"Düşünmek lazım" dedik ve çıktık yola

"Düşünmek lazım" dedik ve çıktık yola

Belki de her yerde her ortamda açıkça söyleyemeyeceğimiz düşüncelerimizi aramızda rahatlıkla söyledik, bilgilerimizi deneyimlerimizi paylaştık.

Düşünmek Lazım Ekibi
Ege Üniversitesi

Topluluğumuz yoktu, ders dışında konuşup tartışabilecek, farklılıklarımızı ortaya koyabilecek bir alan yaratmak istedik ve farklı bölümlerden bir grup oluşturduk. Adı “Düşünmek Lazım” oldu. Neler yaparız, kaç kişi oluruz, hangi hocalar bunu destekler gibi şeyleri düşünürken yola koyulduk. Filmler izledik, seçtiğimiz konuları tartıştık, önümüze aylık planlar çıkardık. Belki de her yerde her ortamda açıkça söyleyemeyeceğimiz düşüncelerimizi aramızda rahatlıkla söyledik, bilgilerimizi deneyimlerimizi paylaştık, yeni arkadaşlıklar kurduk.
Bir de yapar mıyız yapamaz mıyız diye düşündüğümüz büyük bir planımız vardı: Felsefe bölümünün kurucu hocası Ahmet Arslan’la bir konferans düzenlemek. Ahmet Arslan’ın kitaplarından ders işlerken onunla böyle bir şey düzenlemek biraz da olsa zor görünüyordu. Ama ekip olarak çaba sarfederek bunu da ayarladık. Ahmet Arslan’a konferans isteğimizi aktardık ve o da kabul etti. Broşürler dağıttık, afişler hazırladık, sınıf gruplarında duyurular yaptık, hocalardan o gün o saatte derslerini bitirmelerini istedik onlarda anlayış gösterip isteğimizi yerine getirdiler. “Felsefenin Dünü Bugünü ve Geleceği” konferans konumuz oldu

ANTİK YUNAN’DAN 20.YÜZYILA

Felsefenin doğuşundan ilerleyişine, günümüzdeki yerine ve geleceğine dair konuştuk. Ve Düşünmek Lazım ekibi olarak bu konferanstaki izlenimlerimizi aktarmak istedik. 
Felsefe insanların merakıyla, doğaya evrene duyduğu hayretle ve bunu sorgulama isteğiyle kendisini göstermeye başlamıştı Antik Yunan’da. Yunan’da ortaya çıkmasının en büyük nedenlerinden bir tanesi de “ihtiyaç” meselesiydi. Doğulular mesela astronomiye, zaman ölçmeye ihtiyaç duydular ve bunları karşıladılar. Yunanlılar ise düşünmeye ihtiyaç duyacak bir hayat içerisindeydiler. Tanrılar, mitoslar vardı o dönemlerde ve insanlar karşılaştıkları doğa olaylarıyla, anlayamadıkları şeylerle bu mitoslarla anlam vermeye çalışıyordu. Elbette bu mitoslar insanlar için bir yere kadar tatmin edici olacaktı. Doğayı, çevreyi anlamak için daha fazla düşünmeye başlamıştı insanlar. Ve Thales bu doğa hayretine her şeyin ana maddesinin ne olduğunu düşünüp buna dair yorumuyla felsefenin doğuşuna ilk adımını atmıştı. Thales’le başlayan arkhe düşüncesi devamında arkhenin ne olduğunun farklı düşünceleriyle sürdü. Her filozof bir önceki filozofun izlediği yola ya bir şey katarak ya da onu eleştirip farklı bir yol çizerek bu durumu ileriye taşıdı. İlk Çağ felsefesini genelleyecek olursak “doğa felsefesi” diyebiliriz. 
Orta Çağ felsefesine ise “fizik felsefesi” demek doğru olacaktır. Fakat buradaki fizikten kastımız görünenin arkasındaki görünmeyendir. “İnsan kendisine en uzak şeydir” belki de bu dönemi ve düşünce eğilimini açıklayabilecek bir cümle olabilir. Orta Çağ felsefesi daha çok bunların üzerinde yoğunlaşarak ilerlemeye devam etmiştir. 
Daha sonra Rönesans’la birlikte ahlak ve doğa bilimine dönen felsefe, 18.yüzyılda tekrar insanın kendine dönüşüne, 20.yüzyılda bilgi teorisine ve yeni çağda teknoloji, makina ve mekanizmayla varlığını sürdürür.

BUGÜNÜN FELSEFESİNİN GÖSTERDİĞİ

Günümüzdeki felsefeyi konuşurken tabii ki Türkiye ve bu coğrafyalar ile Batı arasındaki farklar kendisini göstermeye başlıyordu. Geçmişteki Ortadoğu düşünce tarzıyla bugün arasında çok da büyük farklar olmadığını görmeye başlıyorduk konuşmalar ilerledikçe. O zaman da düşüncelerin ileriye gitmesine engel olan durumların var olduğunu; bugün özgür düşünmenin karşılığının yasaklar, cezalar ya da bastırılmalar olduğunu görüyoruz. Ve biz kendi hakkımızda konuşurken bile çekincelerle doluyken Batı bizim hakkımızda daha çok şey bilip konuşmaktan geri çekilmemekte. Biz ve bizim gibi toplumlarda biraz daha bilmeyi, öğrenmeyi bir uğraş olarak görmemek, ihtiyaç olarak hissetmemek daha etkin durumdadır ve yüzyıllardır da yoğun bir şekilde böyle sürüp devam etmektedir. Dinsel etkenler, yaşam tarzları, gerçekleşen yenilikler, değişiklikler, rejimler Antik Çağ’da da etkisini gösterdiği gibi günümüzde de düşünmeye, felsefeye ve gelişmesine etkisini göstermektedir. Bu düşünceleri Nietzche’nin “Doğuluların peygamberleri, Yunanlıların ise bilgeleri vardır.” sözüyle tamamlamak yanlış olmaz.
Felsefenin bundan sonra nasıl bir yol izleyebileceğine dair konuşulanlarla ilgili düşüncelerini emin olamamakla birlikte bize sunmaya devam etti Ahmet Hoca. Bundan sonra felsefenin aktarılış şeklinin, kullanımının hatta belki de gelecekte yeniden aktif hale gelmesinin aracının sanat olabileceğini aktardıktan sonra “modern insanın dini” nin sanat olacağını söyledi. Ve son olarakta düşünmenin ve sorgulamanın özgürlüğün en aktif halde vücut bulabildiği bir alan olduğunu ve buna ara vermeden devam etmemiz daha da geliştirmemiz gerektiğini söyledi.
Açıkçası bu konferans bizim ve diğer öğrenci arkadaşlarımızın birçok konuda yeniden düşünmesine, yeniden bir şeyler öğrenmesine çok katkı sağladı. Ve biz Düşünmek Lazım ekibi olarak daha çok arkadaşımızı aramıza katmaya, bu tarz etkinlikleri daha sık yapmaya, daha farklı konuları tartışıp öğrenmeye çalışacağız.

www.evrensel.net