Yolculuk

Yolculuk

'Bir fotoğraf karesindeki yapı ya da sokak ya da cafe değildir belgelenen. Aslında yaşanan oradaki geçmiştir ve o geçmişe yüklenilen anlamdır.'

Özgün E. BULUT

yüzümü gizlemiyorum artık 
çığ düşmüş bedenim sizindir
inandığım insanların kapısındayım
girilmez olan her kapıya efkarımı döküyorum
bu benim diyorum
bu da uçurumlardan arta kalan gözlerim

gözlerinizin sabahını yakalamak istiyorum…

Uzun zamandır yol ve yolculuk üzerine düşünüyorum. Yüreği gezgin bir adam için yolculuk, düşlerden başlar, düşlerle büyür. Yolculuğun sonunun önemi yoktur onun için. Yol da yolcu da o düşlerin etkisi ile gezer gidilen yeri. Bir fotoğraf karesindeki yapı ya da sokak ya da cafe değildir belgelenen. Aslında yaşanan oradaki geçmiştir ve o geçmişe yüklenilen anlamdır.

Yaptığım yolculuklardan önemli birikimler yakaladım, güzel sonuçlar çıkardım. Başlarken heyecanla başladım, yolu yarılarken heyecanım doruklara çıktı ve yolun sonunda düşlerimle geldiğim gibi buldum. Hani nasıl başlarsan öyle bitirirsin misali bir bitişten söz ediyorum. Ya da nasıl bakarsan öyle görürsün sözünün ruhun üzerindeki etkisinden.

Çocukluğu istasyonun yanı başında bir mahallede geçen benim için, yolculuğun düşlerle başlaması zenginlikten çok, doğal bir sonuç. Çünkü ben kömürle çalışan kara trenleri izlerken başladım o düş yolculuğuna. Bindikten sonra kalbimin atış hızı değişti. Rus edebiyatına olan ilgim ile kara trenler üzerinden düş kurmam tesadüfen aynı dönemlere denk gelir. Bu güzel tesadüf düş bahçemin alabildiğine genişlemesi olarak gezer benimle. Kendimi engin Rus bozkırlarında, Rus devrimini yaşayan bir Bolşevik olarak görürdüm. Sonra tren raylarından gelen ritmik seslerle gecenin bir vakti köyümde kulağıma yansıyan patos seslerini eşleştirirdim. Mazotlu trenlerle yolculuklarım daha çok üniversite yıllarıma denk gelir. Tren benim için kitap okumak ve düş görmekle eş anlamlıydı. Tren lokantasında bir bira eşliğinde dünya kadar düşe uzanmış ve ütopyalarla çoğalmışımdır.

Otobüsler benim için geçtiğim küçük kasabalarla anlam ifade eder. Geçtiğim her küçük kasabada bir dünya aramış, yeni bir dünya yaratmışımdır. Ya da aradığım o dünyayı bulamamış, oradaki insanın kaderine üzülmüşümdür. O zaman babaannem, anneannem aklıma gelmiştir. Köylerinden başka bir yer görmeyen bu insanların düşleri üzerine kafa yormuşumdur. O dağlarda, tarla ve köy arasındaki yaşamda nasıl bir düş dünyası ile kalplerini zorluyorlardı diye çok düşünmüşümdür. Anneannem ben çocukken öldü. Babaanneme sorduğumda ise öyle büyük düşlerinin olmadığını gördüm. Acı ve yoksulluk ile yetimlikten söz ederdi sürekli. 

Sonra hayatıma uçaklar girdi. Tercihim hep cam kenarlarıdır. Yukarıdan engin toprakların arasında kalan köylere, kasabalara, yollara bakarım. Oradaki yaşamları, mekanları, mekanların içini düşünürüm. Kendimi oralara atarım. Şehirlere daha çok gece bakmayı severim. Işıkların sardığı o beton yığını şehirlere yukarıdan baktığımda adeta büyülü bir lunaparkmış gibi gelir bana. Coşkuyla atarım kendini içine.
Geçtiğim kentlerde sokakta yürüyen insanlara bakardım. Nereye gittiklerine dair anlamlar arar, bir sabahçı kahvesinde elinde sigarası ile düşüncelere dalan insanla dalmışımdır onun dünyasına. Kentteki tabelalarda, yaşanmış tarihin ardına düşer, o tarihe dair büyük ve farklı anlamlarla gezerdim.

Düş ile yola düşmeyen yolcu, yolcu değildir kanımca. Yolculuklarımdan çıkardığım sonuç bu. Düşsüz yola sadece gidilmesi gerektiği için yola düşmüştür yolcu. Yolun sonu sıkıntı ve heyecansızdır. Başladığı gibi biter ve anılarda izi dahi olmaz o yolculuğun. Oysa yolculuk anılara taşabildikçe yolculuktur biraz.

Yola düşmeden hazırlanan çanta, gidilen yerin kimliğini de taşmaz mı? Bana göre oradaki atmosfere tanıklık eder ve ona göre girer eşyalar onun içine. Zaman denen o sonsuz akış da bu şekilde durmuş olur. Düş ve çantanın birlikteliği ile kırılır geçmiş ve bugüne taşınır.    

Yol, yolcu ve yolculuk zaman arasındaki farkı sıfırlar. Dün bugüne, bugün düne doğru gider. O nedenle yolu yaşayarak ve düşlerle zenginleştirerek yolculuğa çıkmalı her yolcu ve şiir gibi akmalı o yoldan.

Ferit Edgü’nün Ders Notları kitabında okumuştum. “Ben bir kızılderiliyim. Evet, Yaki kabilesindenim. Ama bunu benim bilmem, bir şey yazmaz. Biri, benden başka biri, bilirse bunu, o zaman başlar benim öyküm.” Yol böyle meşakkatli bir gidiştir. O gidişin tanıklığıdır ‘yolculuğu’ büyülü kılan ve yolcunun kim olduğunu, nereye gittiğini bilmektir.

Fernando Pessoa’nın bir dizesiydi. ‘Şair olmak bir tutku değil benim için./ Bu benim yalnız olma yolum.’ der Pessoa. Yolculuk ise bir şairin yalnız olma halidir. Tutkuyla şiir düşünme halidir. Şair olma halidir.

www.evrensel.net
ETİKETLER Yolculuk