Harvey: O kadar yoksullar ki kasabayı terk etme şansları yok

Harvey: O kadar yoksullar ki kasabayı terk etme şansları yok

Çeviri: BBC News Rockport'tan James Cook'un Harvey Kasırgası sonrasındaki izlenimleri

James Cook 
BBC News Rockport

Harvey Kasırgası arasında yağmurdan boyası saçılmış kırmızı, beyaz ve maviden oluşan bir renk kümesi takılıyor gözlere.

Bu, yarısı, yere düşen yeşil yaprakların arasına gizlenmiş dumanı üstünde, yağmurdan ıslanmış bir Amerikan bayrağı.

Birkaç adım ötede 44 yaşındaki Judie McRae, römork evinin aldığı hasarı inceliyor.

Judie’nin ömrünün yarısından fazlası burada geçmiş. Bunun, yaşadığı ilk kasırga olduğunu söylüyor. Kasırga olduğunda yatağının üzerine çömelip kalmış ve uyuyamamış.

O, böyle bir şeyi bir daha yaşamak istemiyor.

“Yalnızca çatının her an uçacağını hissettim” diyor. Kasırga halkası doğrudan kafasının üzerinden geçtiğinde sadece birkaç dakika kesilen korkunç bir “çatlama ve gıcırdama” sesi duymuş...

“Yalnızca küçük iki pencere kırıldı. Bu anlamda çok şanslıyım.” Aslında şanslı. Çünkü üç komşusunun evi harabeye dönmüş durumda. Sac levha bükülmüş ve yalıtım köpüğü ağaçlara asılı kalmış. Kitap ve giysiler yağmurdan sırılsıklam. Toz mavisi römork ev tamamen çökmüş, ağaçtan iskeleti parçalanmış ve ortaya çıkmıştı.

Biz hasar durumunu incelerken genç bir adam yaklaşıyor yanımıza. Altüst olmuş bir durumda. Bize ev sahibinin evde olup olmadığını, içerisini kontrol edip etmediğimizi soruyor. “Etmedik” diyoruz.

Bağırıyor: “Dan, orda mısın?

Dan’in bulunmasına yardım etmek için enkaza tırmanıyoruz. Kayıp adamın eşyalarının üzerinde yürüyoruz özen göstererek; ancak evde kimse yok.

‘KORKUNÇTU’

Judie bu arada iki komşusu için endişeleniyordu. “Bunlar, fırtına çıkmadan kısa bir önce evlerinden ayrılmışlardı ve hâlâ da dönmediler. Evlerinin yıkıldığından haberleri yok. Evlerine bakmaya gelmediler.” 

Özellikle de iki römork ötede yaşayan yaşlı kadın için kaygılı.

“Parası yok. Bu onun eviydi ve kasırgadan önce de eve benzemiyordu zaten; bu yüzden...” sesi kısılıyor Judie’nin. Sanki cümleyi tamamlamak gereksiz, umut yok dercesine... 

Bu arada 56 yaşındaki Robert Zbranek, Rockport sahilinde fırtına sırasında yerinden kurtulan teknesini rıhtıma demirlemeye çalışıyor. 

Yanında da küçük bir yelkenli tekne su altında kalmış.

Robert, teknenin onun evi olduğunu söylüyor. Kasırga gövdeyi parçalayıp süpürüp götürürken içindeymiş. Saatte 215 kilometre (130 mil/saat) hızla 1961’den bu yana Teksas’da yaşanan en güçlü fırtına bu. Fırtına çıktığında dışarı çıkmak ve büyük bir mücadele ile, korunak olsun diye bir kamyonun arkasına park ettiği arabasına sığınmak zorunda kalmış.

Arabanın içinde de kendini güvende hissetmediğini söylüyor. “Araç güçlü rüzgarla yerden havalandı; ama yine de işe yaradı.”

-Neler hissettin? 

-“Korkunçtu!” (Gülüyor.)

Onun bu tepkisi üzerine “Bazı insanların akıl sağlığı kontrol edilse iyi olur” diyorum.

“Ben delirdim; biliyorum,” diyor gülümseyerek. “Belki ikinci, belki üçüncü derece. Tamam kabul ediyorum; araba bir uçak gibi uçmadı; ama fırtına kesinlikle yırtıcıydı.

Ekliyor: “Biraz tamir gerektirse de en azından benim hâlâ bir evim var.”

Robert ile konuşurken 56 yaşındaki arkadaşı Craig Hack geliyor yanımıza. O da küçük teknesinden sağ salim çıkmış. 

Nasıl olduğunu sorduğumda, “Geminin direğini kaybetmeme ramak kalmıştı,” diyor kahkahayla. “Bir de beynimi...” 

Her iki adam da oradan ayrılmadıklarını; çünkü evleri olan teknelerini ve araçlarını bırakmak istemediklerini dile getiriyor. Onlar gibi maddi kaybı olan çok sayıda insan vardı. Sigortaları da yoktu.

“Yaşam zor burada”

Bu kıyı kasabasında yaşananlar tanıdık aslında: İki yakasını bir araya getirme mücadelesi veren ve sonunda kendi kaderine terk edilen halk öyküleri.

 

Rockport, Amerikan iç savaşından sonra (1861-1865), sığır eti kesimhanesi ve et paketleme limanı olarak kurulmuş. Jeolojik yapısından dolayı, zemin kayalık olduğu için Rockport (kaya limanı) adını alan kasaba, komşusu Fulton ile birlikte önce sığır eti ticareti ve sonra balıkçılık ve karides avcılığı sayesinde uzun yıllar gönenç bir hayat sürmüş.

20. yüzyılda bir başka geliri daha varmış: Turizm. Kasaba hâlâ, tekne gezisi yapmak ve kuş gözlemek isteyen insanlarca ve turnaları, sinek kuşlarını izleme düşkünü kuş bilimcilerce ziyaret ediliyor; ancak görünen o ki bu turistlerin getirdiği dolarlar, bu limanın sakinlerinin ya da onun ormanlık banliyölerinin yoksulluğuna çare olmamış.

 “Hardscrabble” (kıt kanaat geçinen) Amerikalıların Rockport gibi yerleri tanımlamakta kullandıkları bir sözcük. 2010’de yapılan sayıma göre nüfusun ezici bir çoğunluğu (yüzde 88.7) beyazlardan oluşuyor. 2016 başkanlık seçimlerinde kasabanın geneli Donald Trump’a oy vermiş.

“Yaşam zor burada” diyor Judie MacRae. “Şimdiye dek olmadığı kadar...”

İyi haberler de var aslında. Judie kayıp komşusu Dan’in kasırgadan kısa bir süre önce akrabaları ya da arkadaşlarıyla kasabadan ayrılmış olabileceği kanaatinde.

“Tanrı bizimleydi” diyor hayatta kalmasını kastederek göz ucuyla çevresindeki yıkıma bakarken. Ancak sesinin tınısından anlaşılıyor; bundan da çok emin değil. Kasabadan ayrılamamış. Buna ne maddi olanakları elvermiş ne de gidecek bir yeri varmış.

“Kasaba dışına çıkamadım; meteliksizdim. Eve dönmek zorunda kaldım... Anlarsınız ya!” “Bizler, burada yaşayanlar emeği ile geçinen yoksul insanlarız. İşçiyiz biz.”

“Restoranlarda sizlere hizmet eden ve çöpünüzü toplayan insanlarız. Yaptığımız iş bu bizim. Paralı insanlar değiliz yani.” Ve hüzünlü bir gülümsemeyle ekliyor: Amerikan rüyası için mücadele ediyoruz.” 

www.bbc.com’dan çeviren: Hilal Ünlü

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Eylül 2017 07:44
www.evrensel.net