Marksist açıdan Türk romanı üzerine

Marksist açıdan Türk romanı üzerine

Doç.Dr. Ulaş Başar Gezgin yazdı: Marksist açıdan Türk romanı üzerine...

Doç.Dr. Ulaş Başar GEZGİN

‘Marksist Açıdan Türk Romanı’ bugün eksikliğini duyumsadığımız yapıtlardan. ‘İşitilmedik Bir Vaka’ (Hüseyin Rahmi Gürpınar), ‘Çalıkuşu’, ‘Yeşil Gece’ (Reşat Nuri Güntekin), ‘Kuyucaklı Yusuf’, ‘İçimizdeki Şeytan’ (Sabahattin Ali), ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’, ‘Gurbet Kuşları’ (Orhan Kemal), ‘Onbinlerin Dönüşü’ (Samim Kocagöz), ‘İnce Memed’ (Yaşar Kemal), ‘Aylaklar’ (Melih Cevdet Anday), ‘Yılanların Öcü’, ‘Irazcanın Dirliği’,‘Onuncu Köy’(Fakir Baykurt), ‘Alinin Biri’ (Fahri Erdinç) ve ‘Hayal ve Gerçek’ (Mahmut Makal), Bulgaristan Türkü iki Türkologun (İbrahim Tatarlı ve Rıza Mollof) Marksist yazın incelemelerinin konuları oluyor.

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

Kitap, Hüseyin Rahmi için ilerici ve realist diyor. Evet, yazar, çoğu yapıtında, siyasal bilinçten yoksun gerçekçi bir yazar izlenimi verir; ancak kimi yapıtlarında bu tablonun dışına çıkıp daha siyasal portreler çizmeye başlar: ‘İşitilmedik Bir Vaka’ romanında, başkişi, ‘Nüzhet Ulvi’ adlı bir yazardır. Romanda, kendisine ‘sosyalist’ denmese de, o, sosyalist bir yazarın düşüncelerini yansıtır. 

Nüzhet Ulvi şöyle demektedir:

“Kanunlar, küçük bir azınlığın saadetini sağlamak maksadiyle yapılıyor. Çünkü umumun birden refahına ihtimal verilemiyor. İnsanların büyük bir çoğunluğunu, hemen hemen hayvanlarınkine yakın ağır, uzun emek şartları içinde çalıştırıp bunaltmak suretiyle, o küçük ve güzide azınlık, kendisine rahat, refah ve türlü sefahatlar temin ediyor. Kanunların, refahtan nasibi olmıyan insanlığın bir cefakâr çoğunluğunun çektiği zorlukları hafifletmiye uğraşır gibi görünmesi, ustalıklı bir kurnazlıktır.” (s.102)

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

Reşat Nuri Güntekin’e geçersek, Çalıkuşu’nun bir uzlaşmacı mutlu sonla bitirilmesi eleştiriliyor. Kitaba göre, asıl konu, kadının özgürlüğü sorunsalıdır; fakat bu konuda Güntekin ileri görüşlü olmaktan uzak. Feride, edilgen bir direnişçi; kitabın sonunda, yazar, Feride’yi böyle bir direnişe bile layık görmüyor; onu burjuvazinin kafesine geri kilitliyor. ‘Yeşil Gece’, Güntekin’in daha az bilinen bir romanı; ancak kitabın yazarları ve Nâzım Hikmet, bu kitabın toplumsal bilinç anlamında daha keskin ve dolu olduğunu düşünüyor. Kitabın Rusça baskısına önsözü Nâzım Hikmet yazmış. Kitap, eğitim sisteminde gericiliğe direnen idealist bir erkek öğretmenin öyküsü. Bu, Çalıkuşu’na fazlasıyla benzese de ondan çok radikal ve bilinçli. Ayrıca Şahin öğretmen, köylü kökenli. Nâzım Hikmet, Reşat Nuri’yle arkadaş olmadığını; ancak mahkemede kendisine idam cezası verileceği konuşulduğunda Reşat Nuri’nin sessizce ağladığını yazıyor. Öte yandan, ‘Yeşil Gece’, mülkiyet ilişkileri ve toprak reformu gibi konulara girmediği için eksik sayılıyor. 

SABAHATTİN ALİ, ORHAN KEMAL VE SAMİM KOCAGÖZ

Yazarlar, ‘Kuyucaklı Yusuf’u yaygın olarak bilinen nedenlerle öve öve bitiremiyorlar. Aynısı ‘İçimizdeki Şeytan’ için de geçerli. ‘İçimizdeki Şeytan’ın zamanın Almanyası’ndan destek alan Türk ırkçılarından devşirdiği kişilikler, oldukça gerçekçi. Sosyalist bir aydın, ırkçı bir kişilik ve ikisi arasında gidip gelen bir kadın... Bir diğer övgüyle anılan isim, Orhan Kemal. ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanının devamı niteliği taşıyan ‘Gurbet Kuşları’nda Orhan Kemal’e özgü başarılı işçi sınıfı yaşantıları betimlemelerine ek olarak siyasal olarak bilinçli kişiliklere yer verilmesi not ediliyor (s.130 ve 131).‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ romanında 1940’ların köylerindeki sömürü konu edilirken; ‘Gurbet Kuşları’nda köylüler kente göçmüştür ve 1950’lerin İstanbul’unda yeni insanlar ve olaylarla karşılaşırlar. 

Sökeli yazar Samim Kocagöz’ün ‘Onbinlerin Dönüşü’ adlı romanını, araştırmacılar, Türkçe’de ‘İçimizdeki Şeytan’dan sonra faşizm karşıtı en iyi roman olarak değerlendiriyorlar. Olaylar, 1936-1955 arasında İstanbul Üniversitesi eksenindeki aydın çevreler üstünden gelişir. Kitapta Türklük ve milliyet sorunu, dönemin Sovyet ideolojisine benzer bir hatta formüle edilir:

“ben, bu çeşit Türklüğümle iftihar ediyorum. Gurur duyuyorum! Çok şükür Türk yaratıldım, diyorum. Fakat bu hislerime kapılarak dünya yüzünde yaşayan hiçbir milleti aşağılık görmüyorum. Alt tarafı, önce insan, sonra Türküz. Bir Fransız da önce insan, sonra Fransızdır.” (s.69)

YAŞAR KEMAL, MELİH CEVDET ANDAY VE FAKİR BAYKURT

Araştırmacılar Yaşar Kemal’in İnce Memed’i için şöyle diyorlar –ki bu, genellikle gözden kaçan bir durum:

“Romanda olaylar çok hareketlidir. Eser, okuyucuyu sonuna kadar gergin bir merak içinde tutmaktadır. Belki bunda yazarın senaryoculuğunun da payı vardır.” (s.179)

Kitapta daha sonra, Melih Cevdet Anday’ın ilk romanı ‘Aylaklar’ inceleniyor. Roman, Osmanlı’nın son yıllarından ilerleyen yıllara ‘aylaklar’ olarak adlandırdığı asilzadeleri konu alıyor. Aylaklara sonunda dağ gibi maddi birikim dayanmayacaktır; konaktan apartmana düşeceklerdir. İncelemede varoluşçuluğun gerici bir akım olarak tariflendiğini de buraya not düşelim (s.134, s.193, s.195).

Fakir Baykurt incelemelerinde, hangi köyün (Orhan Kemal’inki mi, Mahmut Makal’ınki mi, yoksa Samim Kocagöz’ünkü mü) gerçek köyü temsil ettiği sorusuyla ilgili tartışma, anmaya değer. Hepsi temsil ediyor; çünkü ülkenin farklı bölgelerini betimliyorlar: Sırasıyla, Güney, Orta ve Batı Anadolu. Samim Kocagöz’ün betimlemelerinde, radyo ve gazete, köy hayatının bir parçası iken, bu, diğerleri için geçerli değil. Yine de, üretim biçimi üç aşağı beş yukarı aynı olduğuna göre, mülkiyet ilişkileri açısından benzerlikler görülmesi şaşırtmıyor.


İncelemede, Fakir Baykurt ve Sabahattin Ali anlatılarındaki kaymakam tiplemeleri karşılaştırılıyor. Fakir Baykurt romanlarındaki ‘liberal kaymakam’ tiplemesinin geneli yansıtmaktan uzak olduğu ileri sürülüyor. Yine de Baykurt, romanındaki bu tiplemeyle devlet görevlileri içindeki az sayıdaki demokratı temsil etmiş oluyor; ayrıca onların aslında ne kadar güçsüz olduklarını gösteriyor. ‘Onuncu Köy’deki muhtarlar hep köylüden yanadır; ilk aydınlananlar onlar olur. Köyden kovulan öğretmene zanaatini öğreten demirci, romanda birleşik mücadeleye karşılık geliyor.

SONUÇ: ÖNERİLİR

Fahri Erdinç ve Mahmut Makal incelemeleriyle devam eden kitap, önemli bir boşluğu dolduruyor. İncelemelerden çıkan çeşitli bulgular yaygın olarak bilinir olsalar da, daha az bilinen bulgular da söz konusu. Aslında kitabın daha kuramsal bir girişle açılması ve düşünsel zeminin bu biçimde oluşturulması fena ol[RTF bookmark start: _GoBack][RTF bookmark end: _GoBack]mazdı; fakat kitap bu haliyle bile okunmaya değer bir çalışma. Önerilir... 

Kaynak
Tatarlı, İbrahim  ve Mollof, Rıza (1969). (Hüseyin Rahmi’den Fakir Baykurt’a) Marksist Açıdan Türk Romanı. İstanbul: Habora Yayınları.

www.evrensel.net