Vietnam Savaşı nasıl belgeselleştirilmemeli?

Vietnam Savaşı nasıl belgeselleştirilmemeli?

John Pilger’in Amerikan Tv’lerinde yayınlanmaya başlayan Vietnam Belgeseli üzerine analizini Prof. Dr. Ulaş Başar Gezgin’in çevirisiyle yayınlıyoruz.

John PILGER*
johnpilger.com

Amerikan televizyonunun en abartılı ‘olay’larından biri olan Vietnam Savaşı belgeseli, PBS kanalında gösterilmeye başlandı. Yönetmenler Ken Burns ve Lynn Novick. İç Savaş, Büyük Bunalım ve caz tarihi ile ilgili belgeselleriyle tanınan Burns, Vietnam belgselleri hakkında şöyle diyor: “Bu belgeseller ülkemizi Vietnam Savaşı hakkında tümüyle farklı bir biçimde konuşma ve düşünme yönünde esinleyecek.”
Tarihsel bellekten sıklıkla mahrum olan ve ayrıcalıklı ülke olma propagandasının kölesi olan bir toplumda, Burns’ün ‘tümüyle farklı’ Vietnam Savaşı belgeseli, “destansı, tarihsel bir yapıt” olarak sunuluyor. Belgeselin savurgan reklam kampanyası, büyük destekçisi olan Bank of America’yı tanıtıyor, ki bu banka, Vietnam’daki nefret edilen savaşın bir simgesi olarak, California, Santa Barbara’daki öğrenciler tarafından 1971’de yakılmıştı. Burns, “uzun süredir ülkemizin gazilerini destekleyen tüm Bank of America ailesi”ne minnettar olduğunu söylüyor. Bank of America, 4 milyon kadar Vietnamlı’yı öldüren ve bir zamanlar bereketli olan bir ülkeyi yakıp yıkan ve zehirleyen bir istilaya kurumsal destek anlamına geliyordu. 58 binden fazla Amerikan askeri öldü ve yaklaşık aynı sayıdaki askerin de kendi yaşamına son verdiği tahmin ediliyor.

Belgeselin ilk bölümünü New York’ta izledim. Ta başından itibaren, asıl niyetinin ne olduğu konusunda hiç bir kuşkuya yer bırakmıyor. Anlatıcı diyor ki savaş “iyi niyetli iyi insanların hayati önemi olan yanlış anlamaları, Amerikan aşırı güveni ve Soğuk Savaş’taki yanlış anlamalar nedeniyle başladı”. Bu ifadenin yalancılığı şaşırtıcı gelmiyor. Vietnam’ın istila edilmesine yol açan uydurma gerekçelerin dalga geçercesine üretimi, not alınasıdır –1964’teki Tonkin Körfezi “olayı” ki Burns, bunun gerçek olduğunu ileri sürüyor, bunların yalnızca biri. (Çeviren notu: ABD, 1964’te Tonkin Körfezi’nde saldırıya uğramasını gerekçe göstererek Vietnam’ı işgale kalkmıştı. Vietnam tarafı böyle bir saldırı olmadığını söylerken, Amerikan tarafı ısrarla böyle bir saldırı olduğunu söylüyordu. Onyıllarca sonra gizliliği kalkan belgeler, bunun işgal için uydurulmuş bir yalan olduğunu gösterdi. Pilger, burada Tonkin Körfezi ‘olayı’yla bunu kastediyor.) Yalanlar birçok resmi belgeyi, özellikle de 1971’de büyük hakikat savaşçısı Daniel Ellsberg’in ortaya çıkardığı Pentagon Belgeleri’ni darmadağın ediyor. İyi niyet falan yoktu. Çürümüş ve kanserli bir niyet vardı. Birçok Amerikalı için olduğu gibi -benim için de- filmin “kızıl tehlike” haritalarının, görüşülen ve kim oldukları açıklanmayan kişilerin, özensiz bir biçimde kesilmiş arşivin ve duygusal Amerikan savaş meydanı sekanslarının karmaşıklığını izlemek zordu. 
Belgeselin İngiltere’deki basın açıklamasında  -BBC de bu belgeseli gösterecek- Vietnamlı ölüler anılmıyor, yalnızca Amerikan ölüleri anılıyor. Novick’in “hepimiz bu korkunç trajedide bir anlam arayışındayız” dediği söyleniyor. Amma da post-modern…

Bunlar Amerikan medyasının ve popüler kültür canavarının 20. yüzyılın ikinci yarısının büyük suçlarını nasıl yeniden yorumlayarak bu suçlara hizmet ettiğini daha önce de gözlemlemiş olanlara çok tanıdık gelecektir: ‘Yeşil Bereliler’den ‘Geyik Avcısı’na oradan ‘Rambo’ya, böyle yaparak, Amerikan medyası ve popüler kültür canavarı, daha sonraki saldırgan savaşları meşrulaştırmaktadır. Yeniden yorumlama asla durmak bilmiyor ve kan da asla kurumak bilmiyor. “Bu korkunç trajedide bir anlam arayışındayken” istilacıya acınıyor ve böylece o, suçluluğundan arınmış oluyor. 

Bob Dylan’dan bir ipucu size: “Neredeydin sen, mavi gözlü oğlum?” (Pilger, burada, Dylan’ın bir şarkısına gönderme yapıyor.)
Vietnam’da genç bir muhabir ikenki kendi ilk deneyimlerimi anımsarken, “iyilik” ve “iyi niyet” üstüne düşündüm. Napalm atılmış köylü çocuklarının derilerinin eski parşömen kağıdı gibi düşüşünü hipnotize olmuş bir biçimde izlerken, bomba yığınları ağaçları taşa çevirirken, onları insan etiyle bezerken, evet, işte o zaman, “iyilik” ve “iyi niyet” üstüne düşündüm. Bir Amerikan komutanı olan William Westmoreland, insanları “böcek” olarak adlandırıyordu. 

1970’lerin başlarında, sayıları kimi kaynaklara göre 347, kimilerine göre 500 olan erkek, kadın ve bebeklerin Amerikan askerlerince katledildiği My Lai (‘Milay’ diye okunuyor- çevirmen notu) köyünün bulunduğu Quang Ngai eyaletine gittim (ki bunu Burns “öldürmeler” olarak adlandırıyor). O zamanlar, bu, doğru yoldan sapma olarak sunuluyordu: Bir “Amerikan trajedisi” (Newsweek). Yalnızca bu eyalette, tek başına, Amerikan “serbest atış bölgeleri” zamanında, 50 bin kişinin katledildiği tahmin ediliyor. Toplu cinayet. Bunlar haber bile yapılmadı. 
Kuzeye doğru, Quang Tri eyaletine, 2. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın tamamına atılan bombalardan daha fazlası atılmıştı. 1975’ten beri, patlamamış mühimmatlar, çoğunlukla, Amerika’nın “kurtardığını” ileri sürdüğü ve Fransa ile emperyal bir kurnazlık amacıyla dünyaya getirdiği “Güney Vietnam”da 40 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu. 

Vietnam Savaşı’nın “anlam”ı, Amerikan yerlilerine karşı soykırım kampanyasından, Filipinler’deki sömürgeci katliamlardan, Japonya’ya atom bombaları atılmasından ve Kuzey Kore’deki tüm şehirlerin dümdüz edilmesinden farklı değildir. Bu amaç, Graham Greene’in ‘Sessiz Amerikalı’ adlı yapıtının başkişisini dayandırdığı Albay Edward Lansdale tarafından tariflenmişti.
Robert Taber’ın ‘Pire Savaşı’ adlı yapıtından alıntılarsak, Lansdale şöyle diyordu: “Teslim olmayıp isyan eden bir halkı yenmenin tek bir yolu vardır, o da toplu imhadır. Direnişe kucak açan bir bölgeyi kontrol etmenin tek bir yolu vardır, o da orayı çöle çevirmektir.” 

Çevirmen Notu: İngilizce’de o savaşa ‘Vietnam Savaşı’ dense de, ‘Vietnam-Amerikan Savaşı’ daha doğru bir ifade olacaktır; çünkü Vietnamlılara göre o savaşın adı, ‘Vietnam Savaşı’ olamaz; ‘Amerikan Savaşı’dır. Daha önce, savaşın, resmi Vietnam kaynaklarında daha uzun bir adı vardı: ‘Amerika’ya Karşı Direnme Savaşı’. Savaşın bir diğer adı da, ‘İkinci Hindiçini Savaşı’ idi; fakat bu, sömürgeci bir adlandırmaydı; çünkü ‘Hindiçini’, Fransız sömürgecilerin bölgeye verdiği addı. Son zamanlarda, Vietnam’da, dışa açılmayla birlikte, ‘Vietnam Savaşı’ sözü de yaygınlık kazanıyor. 1975’te biten savaşa tanık olan Vietnamlılar, çoktan azınlığa düşmüş durumdalar. Bu nedenle, savaşın yorumlama biçimi de hızla değişiyor. 

(sürecek)

JOHN PILGER KİMDİR?

1939 Avustralya doğumlu John Pilger, dünyanın belli başlı haber ajanslarında çalışmış muhalif bir gazeteci ve belgeselcidir. Dünyada birçok çatışma bölgesinde muhabirlik yapmakla birlikte, uluslararası tanınırlığı, Vietnam-Amerikan Savaşı muhabirliği dolayısıyla doruğuna ulaşır. Batı’nın dış politikalarının ve saldırganlığının keskin bir karşıtı ve dünya ezilenlerinin herdaim dostu olmuştur. Batı’yı emperyalizmle suçlarken, kendi ülkesi olan Avustralya’da, yerlilere yapılanları da görmezden gelmemiştir. O, çeşitli gazetecilerin tersine, hem kendi ülkesinde hem de dünyada muhalif gazeteci olarak sivrilmiştir. Bugün Batı’da aslında neler olduğunu öğrenmek isteyenler, John Pilger’ı okuyorlar. Son dönem çalışmaları, ABD ve Çin arasındaki gerginliğe ayrılmış durumda. İki taraftan da güvenilir kaynaklara dayanarak, ABD’nin de Çin’in de birbirine karşı savaş tatbikatları yaptıklarını ve olası bir nükleer savaş için hazırlık içinde olduklarını ileri sürmektedir. Son belgeseli, bu konudadır. Pilger’ın sayfalar dolusu süren yaşam öyküsünü ve bir muhalif olarak insanlığa katkılarını özetlemek zor. John Pilger gibi beyaz olup da var olan dünya düzenine isyan eden ve üstelik sözünü dostuna da düşmanına da dinletebilen isimlerin sayıca artması, dünya ezilenleri için hayati önemde...

*Çeviren: Prof. Dr. Ulaş Başar Gezgin

Çevirmenin Notu: İngilizce’de o savaşa ‘Vietnam Savaşı’ dense de, ‘Vietnam-Amerikan Savaşı’ daha doğru bir ifade olacaktır; çünkü Vietnamlılara göre o savaşın adı, ‘Vietnam Savaşı’ olamaz; ‘Amerikan Savaşı’dır. Daha önce, savaşın, resmi Vietnam kaynaklarında daha uzun bir adı vardı: ‘Amerika’ya Karşı Direnme Savaşı’. Savaşın bir diğer adı da, ‘İkinci Hindiçini Savaşı’ idi; fakat bu, sömürgeci bir adlandırmaydı; çünkü ‘Hindiçini’, Fransız sömürgecilerin bölgeye verdiği addı. Son zamanlarda, Vietnam’da, dışa açılmayla birlikte, ‘Vietnam Savaşı’ sözü de yaygınlık kazanıyor. 1975’te biten savaşa tanık olan Vietnamlılar, çoktan azınlığa düşmüş durumdalar. Bu nedenle, savaşın yorumlama biçimi de hızla değişiyor. 

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Ekim 2017 09:53
www.evrensel.net

1 yorum yapılmış

  1. Mustafa ÇOBAN 15 gün önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

    Sayın MEHMET ALİ AYBAR'ın anlatımı: 'Helikopter 15 kişilik fakat amerikan askerleri kaçmak için 30(otuz) kişi biniyorlar. İndikleri yerde de yine 15 kişi kalıyor' demişti. Amerikan askerleri böyle kaçıyorlardı. Başka söze gerek var mı?.

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.