Kürt referandumu ve İsrail sorunu

Kürt referandumu ve İsrail sorunu

Arap coğrafyasında geçtiğimiz hafta gündemde IKBY bağımsızlık referandumu, Kürt-İsrail ilişkileri, Rusya'nın Suriye müdahalesinin 2. yıl dönümü vardı.

Ali KARATAŞ

Kürdistan Bölgesel Yönetiminde 25 Eylül’de düzenlenen referandumun üzerine değerlendirmeler devam ediyor.

Bölgeyi yakından takip eden Lübnanlı akademisyen Muhammed Nureddin, Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani’nin referandum yapmadaki ısrarı ve bağımsızlık talebini desteklenmesi sonucu, Irak’ta ve Irak dışında ama Kürt  meselesiyle ilgili bütün güçlerin ajandalarını değiştirdiğini yazdı. Kürt sorununun ortaya çıkmasının tarihinin de yer aldığı makalede Nureddin, Kürtlerin de diğer halklar gibi devlet kurma haklarını savunurken, İsrail ile geliştirdikleri ilişkileri ise eleştirdi. Daha önce de farklı gazetelerde referandumla ilgili yayınlanan makalelerde Kürtlerin İsrail’le olan ilişkilere yönelik eleştiriler baskın bir nokta olarak öne çıkarılmıştı.

Aynı konuyu baş yazısında işleyen el Kuds al Arabi gazetesi ise İsrailli bir yazarın Kürt sorunu ile Filistin sorununu karşılaştıran makalesini eleştirdi. Makalede, “Kürtlerin ulusal vatan kurma hakkı, onların maruz kaldıkları mezalimlere odaklanma; buna karşılık Filistinlilerin inkar edilmesi bütün bunlar bariz bir İsrail hilesidir. İsrail kurbanları çatıştırmaktadır” ifadeleri yer aldı.

İRAN, IRAK, TÜRKİYE KÜRT SORUNUNDA ORTAKLAŞTI

Al Hayat gazetesinde Semire el Musalama da, “Kürtlere yönelik tehdit ve Suriye dersleri” başlıklı makalesinde Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ın referandumu reddederek ve yaptırımlar uygulayarak Kürt sorununda pozisyonlarını ortaklaştırdığını yazdı. 

Birleşik Arap Emirliklerinde yayın yapan al Halic gazetesinden Muhammed Said İdris referandumun oldubittiye getirildiğini öne sürdü. Referandumun tarihçesine değinilen makalede 2013 yılında Barzani’nin referandumu ertelemek için öne sürdüğü “6 şart” hatırlatıldı. Referandum sonrası Kürtlere uygulanan kuşatmanın Kürtler arasında yeni bir çatışmaya yol açabileceği de ileri sürüldü.

KÜRT DEPREMİ TÜRKİYE’Yİ VURUYOR

Mısır merkezli Ahram Weekly sitesi de yayınladığı haber-yorumda “Kürt depremi Türkiye’yi vuruyor” başlığını kullandı. Haberde referandumun Arap-Kürt savaşını tetikleyebileceği ve Kerkük’te durumun daha da kötüleşebileceği belirtildi. Aynı değerlendirmede, “Türkiye, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünden ve Cumhuriyetin kalıntıları üzerine inşa edilmesinden sonra en yıkıcı plan ile karşı karşıya” ifadeleri yer aldı.

Geçen hafta cumartesi, Rusya’nın Suriye iktidarının çağrısıyla Suriye savaşına müdahil olmasının ikinci yılıydı. Bu vesileyle Arapça yayın yapan Rus internet sitesi Rusya al Youm kapsamlı bir değerlendirme yayınladı.


REFERANDUMDAN SONRA KÜRT SORUNU

Muhammed NUREDDİN
al Halic

Arap coğrafyasının doğusunda Kürt sorununun yaşı yüz yıla yaklaşıyor. Belki de daha fazla. Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşındaki hezimetinden sonra Kürtlerin dört devlet (Suriye, Türkiye, Irak ve İran) arasında paylaşılmasıyla sorun kötü bir şekilde ortaya çıktı. Kürtlerinin seslerini yükselmesi; bölünmelerine ve dağılmalarına karşı ayağa kalkmalarıyla başladı. Kürtler; Türkiye, Irak ve İran’da ayaklandı. Birinci Dünya Savaşı sırasında İran Mahabat’ta çok kısa süreliğine bir cumhuriyet ilan etmeyi başardılar. Türkiye’deki dirençleri en sert ve en fedakar olanıydı ve bugüne kadar devam ediyor.

Irak’taki Kürt hareketlenmesi, “Kürt halkının isteklerini yansıtan” daha ileri sonuçlar verdi. Irak’ta 1970’te; 90’lardaki yapının temellerini atan ve 2005’te federal sisteme uluşmasını sağlayan özerk yönetimin bir biçimi vardı. 

Suriye’deki Kürt hareketlenmesi, ABD’nin desteğiyle üç-dört yıldan kısa bir sürede özel bir duruma ulaşmayı başarmasıyla farklı bir nitelikte gerçekleşti. Türkiye’nin karşısındaki sınırın neredeyse tamamına hakim oldular. 

REFERANDUM AJANDALARI DEĞİŞTİRDİ

Bugün Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin referandum yapmadaki ısrarı ve referandumun bağımsızlık talebine yönelik sonucu Irak’ta ve Irak dışında Kürt  meselesiyle ilgili bütün güçlerin gündemlerini değiştirdi. 

Kürt halkı, bu bölgedeki halkların asli bileşeni ve Müslümanların tarihinin bir parçasıdır. Kürtler, dışardan gelen güçlerin durdurulmasında önemli bir rol oynadılar. Selahaddin Eyyubi bunun en bariz örneğidir.

DEVLET KÜRTLERİN DE HAKKI

Dünyada coğrafi ve beşeri olarak küçük olan halkların devlet kurdu. Kürtler de bütün kimlikleri ile yaşadıkları devletlerinin olmasının hakları olduğunun farkındalar. Bu, dünyadaki tüm uluslar arasında var olan bir insani eğilimdir ve “refah düzeyiyle” ilgisi yoktur. Belçika bu eğilimden dolayı acı çekiyor. Katalonya refah ve kimliğini ifade etme özgürlüğü bakımından bir eksiği olmamasına rağmen İspanya’dan ayrılmak istiyor.

Lakin şu an Irak’ta patlayan Kürt meselesinin başka bir yüzü var. Kürtler, bağımsızlık ilanına muhalif olan bütün komşularıyla barış içinde olan bir devletin kurulması için elverişsiz şartlarla karşı karşıyalar. Referandum çağrısı esrarengiz bir zamanda geldi. Irak, terörle karşı karşıya. İçerdeki siyasi durum, ihtilaflar nedeniyle iyileşmedi. Bu yüzden Barzani, Irak’ın zor durumunu kullanarak hedefine ulaşmaya çalışıyor gibi gözüküyor. Referandum sırasına Kürtler ve komşuları arasında karşılıklı yapılan hatalar, bölge halkları arasındaki ilişkilerin geleceği konusunda en büyük tehlike.

KÜRT-İSRAİL İLİŞKİLERİ

Bunlardan birincisi Irak’taki Kürt liderlerin temiz bir bağımsızlık mücadelesi vermeyi başaramamış olması. Geçmiş yıllarda kendileri ve İsrailli yetkililer arasında tekrarlanan toplantılar, Erbil’de yapılan festivaller ve bu festivallerde İsrail’in bağımsızlığa desteği için yapılan teşekkürler, Irak Kürdistanı’nın çeşitli yerlerinde yükselen İsrail basını, Erbil tarafından herhangi bir yorumda bulunulmadan düşman Benyamin Netenyahu hükümetinin bağımsızlığa açık desteği, Irak Kürtlerinin bağımsızlıktan sonra İsrail ile ilişkiler kurmada isteklerini inkar etmemeleri, Yahudi lobisine üye batılıların Kerkük’te Kürt yetkililerle toplanması...bütün bunlar haklı olarak komşuları arasında bu yeni devletin kaçınılmaz olarak bölgedeki diğer devletleri sabote eden İsrail’in üssü olması şüphesinin doğmasına yol açıyor.

Iraklı Kürtler mücadelelerini başarılı yürütemediler. Şeytana sığınmanın, haklarına ulaşmanın yolu olmadığının farkında değiller.

Kürtler; bazı Araplar ve Türkiye’nin “düşmanla” ilişkileri olmasına rağmen, “İsrail” ile anlaşmadan kendilerini temizlemeliler. Bu ülkelerin İsrail ile ilişkilerinin olması bir kriter değildir. Öte yandan Araplar, Türkler, İranlılar da Kürt halkını düşman olarak görmüyorlar. Onların da diğerleri gibi özgürce ve saygın bir şekilde yaşamaya hakları var. Bütün bunlar birinin diğerine saygı duyması ve bölgede ortak düşman İsrail’e karşı mücadele edilmesiyle olur. Referandum bitti. Hataların, günahların düzeltilmesi bütün taraflara bağlı. İstikrarın, barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve herkesin güvenliğinin sağlanmasımümkün.


KÜRTLERLE İSRAİL’İN BİR İTTİFAKI VAR MI?

al Kuds al Arabi
Başyazı

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin referandumuyla ilgili yayınlanan İsrailli bir gazetecinin makalesi, Filistinlileri ve Kürtleri karşılaştırıyor ve İsrail’in, Kürtlerin ayrılmasını desteklemesinin birçok nedenine değiniyor.

Makaleye göre Tel Aviv, Kürdistan’ın bağımsızlığını desteklemek mecburiyetindedir. Çünkü bağımsız bir Kürdistan devleti, tarihsel olarak iki taraf arasındaki askeri, ekonomik ve siyasi iş birliği nedeniyle İsrail’in önemli bir müttefiki olacaktır. Bugün Kürdistan’ın düşmanları, İsrail’in de düşmanlarıdır. Bundan daha ironik olan, İsrail’in Kürtleri desteklemesini dayatan “ahlaki boyuttan” bahsetmesi; Çünkü Kürtler, “topraklarında yeterince yıldır inşa edilen bağımsız ve güçlü kültürel yapıya sahip eski bir ulus”. Bu nedenle siyasi bağımsızlığa sahip olmalı. Fakat  neden “Filistinlilerin hakkı yok?” sorusuna yazarın cevabı; “Çünkü onlar istemiyorlar!” şeklinde. Makaleye göre Filistinlilerin bağımsızlık mücadelesi ile Kürtlerin bağımsızlık mücadelesini karıştırmamak gerekiyor. Çünkü Filistinliler, İsraillilerin güvenliğini etkiliyor. Bunun için “sınırlı bağımsızlığa” sahip olabilirler. Ama Kürtlerin bağımsızlığının “bölgesel istikrara katkısı olacak”. Kürtlerin ulusal vatan kurma hakkına yönelik ayırımcılık, onların maruz kaldıkları mezalimlere odaklanma; buna karşılık Filistinlilerin inkar edilmesi bütün bunlar bariz bir İsrail hilesidir. İsrail, kurbanları çatıştırmaktadır. Anlamlar ve hukuk kaybolurken mazlumlar kavga ederler ve İsrail, Arap bölgesindeki zulmün köşesi olarak ortaya çıkar. Aynı zamanda mazlum Kürtlere ve düşman Arap Müslümanlara karşı muzaffer.


RUSYA’NIN SURİYE’DEKİ İKİ YILI: IŞİD GERİLİYOR, ABD İLE ÇATIŞMA RİSKİ PUSUDA

Rusya al Youm

Bu cumartesi Rusya, Suriye’deki askeri harekâtının ikinci yılını tamamladı. Bazı aksaklıklar ve birkaç büyük zafer ile birlikte Suriye’deki kanlı çatışmaların sona erme potansiyeli ve Rusya ile ABD arasında hızla bir çatışmaya girme riski görünüyor. Rusya’nın Suriye’deki harekatı; Lazkiye yakınlarında birkaç haftalık operasyon hazırlığının ve oraya askeri varlıkların taşınmasının ardından 30 Eylül 2015’te başlamıştı.

HALEP’İN ELE GEÇİRİLMESİ

Eylül 2016’da, Rus hava desteğiyle Suriye hükümet güçleri bir zamanlar Suriye’nin sanayi başkenti olan Halep’i ele geçirme operasyonuna başlattı. O sırada şehir, kabaca iki eşit parçaya bölünmüştü; batı yarısı Şam kuvvetleri tarafından kontrol edilirken doğu kısmı onlara karşı çıkan birkaç silahlı grup tarafından tutulmaktaydı. Sözde “isyancı” olarak adlandırılan tarafta yer alan militanlar, el Nusra Cephesi olarak bilinen en sert cihatçı grupların önemli bir parçasıydı.

Grupların birbirine karışması ABD ve Rusya arasında sürekli bir gerginlik kaynağıydı. Washington, Moskova’yı Halep’te “ılımlı” grupları hedef almakla suçlarken; Moskova ise ABD’nin “iyi” isyancılara “kötü” teröristlerden uzak durması için baskı yapamadığından yakınıyordu.

Kentsel savaşın doğası ile birlikte isyancı grupların sivillerin şehirden ayrılmasına izin vermemesi ağır ölümlere neden oldu. Sivil kayıpların sorumluluğu Batılı politikacılar ve ana akım medya tarafından, “savaş suçları” ve “barbarlık” gibi terimler kullanılarak Rusya’nın üzerine atıldı. Suriye Ordusu tarafından ele geçirilmesinden aylar sonra yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin oraya geri dönmesi Halep’in bir gerçekliğidir.

PALMİRA’NIN KAYBI VE ELE GEÇİRİLMESİ

Şam kuvvetleri Suriye’nin batısında zeminde kazanırken, ülkenin orta kesiminde antik ve kültürel açıdan önemli bir şehir olan Palmira’da bir aksilik yaşadı. Terörist grup İslam Devleti (IŞİD) baskın bir güç topladı ve Mart 2016’da kaybettiği şehri geri aldı.

Palmira’nın kurtuluşu, Rusya’nın 2016’daki hareketi için kilit bir başarıydı. Çünkü Palmira’nın yeniden aynı cihatçıların eline geçmesi, birkaç ay sürse bile bir aşağılanma olarak değerlendirildi.

DEYRİZOR OPERASYONU

Şam ve Rusya’nın bugünkü odağı Suriye’nin doğusunda bulunan Deyrizor kenti. Adı geçen eyalet başkenti, yıllarca IŞİD’in kuşatması altında kaldı. Abluka nihayet Eylül 2017 başlarında kırıldı. Rusya bu gelişmeyi “IŞİD’in Suriye’de yenilmesi için bir dönüm noktası” olarak değerlendirdi. Rus Savunma Bakanlığının tahminine göre şu an Suriye topraklarının yüzde 87’si Şam’ın kontrolü altındadır.

IŞİD hala “Suriye başkenti” olarak değerlendirilen Rakka’yı kontrol ediyor. Ancak Rakka’nın yılsonundan önce ABD tarafından desteklenen ağırlıklı olarak Kürtlerin bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin eline geçmesi bekleniyor.

Deyrizor saldırısında, Rusya Ordusu modern tarihindeki en büyük kayıplarını verdi. Suriye Ordusu’na yardım eden Rus danışmanlardan oluşan grubun kıdemli üyesi Korgeneral Valery Asapov bombardıman sırasında iki yardımcısıyla birlikte öldürüldü. Operasyonlarda öldürülen Rus asker sayısı 35’e yükseldi.

RUSYA İLE ÇATIŞMA YAKLAŞIYOR

Amerikalılar Kürt savaşçılarının egemen olduğu bir milis koalisyonu olan Suriye Demokratik Güçlerini desteklemektedirler.Amerika’nın Suriye’deki milis güçlerine desteği sadece silah ve eğitimin ötesine geçiyor. Son birkaç aydır Amerikan kuvvetleri, Şam’a bağlı askerlere ABD tarafından kontrol edilen bölgelerin sınırlarını ihlal ettiği iddia edilerek defalarca saldırı düzenledi.

www.evrensel.net