Türkiye'de taşeronun kısa tarihi: İsmi değişti  cismi büyüdü

Türkiye'de taşeronun kısa tarihi: İsmi değişti cismi büyüdü

Türkiye’de taşeronlaştırmanın tarihini ardından da AKP Hükümetinin getirmek istediği yeni sistemi ve taşeron işçilerin taleplerini ele alacağız.

SUNU
Son günlerde kamuda çalışan işçiler için yapılacak yasal düzenlemeye ilişkin tartışmalar yeniden hız kazandı. Kamuoyundan sır gibi saklanan yasa taslağının kısa süre içinde Meclise sevk edilmesi bekleniyor. Bu dosyada önce Türkiye’de taşeronlaştırmanın dünü ve bugününü ele alacağız; ardından da AKP Hükümetinin getirmek istediği yeni sistemi ve taşeron işçilerin taleplerini masaya yatıracağız. 

Hazırlayan: Onur BAKIR

Türkiye’de taşeronlaştırmanın tarihi, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar gidiyor. 1926 tarihli Borçlar Kanunu’nda müteahhitlerin sorumluluğunu düzenleyen hükümler, dolaylı olarak da olsa taşerona işaret ediyor. 1936 tarihli İş Kanunu’nda taşeron karşımıza “üçüncü bir şahıs” nitelemesi ile çıkarken, 1950’de yapılan değişikle taşeronun adı “aracı” oluveriyor. 1971’de çıkarılan İş Kanunu, “diğer işveren” kavramını tercih ediyor. Halen yürürlükte olan 2003 tarihli İş Yasası ise taşeronu “alt işveren” olarak nitelendiriyor.

BİR MİLAT OLARAK 12 EYLÜL 

Cumhuriyet tarihi boyunca taşeron farklı isimlerle çalışma yaşamının içinde oldu. Ancak 1980’lere kadar taşeronluk, istisnai bir çalışma ve istihdam biçimiydi. 12 Eylül askeri darbesinin ardından uygulanan yeni-liberal politikalarla birlikte taşeronlaştırma hem kamuda hem özel sektörde yaygınlaşmaya başladı. Önce yemekhane, temizlik, güvenlik, nakliye gibi işler taşerona verilirken, 1990’lı yıllarda taşeronlaştırma asıl işlere de sıçradı. Bu dönemde hangi işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin bir sınırlama ve detaylı yasal düzenlemeler yoktu. Buna rağmen yargı kararları ile çok sayıda taşeron ilişkisinin muvazaalı (hileli) olduğu tespit edildi. Taşeronlaştırma ile kâğıt üzerinde bir iş bir başka işverene verilmiş gibi gösteriliyor ancak aslında paravan işlevi gören taşeron şirketler üzerinden işçi temini amaçlanıyordu. 2000’li yıllara geldiğinde taşeronlaştırma kontrolden çıkmıştı… 

2003-2009: KURALLI KURALSIZLIK 

2002’de iktidara gelen AKP, 2003’de yeni İş Yasası’nı çıkardı. Belki şaka gibi gelecek ama taşeronlaştırmaya ilişkin yasal sınırlama ve detaylı düzenlemeleri de getiren bu Yasa oldu. Ancak taşeron kağıt üzerinde kurala bağlanırken, uygulamada kuralsız ve sınırsız bir taşeronlaştırma süreci yaşandı. Kamu kurum ve kuruluşları, bu kurallı kuralsızlık döneminde başı çekti. Özel sektör de kamuyu izledi. Yasal kural ve sınırlamalar hiçe sayıldı. Taşeronlaştırma, işçileri bölüp parçalamak, güvencesizleştirmek ve sendikasızlaştırmanın en önemli araçlarından biri oldu. Taşeronlaştırma hem bir özelleştirme yöntemi olarak hem de işçi ücretlerini düşürmenin aracı olarak kullanıldı. Taşeronlaştırmanın işçinin sadece güvencesi ve haklarına değil yaşamına da mal olduğu Tuzla tersanelerinde peş peşe yaşanan işçi cinayetleri ile bir kez daha görüldü. 

Ancak bu kanun dışı taşeronlaştırma furyası, iş müfettişleri ve yargıya takıldı. Yüzlerce muvazaa (hileli, kanuna aykırı taşeronlaştırma) kararı çıktı. Yargı, muvazaa kararları ile işçilerin alt işverenin (taşeronun) değil asıl işverenin işçisi olduğunu tescil etti. 2006 yılında İş Yasası’nın 2’nci maddesinde bir değişikliğe gidilerek, kamu kurum ve kuruluşlarının muvazaa kararlarının sonuçlarından muaf tutulması amaçlandı. Bu değişikliğe göre kamudaki taşeron işçiler -muvazaa olsa bile- kamunun işçisi olamayacak, kadrolu işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlanamayacaktı. Ancak Yargıtay, bu değişikliği fiilen yok saydı, kamuya böyle bir ayrıcalık tanınamayacağına hükmetti. Buna rağmen AKP iktidarı, Anayasayı hiçe sayarak, kesinleşmiş muvazaa kararlarını uygulamamakta ısrar etti. İş Yasası’nın 2’nci maddesi gereği artık kamunun işçisi haline gelmiş olan on binlerce taşeron işçi, taşeronda çalıştırılmaya devam etti. 

2009-2014: BAĞLAÇLARIN SINIF MÜCADELESİ 

Muvazaa kararları, hem AKP’de, hem sermaye çevrelerinde ciddi rahatsızlık yaratmaya başladı. 2009’da TİSK, TÜSİAD ve TOBB, muvazaa kararlarına yol açan yasal düzenlemelerin “esnetilmesini” talep etti. Ertesi yıl, Kamu İşverenleri Sendikası’nın düzenlediği bir seminerde, sermaye örgütleri ve Hükümet, kapalı kapılar ardında anlaşmaya vardı. Kısa süre sonra İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Taslağına eklenen bir madde ile bu anlaşmanın gereği yapıldı. Amaç asıl işlerin taşerona verilmesinde aranan “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirme” koşulundaki “ile” bağlacının yerine “veya” bağlacını getirmekti. Bu değişiklikle asıl işlerin taşerona verilmesini büyük ölçüde sınırlayan “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirme” koşulu bertaraf edilmiş olacaktı. 

Böylece, Aziz Çelik’in deyimiyle “bağlaçların sınıf mücadelesi” dönemi de başlamış oldu. 10 Eylül 2009 tarihinde Evrensel Gazetesi’nin manşetinden deşifre ettiği bu hüküm, gelen tepkiler üzerine taslaktan çıkarıldı. 2012’de benzer bir düzenleme içeren taslak kamuoyuna sızdı ancak bu taslak da yasalaşamadı. 2000’li yılların sonuna doğru kamudaki taşeron işçilerin örgütlenmesi hız kazanmaya başlarken, sendikalar ve derneklerde örgütlenen taşeron işçiler, taleplerini daha yüksek perdeden dile getirmeye başladı. Bu noktada AKP, bir taşla, iki kuş vurmayı amaçladı. “Taşeron işçilerin sorunlarını çözme” adı altında, taşeronlaştırmaya ilişkin sınırlamaları kaldırmayı amaçlayan iktidar, sendikalar ve taşeron işçi dernekleri ile 2012-2014 yılları arasında çok sayıda toplantı düzenledi ancak bir mutabakat çıkmadı. 

BİR MİLAT OLARAK SOMA FACİASI 

Evrensel gazetesi

Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, sendikalara yasal kural ve sınırlamalara dokunmayacakları sözünü vermişti. Oysa 12 Mayıs 2014 tarihinde Evrensel Gazetesi’nin “İşçiye müebbet taşeron” başlığı ile kamuoyuna duyurduğu taslak, taşeron işçilere bazı göstermelik haklar tanırken, taşeronlaştırmaya ilişkin kural ve sınırlamaları kaldırmayı amaçlıyordu. İktidar, bu sefer kararlıydı. Ancak 14 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan Soma faciası, taşeronlaştırmanın kirli yüzünü bir kez daha ortaya koydu. Bu toplu işçi kıyımının ardından AKP, bu taslağı geri çekmek zorunda kaldı. Müebbet taşeronu, taşeronlaştırmanın mezara götürdüğü Soma işçileri engellemiş oldu. Yeni bir tasarı hazırlandı. Taşeron işçilerin var olan ancak kullandırılmayan yasal haklarını bir kez daha düzenleyen, kıdem tazminatı sorumluluğunu kamuya yükleyen ve taşeronda toplu iş sözleşmesi imzalanmasını kolaylaştıran meşhur 6552 sayılı Torba Yasa, 2014 yılı Eylül ayında yürürlüğe girdi. 

KADRO YERİNE ‘FİYAT FARKI’

Bu süreçte bir yandan “taşeron işçilere kadro müjdesi” haberleri ile işçilerin umutları diri tutulurken, bir yandan da hükümet yetkilileri defalarca taşeron işçilere kadro verilmesi gibi bir gündemin olmadığını açıkladı. Giderek büyüyen kadro talebini karşılamayan AKP iktidarı, 2015 yılı başında “fiyat farkı” yönetmeliğini yayınladı. Taşeron işçiler için mevzuata göre yapılacak toplu iş sözleşmeler nedeniyle oluşacak maliyeti (fiyat farkını) kamu karşılayacaktı.Böylece kamudaki taşeron şirketler, sendikal örgütlenmelere ses çıkarmayacaktı. Bu düzenleme ile birlikte taşeron işçilerin sendikal örgütlenmesinde adeta bir patlama yaşandı. Bu yeni “pasta”dan aslan payını Hak-İş’e bağlı sendikalar aldı. 

Toplu iş sözleşmesi ile daha iyi ücret ve haklar elde edilmesi taşeron işçilerin temel gündemi haline geldi. Ancak dağ fare doğurdu. Çünkü söz konusu düzenleme, özgür bir sendikal örgütlenmeyi güvence altına almadığı gibi, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkının etkin bir biçimde kullanılmasına da olanak sağlamıyordu. Fiyat farkının ödenmesini taşeron şirket ve kamu işverenleri sendikalarının insafına terk eden bu sistemde, toplu iş sözleşmeleri uzunca bir süre sürüncemede kaldı. Sonuçta, taşeron işçilerin toplu iş sözleşmelerinin büyük çoğunluğu Yüksek Hakem Kuruluna gitti. Kuruldan gelen sözleşmeler, taşeron işçilerinin beklentilerinin çok altında seyretti.

SEÇİM YENİLGİSİ İLE GELEN KADRO VAADİ 

Toplu iş sözleşmesi de yaraya merhem olmazken, taşeron işçilerin kadro talebi Haziran 2015 seçimlerinin öncesinde yeniden gündem oldu. Seçimden önce muvazaa kararı gereği taşeron Karayolları işçilerinin çoğunluğuna kadro verilmesi beklentileri artırdı. Ancak hemen hemen tüm muhalefet partileri taşeron işçilere kadro vaat ederken, AKP bu konuda sessiz kaldı. 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olamayan AKP, 1 Kasım 2015 seçimlerinden önce ilk kez kadro sözü vermek zorunda kaldı. Seçim bildirgesinde aynen şöyle yazıyordu: “Alt işverenlik (taşeron) çerçevesinde asıl işlerde çalışanları kamuda istihdam edeceğiz”. Ayrıca seçim afiş ve videolarında “Asli işlerde çalışan taşeron işçilerimizi kadrolu yapıyoruz” deniyordu. Ok yaydan çıkmış, kadro vaadi, asıl işlerde çalışan işçilerle sınırlı olsa da verilmişti. 

Seçimlerin ardından 100 gün içinde bu sözün gereğinin yerine getirileceği ilan edildi ancak aradan 2 yıl geçmesine rağmen bu söz tutulmadı. Öte yandan kadro yerine Özel Sözleşmeli Personel modeli gündeme getirildi. 

KADRO İSTİSNA, TAŞERON ESAS! 

Tersane işçisi (evrensel)

Türkiye’de taşeron işçi sayısının net olarak belirlenememesi, taşeronlaştırmanın geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın 2014’te bir soru önergesine verdiği yanıta göre, kamu ve özelde toplam taşeron işçi sayısı 1 milyon 482 bin 690. CHP’nin hesabına göre ise 2002 yılında 387 bin olan taşeron işçi sayısı 2017’ye gelindiğinde 2 milyona ulaştı ve AKP döneminde taşeron işçi sayısı yüzde 500 arttı. Kamuda çalışan taşeron işçi sayısının 700 bin ila 900 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Farklı rakamlar söz konusu olsa da son 15 yılda taşeronlaştırmanın hızla yaygınlaştığı açık bir gerçek. Özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları nedeniyle son 15 yılda kamuda kadrolu işçi sayısı 400 bine kadar gerilerken, her bir kadrolu işçi başına en az iki taşeron işçi düşer hale geldi. Böylece kamuda taşeron esas, kadro istisna oldu. Yerel yönetimlerde ise durum daha da çarpıcı. Genel-İş Sendikası’nın raporuna göre belediyelerde her 4 işçiden 3’ü taşeronda çalışıyor. Taşeronlaştırmanın en yaygın olduğu sektörlerden biri olan sağlık alanında, kadrolu işçi sayısının en az 30 katı taşeron işçi mevcut. Tüm üniversitelerdeki toplam kadrolu işçi sayısı kadar taşeron işçi, sadece 3 büyük üniversitede çalışıyor.

Yarın: AKP ne öneriyor, 
işçiler ne istiyor?  

www.evrensel.net