Bölgesel çatışmanın

Bölgesel çatışmanın 'yeni' gücü Kürtler

Batı Kürdistan Bölgesinde bir süreden beri fiili olarak özerkliği inşa eden Kürtler, bölgenin birçok kentinde yönetimi ele aldı. Şimdi bu gelişmenin Suriye’ye müdahale girişimleri üzerinden sürdürülen kamplaşma ve çatışmaya etkisi tartışılıyor. Batı Kürdistan’da Kürtlerin özerklik

Yusuf Karataş

Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: Ne oldu da Kürtler bölgesel çatışmanın orta yerinde yeni bir güç olarak sahneye çıktılar?

Batılı emperyalistlerin Arap ülkelerindeki halk ayaklanmalarını yedekleyerek Bölge’yi yeniden dizayn etmeye girişmesi, bölgesel kamplaşma ve çatışmayı derinleştirmişti. Suriye’ye müdahale girişimleri üzerinden sürdürülen bu kamplaşma ve çatışmanın bir tarafında ABD-Fransa gibi Batılı emperyalistler ve ‘Bölgesel liderlik’ rolü biçtikleri Türkiye ile Katar, Suudi Arabistan gibi Bölgesel güçler ve öte tarafında da Suriye rejimi ile birlikte İran, Irak’ın Şii Hükümeti, Lübnan Hizbullahı ve arkalarında da Rusya ve Çin yer alıyordu. İşte Kürtler, hem müdahale girişimlerinin ‘koçbaşılığı’ görevini yapan Türkiye’de, hem de Suriye, Irak ve aslında asıl hedef olan İran’da nüfusu milyonları bulan bir halk olarak yaşıyordu. Üstelik Irak’taki federe yönetim dışında yaşadıkları ülkelerde herhangi bir statüye de sahip değillerdi. Ancak Kürtler de bu dönemde çıkarları bazen çatışan ve bazen de uzlaşan iki temel politik hareket ve tutuma sahipti. Türkiye, Suriye ve İran’daki Kürt ulusal demokratik hareket (PKK-PYD-PJAK) ve Kürtlerin ‘ulusal liderliği’ne oynarken öte yandan da Türkiye ve ABD ile ilişki/iş birliğini sürdüren Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani’nin başını çektiği hareket.

Hatırlayalım, geçen sene bu aylarda İran, Kandil’deki PJAK kamplarını bombalıyordu. Kürt ulusal demokratik hareketi o zamandan İran rejimine böylesi bir çatışmanın emperyalistlerin çıkarına olacağı uyarısını yaparak ateşkes çağrısı yapmış ve eylülde de bu ateşkes gerçekleştirilmişti. Yine bugün özerkliğin inşa edildiği Suriye’de PYD, daha en baştan hem Esad rejiminden, hem de emperyalist güçlerin güdümümdeki SUK ve Özgür Suriye Ordusu’ndan bağımsız bir politik duruş sergiledi. Bu çatışmanın Batı Kürdistan’a yayılmasının önünü almak üzere yerel meclisler ve halk savunma güçleri üzerinden örgütlendiler. Yine Türkiye egemenleri ve ABD emperyalizmine karşı tutum alan Kürt Özgürlük Hareketi de bir yandan Öcalan’a uygulanan tecritle muhatapsız çözüm politikasının, öte yandan askeri ve siyasi operasyonların hedefi oldu.

BARZANİ NEREDE DURUYOR?

Peki, bu dönemde Barzani nerede durmaktadır?

Irak’taki Maliki Hükümeti ile ilişkilerin kopma noktasına geldiği ve Irak’ta Kürtlerin olası bir bağımsızlığının tartışılmaya başlandığı koşullarda Barzani, Türkiye ve ABD ile başta petrol anlaşmaları olmak üzere ilişki ve iş birliğini giderek geliştirmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte Kürtlerin yaşadıkları bütün ülkelerde statü sahibi olmaları için ‘ulusal birlik’ ve ortak politikalar belirlenmesi konusunda tartışmaların yapıldığı bu dönemde, Kürtlerin ulusal liderliği rolünü üstlenmek isteyen Barzani, Kürt ulusal demokratik hareketi (PKK-PYD-PJAK)  ile uzlaşı noktaları aramaya da yönelmiş bulunmaktadır. Kürt hareketleri arasındaki bu uzlaşı arayışlarının en somut adımı temmuz başında Suriye muhalefetinin yaptığı Kahire toplantısında SUK’un; Kürtlerin anayasada kabul edilmesi, ulus olarak tanınması ve kültürel haklarının verilmesi taleplerini reddetmesi üzerine Kürtlerin toplantıyı terk etmesi sonrasında yaşandı. Bugüne kadar Suriye’de PYD dışındaki Kürtleri etrafında toplayan ama bunların güçsüzlüğü nedeniyle Suriye’ye politik müdahalesi oldukça sınırlı kalan Barzani’nin girişimleri sonucu Kahire toplantısını terk eden PYD ve diğer Kürt muhalefetini oluşturan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) arasında bir anlaşma imzalandı. Yapılan anlaşmaya göre her iki taraftan eşit temsile dayalı ‘Kürt Yüksek Konseyi’ oluşturulacak ve bu konsey Suriye’de Kürtlerin özerkliğini inşa etme görevini üstlenecek. Aslında Barzani, Suriye’de önceleri PYD’yi dışlayarak diğer Kürt grupları üzerinden sürece müdahale etmeye çalışmış ama bu grupların etkisiz olması onu Suriye’de sürecin dışında kalmamak için PYD ile anlaşma noktasına getirmiştir. Bununla birlikte Barzani’ye Türkiye’deki Kürt sorununun çözümünde de rol vermeye çalışan Türkiye egemenleri için Suriye’de Kürtlerin özerkliği en son istenecek şey olmasına rağmen, Suriye Kürtleri üzerinde Barzani’nin etkili olması en azından bugün bakımından PYD’nin tek güç olmasından daha kabul edilebilir bir durumdur. Zaten “Biz burada PKK-PYD yapılanmasına seyirci kalmayız” diyen Başbakan Erdoğan da konuyu Barzani ile konuştuklarını söylemektedir. Ama Erdoğan, “Esad rejimiyle iş birliği halinde PKK’nin Suriye’den Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerinin arttığı” söylemini de kullanarak olası bir müdahaleye gerekçe yaratmaya çalışmaktan da geri durmamaktadır. Yine Türk Genelkurmayı ve MİT tarafından basına servis edilen Esad’ın Kürtlere silah sağladığı ve Batı Kürdistan kentlerini anlaşmalı olarak devrettiği yönlü raporlar da Suriye rejimi ve Kürt hareketi arasında iş birliği olduğu söylemi üzerinden her iki alanda sürdürülen müdahale politikasına meşruiyet yaratma arayışlarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

YA ÇÖZÜM YA BATAKLIK!

Bu gelişmeler üzerinden özetlemek gerekirse: birinci olarak Kürt ulusal demokratik hareketinin bugün bölgesel kamplaşma ve çatışmada denge durumunu bozabilecek bir güç olarak ortaya çıkmasının nedeni, emperyalist müdahale planlarına yedeklenmeyi reddederek halkın örgütlülüğüne dayanan demokratik bir mücadele çizgisinde ısrar etmesidir. İkincisi, Batı Kürdistan’da yönetimin Kürtlerin eline geçmesi, Türkiye egemenlerinin sürdürdüğü Kürt hareketini askeri ve siyasi operasyonlarla etkisizleştirip tasfiye etme ve muhatapsız çözüm politikasını büyük bir açmazla karşı karşıya getirmiş bulunmaktadır. Türkiye egemenleri ya bu politikayı terk ederek sorunun çözümünü muhataplarıyla konuşmaya başlayacak, ya da savaşı Batı Kürdistan’a yayma girişimleriyle ülkeyi Bölgesel bir savaşın batağına çekecektir. Üçüncü olarak ekonomik, siyasi ve askeri olarak ABD ve Türkiye ile ilişki ve iş birliğini geliştiren ve bunu olası bağımsızlığa giden yol olarak gören Barzani’nin, Türkiye egemenleri ile Kürt hareketi arasında anlaşma sağlanması için daha fazla çaba içine gireceği öngörülebilir bir durumdur. Çünkü bu rol hem Barzani’nin bütün Kürtlerin lideri olmasını kolaylaştıracak, hem de Türkiye-ABD ile iş birliğini sorunsuzca sürdürebilmesini sağlayacak. Ancak bu çözüm arayışının gerçekleşmemesi halinde Barzani’nin Türkiye ve Kürt ulusal demokratik hareketi arasında bugüne kadar sürdürdüğü denge politikası uygulanamaz hale gelecektir. Son olarak Batı Kürdistan’da yönetimin Kürtlerin eline geçmesi, kim, hangi hesabı yaparsa yapsın Kürtlere artık dünkü statüsüz yaşamı dayatma koşullarını ortadan kaldırmıştır.

HALKLARIN BİRLEŞİK MÜCADELESİNİ ÖRGÜTLEME ZAMANI

Bu tablonun ülkedeki emek, demokrasi ve barış güçlerinin önüne koyduğu görevler açıktır. Türkiye egemenlerinin/AKP Hükümetinin, emperyalizmin bölge politikalarıyla iş birliği ve Suriye’ye müdahale politikalarına karşı barışı ve halkların kendi geleceklerini özgürce belirlemesi hakkını savunmak, Kürt sorununda sorunun birinci dereceden muhatabı olan Öcalan’a uygulanan tecride ve askeri-siyasi operasyonlara karşı silahların karşılıklı olarak susması, KCK adı altında sürdürülen operasyonların sona erdirilerek siyasi tutsakların salıverilmesi, tecrit politikasına son verilerek müzakere ile çözüm yollarının aranması taleplerini sahiplenmek…Kürt ulusal demokratik hareketinin bugün bölgede edindiği güç ve pozisyon, emperyalizm ve gericiliğin planlarını bozacak en önemli gücün hakların örgütlü mücadelesi olduğunu bir kez daha göstermiştir. Şimdi ülkenin ve bölgenin demokratik, barışçıl geleceğini kurmak için halkların birleşik mücadelesini örgütleme zamanıdır.

www.evrensel.net