Sulukule'den yükselen isyan: Tahribad-ı İsyan

Sulukule'den yükselen isyan: Tahribad-ı İsyan

Tahribad-ı İsyan'dan VZ, Asil ve Zen-G ile Sulukule'de bir araya gelip grubu, müziklerini ve Sulukule'yi konuştuk.

Sulukule'nin, bütün bir mahallenin, her yerden getirdikleri kültürleriyle yaşayan mahallelinin üzerine yükseliyor siteler, binalar. Yıkılan evlere benzetilmeye çalışılmaları ise büyük ironi. Ve tabii ki yola bakan evlerin kapılarına iliştirilmiş "bizi birbirimizden ayıran dikenli teller".        

Böylesi bir yıkımın, "yenileme"nin, yerinden edilmenin ortasında doğmuş Tahribad-ı İsyan. Her genç gibi ekonomik ve sosyal olarak dışlanmışlıklarına, eğitim sistemine, evlerini yıkan kentsel dönüşüme, işçi cinayetlerine isyanları var. Biz de VZ, Asil ve Zen-G ile Sulukule'de bir araya gelip grubu, müziklerini ve Sulukule'yi konuştuk.

Biraz kendi hayatlarınızdan bahseder misiniz ?

Zen-G:Ben üniversitede dış ticaret okudum, iki yıllık bitirdim. Şimdi DGS’ye girdim iki yıl üstüne okumak, 4 yıla tamamlamak için. Aynı zamanda dövme yapıyorum. Son bir haftadır her gün yapıyorum neredeyse. Arada kendi demo şarkılarımızı kaydediyoruz. Burada doğup büyümedim; Zeytinburnu’nda doğup büyüdüm ama 2008’den beri Sulukule’deyim.

Asil: Ben de hâlâ liseyi birtirmeye çalışıyorum. Sanırım seneye bitecek. Onun dışında atölyeler yapıyorum. Geçimimi oradan sağlıyorum. Ben Trabzon’da doğdum, daha bir yaşını doldurmadan Sulukule’ye taşındık. Anne tarafım Trakyalı. Baba tarafım Karadenizli. Ama ben daha çok Romanların içinde büyüdüm.

V.Z.: Ben de Adana’da doğup büyüdüm. Ortaokula kadar oradaydım. Sonra İstanbul’a geldim. Dans etmeye başladım. Ardından rap geldi. Şu an çalışıyorum; tezgahtarlık yapıyorum. 

‘YILLARIN BİRİKİMİNİ GÖSTERMEK’

Biraz da grubun hikayesini dinleyelim. Nasıl bir araya geldiniz?

2007’nin sonu, liseye ilk başladığımız zamanlarda “Asil” ile tanıştık, aynı sırayı paylaştık bir yıl boyunca. O sırada bir şeyler yazmaya başladık birlikte. Her şey kendiliğinden gelişti: grup kurduk, sonra da aile olduk. 2008-2009 senelerinde Veysi ile tanıştık. Hasan vardı birzim arkadaşımız. Onlar da birlikte aynı okulda okuyorlardı. 4 kişilik bir grup olduk fakat Hasan’ın oyunculuk işleri ağır bastı ve 3 kişi olarak devam ediyoruz artık.

Sahnede olmak sizce nasıl bir his?

Sahnede olmak bizim için; yılların birikimini kusmak ve içinde beslediğin bir şey vardır ya onu göstermeye çalışmak. Kendimizi en rahat hissettiğimiz yerlerden biri sahne çünkü insanlarla orada iletişime geçiyoruz. Şarkıları yazıyoruz, kaydediyoruz ve yazdıklarımıza tepkilerini sahnede görebiliyoruz, enerjilerini hissediyoruz.

MÜZİK: EN ÖNEMLİ SİLAH

Şarkılarınızda çok fazla öfke hissediliyor. Sizin şarkılarınızda farklı olarak sadece varolan sorunlara öfkeyi belirtmek değil aynı zamanda değiştirip dönüştürmek üzerine de sözler var.

Müzik, birisine dokunmak istiyorsan çok önemli bir silah aslında; çünkü direkt duygulara temas ediyor. Bütün sanat dalları aslında insanları yakından etkileyebiliyor ama müzik daha farklı. Anlattığımız hikayelerin hepsi gerçek. Belki şu an bize bu isyanı ettiren koca godaman adamların fikirlerini değiştirmek biraz zor; ama en azından onların torunları, kuzenleri, evlatları bizi dinlerse ileride onlar için bir değişiklik olur. Belki biz kurtulamadık ama bizden sonraki neslimiz daha açık kafalı, daha objektif ve insancıl olurlar diye bu müziği yapıyoruz. Sonuçta birebir insanların fikrini değiştirmek biraz zordur. Biz bir şarkıyı dinlerken oradaki sözleri yaşadıklarımızla bağdaştırıyorduk. Şimdi biz de artık bu işi yapıyoruz ve bizden küçükler de bizim söylediklerimizi kendileriyle bağdaştırabilirler. 

Şarkılarda hissedilen öfke konusuna gelirsek; sonuçta yaşadığımız şehir kocaman ve herkes bin bir türlü şey yaşıyor burada. Yani bir şarkıyı sen dinlediğinde öfkeyi daha ön planda hissedersin, başka biri dinler biraz daha melankolik hissedebilir. Biz ne hissediyosak ve o anki birikmişliğimiz hangi konu üzerinde yoğunsa o şekilde çıkıyor şarkılar; bizim duygularımız ve hislerimizden.

Şarkılarınızda toplumsal bir eleştiri çok görülüyor. Eğitim sistemi sorunu, işçi cinayetleri, kentsel dönüşüm…Günümüze baktığımızda da gençlerin çoğunun bu sorunlara “yeter” dediği bir zamandayız. Bu konulardan bahsetmeden bir müzik mümkün müydü sizin için?

Aslında yaşadığımız kişisel detaylara ve kişisel sorunlara dayanıyor şarkılarımız. Tabi ki de mümkündü bunlara değinmeden müzik yapmak. Biz ilk başladığımızda ne söylediğimizi, ne söylemek istediğimizi bilmeyerek, sadece eğlenmek için başladık. İçinde bulunduğumuz zorlu şartlar bizim liriklerimizi doldurmaya başladı. Bunu bir terapi yolu gibi görmeye başladık bir süre sonra. İnsanlar da kendi hayatlarından bir parça gördüler. Yaşadığımız maddi, manevi sıkıntılardan hep beraber müzik yaparak kurtulduk, kaçış yolu aradık. Bu sebeple şarkılarımızın içeriği dolu. Bir de yıllardır yaşanan bir sorun var: ayrımcılık. Dışlanmışlık ve ayrımcılığa sessiz kalamazdık.

ÜRETMEK İÇİN DİNLEMEK

Şarkılarınızın sözlerine baktığımızda dil hem ince hem de çok hayattan, insanlara dokunan bir yerden. Şarkılarınızı yazarken nereden besleniyorsunuz?

Şarkılarımızı iyi bir dinleyici olarak, iyi bir okur olarak, gözlemci olarak ve bir şeyi nasıl anlatacağımızı bilerek yazıyoruz. Sonuçta bizim işimiz kelime oyunu, kelime sanatı ve konuşma sanatı. Hiç okumadan, dinlemeden bu şekilde yazıp çizemezdik. Bu zamana kadar hep dinlediklerimizden, iyiyi ve kötüyü ayırt ettik. Kendimize örnek aldığımız çok iş var.

Rap’in çıkış noktası Amerika. Amerika'nın doksanlarda ve iki binlerde çıkan rap parçalarının çoğunun özelliği eleştiriye dayanması.

Yabancı rap parçalarını da türkçe rap parçalarını da dinlediğimiz oluyor. Bizim dışımızda, tamamıyla alakasız kitaplar okuduğumuz da oluyor ve hepsi bizi çok etkiliyor. Tanıştığımız yeni bir insandan öğrendiğimiz bir şey bile bizi çok etkiliyor. Yani üretmek kesinlikle dinlemekten geçiyor.

Bir dergi kapağında görebileceğimiz bir sözden ya da sevdiğimiz bir şarkıda duyduğumuz hikayelerden etkilenerek kendi hayat hikayemizi anlatıyoruz. 

“Hamam” şarkısının hikayesini biraz anlatır mısınız, ne anlatıyor?

2010’da yazılmış bir şarkı “Hamam”. Grubumuzun ikinci yılında çıkan bir şarkı. Sonrasında buralara geleceğini düşünmüyorduk çünkü o civarlarda yaptığımız ve kullanmadığımız çok şarkı vardı. Prodüktörümüz Murat Çeken’le beraber dinledik şarkıyı ve çok sevdi. “Oturalım yeniden yazalım” dedi çünkü eskiye nazaran biz biraz daha farklı şeyler yazmak istiyorduk. Tabi şu anda dinlediğinizden farklıydı şarkı, biraz daha underground’du.

Bu kadar genele oynamak bizim duruşumuza ters kaçtığı için protest bir tarafı oturup yazdık. Sahne akışını düşündük yazarken daha teatral olmasını istedik.

‘BİRKAÇ TABUYU YIKTIK’

Tanındıktan sonra hayatınız değişti mi? 

Eskiden metrobüste fotoğraf çekilmiyorduk, artık çekiliyoruz. Biz bu işe başlağımızda Sulukule bu kültüre çok yabancıydı. Bize satanist bile diyorlardı ama zamanla yaptığımız işe sarıldığımızı, ne kadar ciddiye aldığımızı onlara gösterdikçe, bir şeyler başarabildikçe Sulukule halkının saygısını kazandık. Onların çocukları bize hayranlık duymaya başladılar. Çocukları için bir çıkış yolu düşündükleri zaman bizle vakit geçirmelerine aileler izin vermeye başladı ama eskiden olsaydı bizim yanımıza göndermezlerdi. Çocuğun annesi cama çıkıp “Yeni klibinizde bizim çocuğu da oynatın” diyor. Birkaç tabuyu yıktık diyebiliriz. Bu işe yeni başlayan insanlar da mesaj atmaya başladı bize. Ancak hâlâ metro ve metrobüse biniyoruz, bu konuda bir değişiklik olmadı. 

ROMAN KÜLTÜRÜNÜ KORUMAK İÇİN ATÖLYELER

7 yıl önce Sulukule'nin dağıldığı zamanlarda roman kültüründe hip hop diye bir şey kimsenin aklında yoktu. Roman Kültürünü korumak amaçlı açılan atölyede dersler vermeye başladık. Hiç ummadığımız noktalara geldi olay çünkü çok yetenekli çıktı katılımcılar. Kendimizi öncü gibi hissetmeye başladık. Bize bir sorumluluk yükledi bu sefer. Kurtulmamız gerekiyordu ama şimdi daha çok gerekiyor çünkü arkamızda bizi takip eden, yollarını açmamız gereken birçok kardeşimiz var. Bu işten para kazanmak isteyen, hayatlarını kurtarmak isteyenlere bir şeyler veriyoruz. Bizden bir şey bekleyen birçok insan var. Çığ gibi büyüyoruz diyebiliriz. Bir şekilde umut oluyor. Bu da bizi manevi olarak doyuruyor; ne olursa olsun bir şekilde bir çocuğa dokunmak gelecekte en azından yapacağı yanlış bir hareketin önüne geçebilmek.

Atölyelerde dersler veriyorsunuz, bir şekilde Sulukuleli gençlerin ellerinden tutmaya çalışıyorsunuz. Nerelerde, neler yapıyorsunuz?

Yer aldığımız atölyeler 7 sene önce Sulukule’de başladı. Şu an o atölyelerimiz Çimen Ev’de devam ediyor. Çünkü Sulukule’deki atölyemiz kapandı. Yaklaşık iki yıl önce ASAM diye bir dernekte Suriyeli göçmen çocuklarla bir atölyemiz oldu. Aramızda dil sorunu olmasına rağmen, yaş farkımız olmasına rağmen onlarla ortak bir iş yapmaya başladık ve onları sahneye çıkarmaya başladık çünkü biz onlarla Sulukule'de bir yaşadıysak, onlar Suriye’de belki 100 yaşadılar, 1000 yaşadılar. Ailelerini kaybeden çocuklarla çalışıyoruz. Bu çocuklar ayrımcılıkla karşılaşıyorlar, okula gidiyorlar dışlanıyorlar; ama onların hiçbir suçu yok, onlar çocuk. Hip hop bize nasıl umut olduysa onlara da bir şekilde umut olabilir diye düşünüyoruz ve elimizden ne gelirse yapıyoruz onlar için. Şimdi ASAM’ın diğer derneği ile de başladık atölyelere. Eylül’de okullara gitmeye başlayacağız. Hiphop’ı gençlere doğru empoze etmenin peşindeyiz. Biz Hiphop’ın bize öğrettiğini, yine aynı yolla gençlere öğretmeyi amaçlıyoruz. Onlara bir şekilde sorumluluk sahibi olmayı, sahneye çıkıp özgüven kazanmayı, bir takım çalışması içine girebilmeyi ve ön yargısız herkese aynı şekilde objektif yaklaşabilmeyi öğretmek istiyoruz.

‘İYİ BİR HİPHOPÇI NASIL OLUR?’

Sadece söz yazıp dans etmek değil, “İyi bir hiphopçı nasıl olur?” sorusu bizim kendi doğrularımızı her zaman yineleyen bir şey. O çocuklarla her buluştuğumuzda biz o doğruların içinde kalmış oluyoruz ve oradan çıkmamız artık imkansız hale geliyor. Onlara doğru bir şey öğretmek için bizim doğru hareketler yapmamız gerekiyor. Orada öğretmeye çalıştığımız, göstermeye çalıştığımız şeyleri yeniliyoruz, tekrar tekrar öğreniyoruz biz de, üstünden geçiyoruz. Önemli bir şey bu bizim için.

Bir röportajınızda “Çocuklara hiphop öğretiyoruz ama aslında iyi bir insan olmalarını, toplumda yer almalarını öğretiyoruz.” demiştiniz.

Çünkü çocuklar hiçbir şey yapmak istemiyorlar, ders çalışmak istemiyorlar ama söz yazmak istiyorlar. İyi söz yazabilmeleri için onları kitap okumaya teşvik ediyoruz Yani Türkiye’de bütün hip hopçılar keş, serseri gibi göründüğü için aslında öyle bir kültür olmadı. O sözü yazabilmek için bayağı okuyup araştırmış ve görmüş olması gerektiğini biliyor. Bir serseriyiz ama dolu bir serseriyiz demeye çalışıyoruz aslında. Doğru serseri olabilmek olay. 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? 

Son olarak eklemek istediğimiz bir şey olarak şunu diyebiliriz; biz bu işe başladığımızda sadece inanarak başlamıştık. Hiçbir şey yokken, sıfırken sadece inanarak, bir şeylerin olacağına kendimizi inandırarak başlamıştık. Ve yavaş yavaş bir şeyleri başarmaya başladıkça demek ki isteyince oluyor diye düşünmeye başladık. Hiçbir gencin, hiçbir çocuğun hayallerinden vazgeçmemesini istiyoruz. Bu yazıları kim okuyorsa eğer, kime gidecekse, her zaman önünüze bir engel geldiğinde bir şekilde yanından, altından, üstünden geçmeyi bilin, o engel size bir şeyleri öğretecek. 

Aslında çok zor yerlerden geliyorsunuz, hem ekonomik olarak hem sosyal olarak çok dışlanmış yerlerden geliyorsunuz ve böyle bir sürü genç de var. “O engellerin üzerinden atlayın bir şekilde”diyorsunuz. Siz atladınız ama bu her zaman mümkün oluyor mu? 

Hayatta sen nereye adım atarsan at her tercihine göre sana farklı farklı sınavlar sunuyor bunu gerçekten istiyor musun diye. En ufacık bir sınavda vazgeçeceksen zaten bu işi yapma. Her şeyde bir engel çıkacak daha ilk engelde bırakırsan o yüzden ileriyi göremezsin. Sabretmek önemli, her türlü engeli atlatıyorsun istersen. Aileler de çok önemli. Onların ailesinin destek olması da çok önemli. En başta belki heves olarak gördüler ama sonra onların kararlı olduklarını fark edince de destek oldular. Başta çekiniyorlardı, korkuyorlardı. “Bizim çocuklarımız niye böyle garip garip hareketler yapıyor. Bu ne biçim müzik.” diyorlardı ama bir şeyleri başarmaya başlayınca; eve gidip, “anne ben Londra’ya gidiyorum” deyince, “aynı uçuşta fazla bilet var mı?” dedi bana. Bir şeyler olduğumu görünce daha farklı hissetmeye başladı annem. “Vay be Londra’ya gidiyor, bir şeyler başarıyor.” diye düşünmeye başladı. Bir süre yavaşlıyor, iş olmuyor. “Ne olacak böyle?” diyor sonra bir konser yapıyoruz “nasıl oldu, konser nasıldı?” diyor. Arada konserlerimize çağırıyorum annemi. “Düştüğünüz bir çukur yaşadığınız bir bataklık olabilir ama orada ölümü hayal etmektense orada yaşamayı başarmalısın. Bataklıkta deniz yatağıyla keyif de yapabilirsin. Önemli olan gözlerini kapatıp nerede olduğunu kendin hayal etmen. Yalnız olabilirsin ama sabredersen orayı senin gibi insanlarla da doldurabilirsin.” Eylül gibi yine mahallede bu zamana kadar birincisini ikincisini şimdi de üçüncüsünü düzenlediğimiz Sulukule Mahalle partisi geleneksel hale getirmeye çalışıyoruz. Şimdi üçüncüsünü yapacağız. Mahalleden de dışardan da katılım iyiydi. En son yaptığımızda 200 kişi katılmıştı. Birçok farklı kişi katılmıştı. Tiyatrocular, yerel halk hatta polis bile arada bakıyordu neler oluyor diye. 

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Ağustos 2017 09:03
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.