülkedeki Şii olmayan bazı mezhepler İran etkisinden farklı derecelerde rahatsız olsa da, Hizbullah gibi kuvvetli bir gücün varlığı bu etkinin garantörü olmaktadır. Böylece, İsrail’in kilit bir düşmanı kuzey sınırının yanında büyük bir dayanak noktası kazanarak 2006’da şiddetli bir çatışmayı tetikledi. Dahası, İsrail’e karşı verilen mücadele, Hizbullah’a silah taşımak ve devlet içinde devlet idare etmek için devam eden bir meşruiyet kaynağı sağladı.

ABD’NİN IRAK’I İŞGALİ

İkinci örnek Irak idi. Burada İslam Devrimi’nin bir başka düşmanı, İran’ın her zaman büyük bir rakibi olmuş bir ülkede istemeden de olsa İran hakimiyeti yarattı. Bu örnekte ABD, İran etkisinin artışına ilişkin koşulların üretilmesinde anahtar rol oynadı. 2003’teki Irak işgali sonrası Amerikalılar ülkeyi demokratikleştirmeye çalıştı. Fakat, Irak gibi etnik açıdan parçalanmış bir devlette yapılan seçimler, en büyük etnik veya mezhepsel grubun kazanacağı anlamına geliyordu. Kutuplaşmış bir Irak’ta çoğunluk grubu olan Şiilerin bazı liderleri İran Şii rejiminin müttefikleri idi. Bu sınır ötesi bağlantı Irak’taki büyük İran etkisini garanti altına aldı. Böylece, ABD işgali ve Amerikan demokratikleşme projesi, Irak’ta iktidara ABD’nin bölgedeki ana düşmanıyla ittifak kuran güçleri -bu ittifak, bazı Şiiler de dahil olmak üzere Iraklıların tamamı tarafından memnuniyetle karşılanmasa bile- getirdi.

SURİYE VE RUS MÜDAHALESİ

İran’ın nüfuzunu artırmaya yardımcı olan üçüncü bir dış müdahale örneği -Suriye- diğerlerine göre daha yeni. Buradaki kilit müdahale, şu anda İran’ın düşmanı olmayan ancak tarihsel olarak çok uzun bir süre  gerilim yaşadığı ve aralarındaki ittifakın geleceğinin oldukça belirsiz olduğu bir ülke -Rusya- tarafından gerçekleştirilmiştir.

2015 sonbaharından bu yana gerçekleşen Rus bombardımanı, Esad rejiminin Suriye iç savaşında zafere ulaşmasında kilit rol oynamıştır. İran, Hizbullah ve İran liderliğindeki çeşitli Şii milisler, Rus bombardımanı başlamadan önce rejimle birlikte savaşmaya başlamış olsa bile, belirleyici olan bu müdahale olmuştur. Esad rejiminin İran/Şii milislerin desteğine bağımlılığı, Tahran’ın Suriye’deki büyük etkisini garanti ediyor gibi görünüyor. Rus bombardımanı çok önemli olsa da, İranlılar ve müttefikleri de rejimi korumak için gerekli kara güçlerini sağlamıştır.

YEMEN VE SÜNNİ KOALİSYON

Bölgede artan İran etkisine dair son örnek ise Yemen’dir. Sivil halk için büyük bir sefalet doğuran savaş devam ettiğinden oradaki sonuçtan henüz emin olamıyoruz. Ancak en azından bir şey açık: Suudi liderliğindeki Sünni koalisyonun aralıksız bombardımanı, Yemen’in hâlâ önemli bir bölümünü kontrol eden Şii bağlantılı Husileri iktidardan uzaklaştırmayı başaramadı. Dahası, kendilerine yönelik bu Sünni askeri harekat, Husilerin İran’la olan ittifakını güçlendiriyor ve muhtemelen Yemen nüfusunun büyük bir kesimini de Suudilerden ve onların Sünni müttefiklerinden uzaklaştırıp Arap dünyasında İran etkisinin olduğu başka bir üsse daha yol açıyor. Bu örnekteki üs, Arap dünyasında İran’ın önde gelen rakibi Suudi Arabistan ile sınırdaştır. Bu durum, İran-Suudi soğuk savaşının sıcak bir savaşa dönüşeceği bir gerilim potansiyeli de yaratmaktadır.


SÜPERMEN PUTİN ORTADOĞU’DA MOSKOVA’NIN GANİMETLERİNİ DENETLİYOR

al Kuds al Arabi
Başyazı

Hmeymim askeri üssündeki üç saat, Rus lider Vladimir Putin’in en az üç alanda vermek istediği mesaj için yeterli oldu.  

Putin önce Rus vatandaşlarına şunu bildirdi; Rusya’daki hakimiyetini 24 yıla uzatacak cumhurbaşkanlığında dördüncü dönem için adaylığını açıkladı. 2016’da olduğu gibi Suriye’ye yayılmış Rus kuvvetlerinin çoğunun Suriye’den çekileceğini ilan ederek bazılarının gözlerini bir miktar sanki kararttı. Ama Moskova’nın hava üssü Hmeymim ve deniz üssü Tartus’ta kaldığını hatırlatmaya çok hevesliydi.

İkinci mesaj Rusya’nın dışındaki dünyaya ve özellikle ABD’ye ve Suriye dosyasıyla ilgilenen bölgesel ve uluslararası güçlere yönelikti. Mesaj hem basit, hem de net; “Rusya, Suriye’nin hakimi haline geldi”. Oyunun askeri bölümünün kurallarını belirledikten ve görevlerini  başardıktan sonra, siyasi oyunun kurallarını da kendisi belirlemektedir.
Üçüncü mesaj Suriye’nin içine yöneliktir. Hem Esad rejimi muhaliflerine hem de destekleyenlere.

Bu mesaj da son derece basit ve açık. Moskova, 27 aydan bu yana devam eden geniş bir askeri müdahalede bulunarak iktidarın düşmesini engelledi. Kremlin’in lideri; istediğinde Suriye rejiminin başını Moskova, Soçi ya da Hmeymim’e çağırdığını gösterdi.
Hmeymim’deki sabah saatlerinden sonra Putin, öğleni Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile geçirmek için Kahire’ye gitti. Rus Atom Kurumu tarafından yapılacak olan Nükleer santralin inşaası için imzaların atılması gündemin başındaydı. Akşam olduğunda Putin uçan Süpermen’e benzedi. Soçi’de “Suriye Ulusal Diyalog Konferansı” olarak adlandırılan toplantıda Ankara’nın kolaylaştırıcı rolünü teyit etmek için Ankara’ya yöneldi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la buluştu. Burada yine S-400 füze alım anlaşması, Nükleer santral kurma, Türkiye savunma sanayisi ile yapılan anlaşmalar, ganimetlere dahil edildi.

Büyük olasılıkla dünya liderliğine aday olanların tümü, Putin’in seçim kampanyasının açılışının bu olağanüstü tarzını kıskanıyorlardır.  


İRAN’A KARŞI KAMPANYANIN SEBEPLERİ

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkan Trump’ın işgal altındaki Kudüs’ü Yahudileştirme provokatif kararına karşı koymak için çarşamba günü İstanbul’da toplanan İslam Zirvesine Amerika’nın cevabı beklendiğinden hızlı geldi. ABD’nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Nicky Haley, “Kudüs ile ilgili kararımızdan sonra gökyüzü yeryüzüne inmedi, tereddüt etmeden ilerlemeye devam edeceğiz” dedi.

Araplara ve Müslümanlara karşı ırkçılıkta ve düşmanlıkta Başkan Trump’u aşan Haley,  Saldırı tohumu ekmesini gerektiren herhangi bir sebep olmaksızın İran’a karşı bir kampanya başlattı. Bölgeyi yakmak, Körfez ülkelerinde kalan fonları sağmak ve petrol rezervlerini ipotek alına almak için mezhep savaşı ilan etti. Amerikan’ın temsilcisi, “Amerika’nın elinde Riyad’da sivil bir hava alanını hedef alan füzenin İran yapımı olduğuna ait deliller var” dediğinde bu durumu kanıtladı.

Haley’in ifade ettiği Amerikan öfkesinin çeşitli sebepleri var.

Birincisi; İstanbul’da 57 ülkenin liderinin ve dışişleri bakanın katıldığı zirve, İslam’ın birliğini, Amerikan’ın işgal devletinin yanında durma isteğini ve kutsal kentte İslam’ın ve Hıristiyanların kutsallarını savunmayı vurguladı.

İkincisi; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İranlı mevkidaşı Hasan Ruhani arasındaki eşi görülmemiş uyumla temsil edilen Sünni-Şii mezhep ittifakının ortaya çıkışıdır. Bu ittifak, bir Sünni-Şii savaşı ateşlemek isteyen Amerikan planını baltaladı.

Üçüncüsü; Husilerin hedefine ulaşan, uçuşları devre dışı bırakan ve uluslararası hava limanının üzerinde düşürülen balistik füzesi paniğe neden oldu. ABD yapımı Patriot füze sisteminin başarısızlığını gösterdi. ABD askeri sanayisi tacının mücevherine yıkıcı bir darbe indirdi. Birkaç bin dolara mal olan füzeye tanesi 3 milyon dolardan 7 Patriot füzesi fırlatıldı.
Amerikan yönetimi hem içerde hem de dışarda büyük bir yenilgi yaşıyor. İçeride Trump’ın müttefiki Cumhuriyetçiler Alabama eyaletinde seçimleri kaybetti. Dışarda Amerika’nın müttefiki Avrupalıları Kudüs’ü Yahudileştirme kararıyla kendinden uzaklaştırdı.

Amerika bu savaşı kazanmayacak. Kesin olan Müslümanlar ve Araplarda kazanmayacak ve bu savaşın kurbanları olacak. Yeni  müttefikleri İsrail’le birlikte.

www.evrensel.net