Silivri’nin önü bir uzun alan!

Silivri’nin önü bir uzun alan!

Ayşegül Tözeren, Çağlaya Adliyesi'nde günlerce süren Cumhuriyet davasına ilişkin yazdı; 'Silivri’nin önü bir uzun alan!'

Ayşegül TÖZEREN

Bu yazı masa başında yazılmadı diye başladığımı hatırlıyorum bir yazıma.

Bu yazı da masa başında yazılmadı. Bu yazı, 178 gazeteci tutukluyken, Çağlayan Adliyesi’nde 19 gazeteci yargılanmaya başlanırken yazıldı. 12’si tutuklu! Bu yazı “Adalet Sarayı”’nın C kapısında “Hepsini istiyoruz” sloganının ilk atıldığı anda yazıldı.

“Hepsini istiyoruz!”

Bu yazı beton avluda beklerken… “Turhan Abi’yi getirmişler” derken. Sonra en son Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay tutukluyken düzenlenen özgürlük nöbetine Figen Yüksekdağ, Ferhat Encü ve Sebahat Tuncel’le geldiklerinde “merhaba” dediğim Gülistan Koçyiğit’le göz göze geldiğimde yazıldı. Bu yazı, milletvekillerine Ahmet Şık’ın annesi Fatoş Abla, Ahmet’e arkadaşlarına ‘Yemek getirmiş bak yiyebilirler mi’ derken yazıldı. O yemeği sokamadığımızda, duruşmanın ilk gününde kumanya da verilmediğini öğrendiğimizde yazıldı. Bu yazı, Necmiye Alpay’ın seksenlerin Mamak’ındaki tutukevi arkadaşı Selma Gürkan’a yine bir adliye bahçesinde sarıldığımda yazıldı.

Bu yazı, elindeki fotoğraf kimin diye sorduklarında yazıldı. Zehra Doğan’ın, o sadece haber yaptığı için, Nusaybin’i de çizdiği için hapiste dendiğinde… Bu yazı, Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının yargılandıkları günün sabahı Mustafa Balbay’ın fotoğrafını gördüğümde yazıldı. Balbay’ın yanında Alev Coşkun da aklıma geldiği, kendi kendime Ülkü Tamer’in dizelerini tekrarladığım anda yazıldı: “Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci? / Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.”

Bu yazı hapisteki gazeteci, hapisteki şair Güray Öz’ün şiirlerini okurken yazıldı: “Onulmaz yaralar / tükenir bir gün / yüzün sararmış kuru otlar gibi / gövden gökyüzü yorgun atların / dinlendiği yer midir şimdi gökyüzü” Bu yazı göğe bakabildiğimiz nadir anlarda yazıldı, şiirin ruhuna dönebildiğimiz…

Bu yazı, Perşembe günü yazıldı Turhan Abi. Cumhuriyet Kitap’ı elimize aldığımızda yazıldı. O gün hastaneden, ofisten, tiyatro sahnesinden, meclisten, mutfaktan koşup Adliye’ye geldiğimizde yazıldı, yere oturup, bağıra bağıra Cumhuriyet’i okumaya başladığımızda yazıldı. En iyi Defne Halman ve Nur Sürer okurken… “Bir gün uçacak mı İnci” diye sormak isterken ben… En çok Barış Yarkadaş okurken ıslanırken, ama çaktırmazken yazıldı. O gün herkesin afet dediği yağmurda yazıldı. Ben ona “özgürlük fırtınası” dedim, belki o anda yazıldı. Böyle deyince, yağmurda mahsur kalmayı bile sevdim. Bir de aynı delice yağmurda ıslanırken, aynı deliliği paylaştığımız kalpleri…
Bu yazı Adliye bahçesinde yere oturup gazete okurken yazıldı. Bu yazı tutuklu gazetecilerin geçmişte yazdıkları yazılarını okurken yazıldı. Bu yazı Adliye bahçesinde dünyanın ilk açık hava sergisini açarken, o sergide duruşmada yazarların konuşma yaparkenki duruşlarının çizimleri sergilenirken yazıldı.

Bu yazı umutlu tahliye beklerken yazıldı. Bu yazı Turhan Abi’nin tahliyesini duyduğumuzdaki sevinçte, tüm tahliyeleri duyduğumuzdaki sevinçte, bu yazı Ahmet Şık, Murat Sabuncu, Akın Atalay, Kadri Gürsel’in tutukluluğunun devamını duyduğumuzda, sloganlar atılmaya başlandığında yazıldı. 

Aslında bu yazı hiç yazılmamalıydı!

www.evrensel.net