Adalet Yürüyüşü’nden izlenimler

Adalet Yürüyüşü’nden izlenimler

Adalet Yürüyüşü'ne katılan yazarımız Ceren Sözeri izlenimlerini yazdı.

Ceren SÖZERİ

İtiraf ediyorum başta pek çoğunuz gibi ben de inanmamıştım, en ufak bir baskıda geri döner, adalet için peşine takılanları yarı yolda bırakır sanmıştım. Ancak yanıldım, yürüyor işte. Kendimce tanıdığım süre sona erdikten sonra ilk fırsatını bulduğumda Adalet Yürüyüşü’ne katılmaya karar verdim. Ama nasıl olacaktı, tek başıma mı gidecektim? Yürüyenleri tanımıyordum, üstelik siyaseten kendimi pek de yakın hissetmediğim gruplar vardı. İlk iş giden birilerini bulmaya koyuldum. Gazeteci arkadaşım Elif Ilgaz tekrar gidecekti, “geldiğinde endişelerinin boşa olduğunu göreceksin” dedi. Kadın yazarlarla birlikte sabahın erken saatlerinde yola koyulduk. Çoğuyla orada tanıştık, aramızda adaletsizliğin bedelini fazlasıyla ödemiş yazar Aslı Erdoğan da vardı, sağlık sorunları nedeniyle çok fazla kalamayacağını düşünüyordu ancak dönüş yolunda sabahkinden çok daha enerjikti. O sırada Elif (Ilgaz) ise, haberini burada okuduğunuz üzere Kılıçdaroğlu’na ulaşmış, 24 Temmuz’daki Cumhuriyet gazetesi davasına davet etmişti.

Cumartesi günü çok sıcak ve çok kalabalıktı.Bazı yerlerde Rabia işareti yapanlar, taciz edenlere rağmen destekleyeni bol ve çok coşkuluydu. Adalet otobüsünden sık sık dağıtılan suları polislere ve askerlere de vermeleri yönünde uyarılar yapıldı. Slogan atılmaması istendi, en güçlü sloganın alkış olduğu yinelendi.

Gelelim yürüyenlere, hafta sonu olması nedeniyle çok sayıda örgütlü grup vardı. Bunlardan en dikkat çekeni 1011 metre uzunluğunda Türk bayrağı ile katılan Beşiktaş Belediyesi’ydi. İstanbul Barosu’ndan Adalet Nöbetçileri’nin kiminin üzerinde avukat cüppeleri vardı. Taraftarlar vardı. Adalet Partisi gibi partiler vardı. Ama çoğunluğu kendi başına yürüyenlerdi. Kiminin elinde “Nuriye ve Semih için adalet” yazıyordu, kimi Ahmet Şık için, Kadri Gürsel için adalet arıyordu. Kimisi tüm yürüyüşü kameraya çekme gayretiyle koşuşturuyor, kimi dervişane bir şekilde adaleti ararken bir yandan kendi iç yolculuğuna çıkmış gibi görünüyordu. Elinde adalet yazan dövizle bebek arabası itenler de vardı. Molada yanımıza ellerinde el yapımı rengârenk kelebekler olan iki adalet yürüyüşçüsü geldi. Belki hikâyeyi biliyorsunuzdur: Cumhuriyet gazetesinin tutuklu yazarlarından Güray Öz’ün torunu dedesi için bir kelebek resmi çiziyor ancak cezaevi yönetimi sakıncalı bularak resmi Öz’e teslim etmiyor. İşte o kelebeklerden esinlenerek, “tutuklu Cumhuriyet yazarları, yöneticileri ve tüm tutuklu siyasetçiler için yaptık” dediler.  

Kemal Kılıçdaroğlu önde tek başına yürüyor, etrafında milletvekilleri yok, çevik kuvvet tarafından çok dikkatli bir şekilde korunuyor. Ona ulaşmak isteyen grupları milletvekilleri organize ediyor. Her biri organizasyon ve güvenliği sağlama gayretiyle hareket ediyorlar, epey kilo vermişler, ayaklarında yara bantlarıyla oradan oraya koşuyorlar. Bu yürüyüş Kılıçdaroğlu’nun salt partisinin değil çok daha geniş bir kesimin lideri olma yolunda verdiği en büyük sınav, bu nedenle de CHP’nin yürüyüşü olarak görülsün istenmiyor. Ancak İstanbul’a yaklaştıkça sınav zorlaşıyor. Bir tarafta iktidarın, kimi tetikçi yazarlar yoluyla tam koordinat vererek, engellemeye yönelik sinyalleri, diğer tarafta adalet talebinin ne kadar kapsayıcı olacağına dair şüpheler var. Herkes birbirine Ahmet Türk’ün yürüyüşe ne zaman katılacağını soruyor ve de hangi HDP’lilerin hüsnükabul görebileceğini…

Aklıma sıkça gazeteci arkadaşım İlyas Akengin’le 6 Şubat 2016’da izlediğimiz, bodrum katlarında kurtarılmayı bekleyen yaralılar için Nusaybin’den Cizre’ye yapılan Botan yürüyüşü geldi. İnsanlar emniyet şeridinde sakince yürürken TOMA’lardan sıkılan tazyikli su ve gaz bombaları nedeniyle kendilerine tarlalara atmışlar, tarla sahiplerinin çaresiz feryatları arasında canlarını kurtarmaya çalışmışlardı. Adaletsizlik Kürtlerin yürüme özgürlüğünün dahi olmamasından başlıyor ya da Onur Yürüyüşü’nün engellenmesi nedense adaletsizlik kapsamına girmiyor.

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü geçmiş hatalara rağmen umut verici. Cehennemi sıcağa, tehditlere rağmen durmadan azimle binlerce kişiyle birlikte yürüyor. Klavye başından izlemek yerine gidin ve görün derim, kendinizi yalnız hissetmeyeceksiniz. Sizin gibi düşünen ne çok insanın olduğunu göreceksiniz. Bununla birlikte İstanbul’a yaklaştıkça Kılıçdaroğlu için uğruna yüzlerce kilometre yürünen o ‘adalet’in içinin biraz daha doldurulmasının da zamanı geliyor. 
 

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Temmuz 2017 12:52
www.evrensel.net