Çocuklar Duymasın mı ortak paydamız?

Çocuklar Duymasın mı ortak paydamız?

Ayşen Güven, ekranlarda tekrardan yer bulan ve ilk bölümden tartışmalara neden olan Çocuklar Duymasın dizisine ilişkin yazdı.

Ayşen GÜVEN

Her gün bir öncekine rahmet okuturken, dört mevsimden her biri de yolunu şaşırmış serseri mayınlar gibi esecekken yağıyor, yağacakken kavuruyor. Memleketin hali ahvali normalini bu kadar yitirmişken de mevsimden normal beklenmiyor. 

Doğrusu yaşam savunucuları ve bilim insanları, dünya gaz ve toz bulutuyken değilse de bizi uzun zamandır uyarıyor. Mesela ozon tabakası delindiğinden beri, mesela ormanlar yandığından, zeytinliklere göz dikildiğinden beri, mesela siyanürle altın aramaya kalkışıldığından, HES’lerle koca Karadeniz’i kavurduklarından beri. Yer de gök de yarılır, doğa öfkeden kusarken, felaketler geçiyor üstümüzden bildiğiniz gibi. 
Çoğunuzun “amannn sıkıldık bu ilklimler değişiyor muhabbetinden” dediği günlere dönüp utançla baktığını görüyor gibiyim. Amma velakin kalan tek tük ağaçların da gölgesini satacak pazar bakan kapitalizmin bugünkü İslam soslu sermaye gövdesi, İstanbul’u görkemli bir şantiyeye dönüştürürken suya akacak yatak da bırakmadı. Hal böyle olunca payımıza okyanuslara, denizlere açılmak yerine çamur bulanıklığıyla sokakları işgal eden yağmur sularında yüzmek düştü. Ha bir de gri körü olmak…

Böylece tarihi, insanları, anıları ve ağaçları kökünden sökülen İstanbul, bugüne kadar estetiğin, sanatın, yeşilin, mavinin tamamını harmanladığı büyüsünün yerini korkulu ve maalesef gerçek bir distopyaya bıraktı. Artık her şeyin çimentodan yapıldığı bu şehirde hafriyat kamyonları, dozerler, önlemsiz inşaatlar, sadece pamuk ipliğinde iskelelerde şehrin manzarasına bakan inşaat işçileri yetmezmiş gibi iş cinayetleri, kent cinayetleri, hafriyat kamyonlarıyla daha da çok can alan trafik canavarı kaldı. 

‘O HAFRİYAT KAMYONLARI OLMASA…’

Tam olarak şehre nereden baktığını anlayamadığımız senaristler ve yapımcılarsa “Yeni Türkiye”nin bile savunamaz hale geldiği kentsel dönüşümü dizilerinde övecek kadar arkaik bir çağda kalmış görünüyor. Çocuklar Duymasın’da Haluk’un, “O kamyonlar olmasa sen öyle evlerde oturabilir misin ha! Alttan ısıtma, üstten soğutma olsun, yok depreme dayanıklı olsun. Eski evleri yıkalım, yenilerini yapalım. O olsun, bu olsun ama hafriyat kamyonları olmasın. O hafriyat kamyonları olmadan kentsel dönüşüm nasıl olacak? İnşaat sektörü ne olacak? İnşaat sektörü durursa kaç aile işsiz kalacak biliyor musunuz? O hafriyat kamyonlarının şoförleri de meraklı değil sizin o sosyetik sokaklarınızda, dar sokaklarda direksiyon sallamaya. Ama mecburlar. Ekmek parası peşinde koşuyorlar” demesi aslında o karakterin daha en başında çizildiği, maço, eril, muhafazakar, feodal ve paralı haliyle çelişmiyor. Bana kalırsa bu dizi iddiası açısından tam olması gerektiği yerde. Haluk hep böyleydi; düzenci, statükocu aslında Recep İvedik’in evrimin ikinci halkasındaki hali denebilir.  

Yani ne Çocuklar Duymasın ne Haluk bizi hayal kırıklığına uğrattı. Gelgelim iktidarı sevindirmek adına, uzun boylu binaları, beton parkları, beton meydanları, beton evleri başımıza beton yağmasına ramak kala savunmak bu karanlık iktidar için bile geri olabilir. Efendim şunu diyorum kentsel dönüşüm propagandasının bu versiyonu hani CD’ler gibi devrini kapattı. Onlar bile yeni argümanlarla temcit pilavını önümüze getiriyor. Size bu bakımdan geçmiş ola. 

Tabii madem öyle üzerine bu kadar laf etmeye değer mi diyebilirsiniz. Bunu düşünmedik değil zaten bu her rengi alırım yayıncılığı kafasından umudumuz da yok! Doğrusu umudum sende izleyici. Neye inanırsan inan şimdi o televizyonu kapat. Bir süre açma. Gel İstanbul’un korularından, hanımeli kokan sokaklarından, altında öpüşülecek yaz yağmurlarından, geniş caddelerinden, cumbalı ahşap evlerinden, ağaçlı parklarından, boğaz manzarasına henüz köprü konmamış günlerden konuşalım. Her şeyin gri, kapalı alanlara hapsedilmediği günlerden. Nefes alırken denizin yosununu duyduğumuz günlerden. Köşe başlarını akrep ve tomaların değil sokak tiyatrolarının tuttuğu zamanlardan. Şimdi çok uzak geliyor belki, belki fazla belki az söyledim. Ama bence bunları ve gerçekleri gösterecek yayınlar başlamadıkça gel biz bunları hatırlayalım, gelecekten alacaklıyız, bunları alalım. 

‘ORTAK PAYDA’ BUYSA!

Bu güzel sohbete sonra devam ederiz sevgili izleyici, dizinin yaratıcısı Birol Güven ne demiş ona bakmadan geçmek olmaz değil mi? Gel bu faslı oradan kapatalım. Eleştirilere cevabın dizinin yeni bölümünde geleceğini söylediğine göre Güven, bir kriz daha reytinge dönüşecek, anlaşıldı. Bir de demiş ki, “Çocuklar Duymasın bu ülkenin ortak paydasıdır”. Ben bu cümleye çok takıldım. Lütfen höt höt, kadınlara saygısız, dedemin dedesi kadar tutucu, şiddete meyyal kahramanınız ve diğerleri dizinizi kendi paydanızda sayın bari. 

Bu ülkenin ortak paydası güneşli yazlar, karla karışık yağmurlu kışlar, gözlerin alabildiğine renkleri seçtiği sokaklar, caddeler, parklar… Hepimizin aynı İstanbul manzarasına bakacağı kıyılar, orada yudumlanacak kahveler, sayılacak hatırlar, hatıralar… Ortak paydamız nefes alma ihtiyacı evvela belki bunu anlarsınız. Ortak paydamız bu yazıdan önce gerçek ve adalet için buluşan insanlarla gittiğim Çağlayan Adliyesi’ndeki Cumhuriyet Gazetesi davası, gazetecilik davası… 

Eğer griden gözünüz seçebilirse buyrun özgür, mavili, yeşilli, gerçekli, katliamsız, adil bir ortak paydada buluşalım. Yapmayın etmeyin sahiden başımıza taş yağacak! 

www.evrensel.net