Türkiye pasaportunu vermedi, Fransa onur nişanı verdi

Türkiye pasaportunu vermedi, Fransa onur nişanı verdi

El konulan pasaportu geri verilmediği için ödülünü almaya gidemeyen Yazar Aslı Erdoğan, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat'a konuştu.

Fatih POLAT
İstanbul

Yurt dışına çıkış yasağı mahkeme kararı ile kalkmış olmasına rağmen, el konulan pasaportu kendisine verilmediği için ödülünü almaya gidemeyen Yazar Aslı Erdoğan, "Bu bir psikolojik işkence. Çok ağır bir işkence" diyor. Erdoğan, yeni bir haber olarak da, Fransa'nın en yüksek onur nişanı olan Legion d’Honneur'a layık görüldüğünü de açıkladı.

Özgür Gündem gazetesinin Yayın Danışma Kurulu üyesi olduğu için tutuklanan ve serbest bırakılmasının ardından, son duruşmasında hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı da kaldırılan Aslı Erdoğan buna rağmen Almanya'da kendisine verilecek olan ödülü almaya gidemiyor. Bu duruma dair konuşmak için bir araya geldiğimiz Aslı Erdoğan'a önce, "Yurt dışına çıkış yasağın kaldırılmış olmasına rağmen, ödülünü almak için gidemeyeceğine dair haberler, 'pasaportuna el konuldu' cümlesi ile birlikte yansıdı. Bu durum tam nedir?" diye soruyorum.

YASAK KALKTI AMA PASAPORT VERİLMİYOR

Yanıtı şöyle: "Polisler benim evime baskına geldiği gün pasaportuma el koymuştu. Ardından da tutuklanmıştım. Yani 1 yıl kadar önce. El koydukları zamanda pasaportumu kestiler. Daha sonra o pasaport benim kimliğim olarak cezaevine gitti ve çıkarken aldım. Ondan sonra da polis beni aradı ve yurt dışına çıkış yasağı konduğu için pasaportumu istedi. Ben de 'Pasaport zaten fiziksel olarak iptal edilmiş, neden tekrar istiyorsunuz? Şu an veremem, çünkü nüfus kağıdı çıkarmam lazım. Bana iki hafta verin' dedim. Emniyet müdürü ile konuşup, ondan sonra 'Tamam' dediler. Ben de iki hafta sonra Emniyet'e giderek pasaportu teslim ettim. Polis de bana bir belge verdi ve 'Yurt dışı yasağın kalktığında gidip Vatan'dan bu belge ile alacaksın' dedi. Sonra haziran ayının yirmi ikisinde mahkeme kararı ile yurt dışına çıkış yasağım kalktı. Temmuz sonlarına doğru Vatan'a gittik ve polis 'Mahkemeden belgeyi bizim de görmemiz lazım, bize bir yarım saat verin' dedi. Yarım saat sonra aynı polis, 'Sizin pasaportunuzun iptaline dair bir karar var. Bu karar kaldırılmamış' dedi. 'Peki bunu kim kaldırabilir?' diye sorduk. 'Biz kaldıramayız, mahkeme yapabilir' dedi. Ve geçen hafta gazetenin avukatı Özcan Kılıç beni aradı ve 30 Ekim'deki celsede bunun görüşüleceğini söyledi."

AVUKATI MAHKEMEYE BAŞVURDU

Ve Aslı Erdoğan'ın anlattığı bu tablo üzerine Avukatı Özcan Kılıç, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na, "Mahkemeniz tarafından verilen pasaport iptali kararının geri alınması-kaldırılması talebidir" diye başlayan bir başvuruda bulundu. Kılıç, 23.11.2016 tarihinde 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından müvekkili Aslı Erdoğan'ın pasaportunun iptaline karar verildiğini ve emniyet müdürlüğünün de pasaporta el koyduğunu hatırlattığı başvuru yazısında, yine 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 22.06.2017 tarihinde müvekkili hakkında yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına karar verdiğini dile getirdi ve ekledi: "Bu karar üzerine müvekkil ile birlikte başvurduğumuz İstanbul Emniyet Müdürlüğü Pasaport Şube Müdürlüğü yetkilileri, müvekkil hakkında yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması kararının sisteme işlendiğini ancak mahkemenizin vermiş bulunduğu pasaport iptal kararı nedeniyle, pasaportunun iade edilemeyeceği ve dolayısıyla yurt dışına çıkışının mümkün olmadığını bildirmişlerdir. Mahkeme ve yargı kararlarını yok sayan ve idarenin tek taraflı ve hukuka uygun düşmeyen uygulamalarının dayandırıldığı 667 sayılı KHK'nin bütünü ile, kararnamede yer alan kuralların niteliği ve uygulanış şekli, temel hukuk kuralları ile Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kurallarına açıkça aykırı niteliktedir."

Avukat Kılıç, başvurusunda tüm bunlardan hareketle, 23. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'ndan, müvekkilinin pasaportunun iptal kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etti.

Aslı Erdoğan'a yaşadığı bu durum ve ödülünü almaya gidemeyecek olmasına dair duygularını soruyorum. Yaşadıklarından yorulmuş ve bir hayli yıpranmış olduğu belli olan bir ifadeyle devam ediyor: "Sadece bir ödül değil ki, ben bugüne dek zaten 5 ödülü almaya gidemedim. Hatta birinde, İsveç PEN'in  Tucholsky ödülü verildiğinde cezaevindeydim. Ondan sonra Avusturya Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü. Almanya Theodor Heuss ödülü. En önemlisi ve en kırıcısı Avrupa Kültür Vakfı Prenses Margriet Kültür Ödülü'ne gidememek oldu tabi. 22 Eylül'deki törenle verilecek olan Erich Maria Remarque Barış Ödülü. Onun dışında, Deniz Yücel ile paylaştığımız Almanya’nın basın özgürlüğü ödüllerinden Sparkasse Leipzig Medya Vakfı’nın verdiği Basın Özgürlüğü ve Medyanın Geleceği Ödülü var. Bir ödül daha var ama inanır mısın detaylarını hatırlamıyorum."

Aslı Erdoğan, ödül törenleri dışında, Frankfurt Kitap Fuarı'na ana konuşmacı olarak davetli olduğunu, ayrıca Gothenburg Kitap Fuarı'na davetli olduğunu hatırlatıyor. "Davetli olduğum ve kaçırdığım festivallerin sayısı en az 30-40 arası" diye de ekliyor.

FRANSA'DAN ONUR NİŞANI

Aslı Erdoğan, aldığı ödülleri sıralarken yeni bir haber de veriyor: "Bunu da basından ilk sana söylüyorum. Daha da önemlisi Fransa'nın en yüksek onur nişanı olan Legion d’Honneur aldım. Yani Fransa Hükümeti beni şövalye ilan etti. Üç hafta önce konsolosluğa çağırıp bildirdiler. Yazıyı verdiler. Ben de 'Lütfen parlamentodan resmi bir davet çıkartın. İş buraya geldi' dedim."

Ben de, "Gerçi onlar şu anda Türkiye cezaevindeki gazetecilerini çıkartamıyorlar" diye araya giriyorum. O da, "Çok büyük bir şey istemedim ben ama. En azından bir davet. Oraya gidemezsen Fransız üst düzey yetkililerin buraya gelip vermesi lazım. Rezalet üstüne rezalet." diye devam ediyor.

'BU ÇOK AĞIR BİR İŞKENCE'

"Tüm bunlardan sonra kendini nasıl hissediyorsun?" diye soruyorum. Şu yanıtı veriyor: "Çok iyi değilim açıkçası. Pek çok travmayı art arda yaşıyorum. Ünlü olmak da bir travmadır. Basının önüne atılmak. Her şey bitti, çıktım derken, 'Yo', diyorlar, 'Bitmedi. İstediğimiz an, kedinin fareyle oynadığı gibi oynarız senle'. Adalet Yürüyüşü'ne katılıyorum, 'Aman ne yaptın, çok kızdı sana gene'. Niye katılmayayım? Dostoyevsk'nin bir lafı vardır, çok severim ve çok doğrudur, 'En büyük kötülüğü yaptığımız insanlardan bir de üstüne nefret ederiz.' 

Bu bir psikolojik işkence. Çok ağır bir işkence. Bana, açlık grevi ya da intihardan başka bir seçenek bırakmayacaklar mı?"

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Ağustos 2017 12:31
www.evrensel.net