‘Dunkirk’ün saklanan hikayesi

‘Dunkirk’ün saklanan hikayesi

Ercüment Akdeniz Christopher Nolan imzasıyla gösterime giren İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan 'Dunkirk' filmini yazdı.

Ercüment AKDENİZ 

İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan filmlerde hep aynı hata yapılıyor. Üstelik bu ‘hata’ çoğu zaman bilinçli olarak ve tarihsel olgular tahrif edilerek yapılıyor. Buna göre savaşın “kötüler” tarafında Hitler Almanyası, “iyiler” tarafında ise diğer emperyalist devletler var! Christopher Nolan imzasıyla gösterime giren “Dunkirk” filmi de aynı ‘hata’yı tekrarlıyor. 

Nolan deyince insan haklı olarak şöyle bir duraksıyor. Zira Nolan demek “Akıl Defteri”, “Memento” “Inseption” demek; “Interstelar” ve üç bölümlük “Batman” serisi demek. Yeni jenerasyon da bu filmlere bayılıyor zaten. Ne var ki Nolan filmleri izleyiciyi perdede tutmakla birlikte -Gazete Duvar’dan Şenay Aydemir’in de yazdığı gibi- “Hikayeyi bir kenara itip seyircinin gözünü gösteriyle kamaştır”ıyor. “Dunkirk”teki esas mevzu da kenara itilen o hikayede saklı. 

BOZGUNDAN ‘ZAFER’ ÇIKARMAK

Savaşın ilk yılında Alman orduları batı cephesinde muazzam bir ilerleme sağlar. Soluğu Dunkirk (Fransızca Dunkerque) kıyılarında alan 400 bin asker toplu bir katliamla karşı karşıyadır. Saldırı emrini iki gün erteleyen Alman generaller adeta frene basmıştır. O nefes aralığında İngiliz, Fransız ve Belçikalı 338 bin asker tahliye edilir. Tahliye sürecine İngiliz sivil gemileri de katılmıştır. Tam da burada Nolan’ın filmi bir bozgundan “zafer” çıkartıyor ve İngiliz halkını -bizdeki “ordu-millet el ele” sloganına benzer- milliyetçi bir slogan etrafında toplanmaya çağırıyor. 

Oysa ki “Dunkirk”ün içinde cereyan ettiği savaş, bir paylaşım savaşıydı: Winston Churcill’in liderlik ettiği İngiltere de bu savaşın emperyalist bir tarafı. Ayrıca İngiliz emperyalizmi, filmde anlatılan vatan savunmasından ziyade; savaştan galip, kazançlı ve dünya lideri olarak çıkmanın derdindeydi. Churcill diplomasisinin savaşın başından itibaren Hitler’e ve bağlaşıklarına töleranslı yaklaşmasının nedeni de buydu. Nitekim onun bütün derdi birinci paylaşım savaşından devrimle çıkan SSCB Rusya’sını yalnızlaştırmak ve Nazi ordularını SSCB’nin üzerine sürmekti. Böylece Avrupa için sosyalizm tehlikesi ortadan kalkacak ve en nihayetinde Sovyetlerle boğuşmaktan yorulmuş Hitler’in tepesine binen İngiltere dünya lideri olacaktı! Ama kazın ayağı öyle olmadı: Sovyetler Berlin’e girerken kapitalist blok-ta liderlik ABD’nin eline geçti.

BOLŞEVİZMİ ZAYIFLATAYIM DERKEN

İngiliz emperyalizminin “masumiyetini” daha iyi anlamak için biraz daha geriye gidelim: Bilindiği üzere İtalya ve Avrupa’da faşizm 1922’den itibaren yükselişe geçti. Ardından 1925’te Locarno Antlaşması ile oluşan ittifak, Bolşevizm’e karşı emperyalist ülkelerin kendi  aralarındaki çelişkilere son verme çağrısı yaptı. Fakat Locarno ile çelişkiler azalmak bir yana daha da arttı. Üzerine 1929 ekonomik bunalımı eklenince, emperyalistler arasındaki çelişkiler bir dünya savaşına doğru evrildi.  

Sonuç olarak tıpkı 1. Paylaşım Savaşı’nda olduğu gibi; İngiltere, 2. Emperyalist Paylaşım savaşının da baş müsebbiplerinden biriydi. Savaşın acısını elbette zavallı erler ve halklar çekti ama bütün bunlar tekeller için basit birer istatistikten ibaretti. Ve nihayetinde Churcill’in “tilki kurnazlığı” Sovyet taarruzundan ve son anda savaşa katılan ABD ordusundan medet ummaya kadar geriledi.  “Dunkirk”ün son sahnesinde, bir gazete kupüründen okunan “Britanya direnecek: Yeni Dünya gelip Avrupa’yı kurtarana dek” mealindeki sözler de bu düşkünlüğün ifadesiydi: Dümeni son kez “Yeni Dünya”ya, ABD’ye kırmanın düşkünlüğü.

Milyon dolarlık bütçeler harcanarak ve tarihteki bozgunlar sanki bir zafermiş gibi gösterilerek peş peşe çekilen bu filmler; Avrupa’nın ve dünyanın geleceği için pek hayra alamet olmasa gerek... 

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.