Sokakta, tek başına

Sokakta, tek başına

Dışarı çıktığında sıcak havadan ötürü nefesinin sıkıştığını duyumsadı Ayşa. Yine de babasının isteğini ikiletmedi. (Fotoğraf: Ayşegül Kaycı)

Alper KAYA

“Ayşa, çık da evin önünü süpür kızım!” diye bağıran babasını ikiletmeden, süpürgeyi eline aldığı gibi sokağın yolunu tuttu küçük kız. Büyükçe bir araç, ki kardeşi buna ‘minibüs’ demişti, evlerinin önünde durmuş; şık giyimli bir adam kapılarını çalmıştı. Bunun üzerine babası, kapının arkasındaki süpürgeyi işaret ederek Ayşa’dan evin önünü süpürmesini istemişti.
Dışarı çıktığında sıcak havadan ötürü nefesinin sıkıştığını duyumsadı Ayşa. Yine de babasının isteğini ikiletmedi. Ne zaman eve birileri gelecek olsa hep böyle yapardı zaten babası. Onun duymaması gereken şeylerin konuşulduğunu anlamaması zor değildi. Fakat bu adamların kim olduğunu, neden bu kadar sık geldiklerini anlamıyordu. Ne konuşulduğunu duymamasının da bunda payı vardı şüphesiz.
Araca baktığında, üstünde bazı yazıların olduğunu gördü. Okuma yazma bilmemesi ne kadar kötüydü! Kendisinden bir yaş büyük abisi olsa hemen okurdu… Okula başlayacağı günü iple çekiyordu Ayşa. Sokağı süpürürken sıklıkla hayal kurardı ve bu hayalleri, hep okulla ilgili olurdu. İlk olarak, abisiyle beraber okula gidip okuldan dönen kız çocuklarının önlüklerinden giydiğini düşünürdü. Kendisini o önlükleri giymiş bir şekilde düşününce de içi içine sığmazdı!
Bunun haricinde, okuma yazmayı öğrenme fikri bile bir üst sokak kadar uzak geliyordu ona. Birkaç kez babasıyla kaldıkları mülteci kampından dışarı çıkmışlar da aklı uçacak gibi olmuştu! Fakat bir yıl olmadan, bir eve çıkmışlardı. Babası, mülteci kampına dışarıdan gelenlerin pek de iyi niyetli olmadığını söylemişti sadece.
Ailecek çıktıkları ev ilk başta çok iyi değildi. Ancak annesiyle beraber evi tertemiz yapmışlar, babası da birkaç odayı boyayıp evi yuva hâline getirmişti.
Şimdilerde, huzurla içinde oturdukları evi döküntüden ufak çaplı bir huzur hanesine emek harcayarak dönüştürmüşlerdi. Abisi de bu esnada okula başlamış, Ayşa’nın ufak çaplı kıskançlık krizleri bu esnada patlak vermişti.
Kim olduğunu bilmediği adamların gelip gitmeye başlaması da bu sıralara denk geliyordu. Her seferinde farklı bir araçla gelip gidiyorlar, babası hep daha çok kızıyordu. Bunları düşündükçe ne konuştuklarını daha da merak etmeye başlamıştı. Sokağı aşağıdan süpürmeye başlayıp, eve doğru yanaştı.
Adamlardan birisi, babasına alçak sesle konuşmasını söylüyordu. Türkiye’ye geleli iki yıl olmuştu ama Ayşa da, ailesinin kalanı gibi Türkçeyi hızlıca sökmüştü. Zaten sokakta konuşulan dil çok kapsamlı değildi. İlk zamanlar onlardan önce gelen bazı ailelerin, kendisiyle yaşıt çocuklarından Türkçe öğrenmeye başlamıştı fakat ilk öğrendiği kelimelerin bilmediği küfürler olduğunu öğrendiğinde bundan vazgeçmiş ve mülteci kampına haftada iki gün gelen Türkçe öğretmeninin derslerine katılmaya karar vermişti. Bu sayede hem kendisi dili öğrenmiş, hem de annesi ve babasına öğretmişti. Babası, öğrendiği çat pat Türkçe sayesinde iş bulmuş ve mülteci kampından kurtulabilmişlerdi.
Yolu süpürmesi bitmek üzereydi. Zaten toz toprak içinde olan sokağı neden süpürdüğünü sorgulamaya başlamıştı ki evin kapısına kadar yaklaştığını fark etti. Babası artık iyiden iyiye kızmış, adamları tersliyordu. Öyle ki, çok kızdığı zamanlarda yaptığı gibi Arapça küfürler savurmaya da başlamıştı. Ayşa iyiden iyiye meraklandı. Elindeki çalı süpürgesini aheste aheste sallayarak evlerinin dış kapısına, en azından konuşmaları duyacak kadar yaklaştı. Babası, “Benim sizin yurdunuza verecek kızım yok!” diye bağırarak konuşmalarına nokta koymuştu. Adamlardan birisi, tekliflerini bir daha düşünmesini söyleyecek olduysa da okkalı bir küfür yedi ve dönüp gitmekten başka çarelerinin kalmadığını anladı.
Adamlar gittikten sonra, duyduğu şeyi kafasında ölçüp biçtikten sonra ağlamaya başladı sokağın ortasında Ayşa. Babası, uzaklaşmakta olan minibüse bakarken bir anda kızına dönmüştü. Elindeki süpürgeyle yolun ortasında ağlayan kızına yaklaşıp yüzünü ellerinin arasında, sevecen bir şekilde tuttu adam. Küçük kız, okula gitmesine neden izin vermediğini hıçkırıklarla yarı Arapça yarı Türkçe kelimelerle sorduktan sonra babası gülümseyerek ayağa kalktı. “Gideceksin elbette, ama onlarınkine değil…” diyerek eliyle ufukta kaybolan minibüsü gösterdi. “Nasıl biliyorlarsa, paraya ihtiyacı olanları biliyorlar…” diye homurdandıktan sonra kendisini anlamayan kızına gülümsedi. Eğilip, gözlerinin hizasına bakarak konuştu: “Sen okuyacaksın, ben de bunlara el pençe olmayacağım kızım. Arkadaşlarının geçen yıl gittiği yurdu hatırlıyor musun?” Ayşa’nın kafasını sallamasının akabinde “Bu adamlar o yurtların yetkilileri…” diyerek açıklamasını tamamladı. Ayşa eliyle ağzını kapatıp, artık geriye bir toz bulutu kalan aracın izine baktı. Arkadaşları, o yurtta yanarak ölmüştü.

 

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Eylül 2017 05:17
www.evrensel.net
ETİKETLER Alper Kaya

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.