‘68-‘99 ekseninde bol rakamlı bir yazı

‘68-‘99 ekseninde bol rakamlı bir yazı

Soner Torlak, 1968 ve 1999 yıllarında yaşanan Seattle sokak savaşlarını kaleme aldı.

Soner TORLAK

‘68’in ve ‘99 Seattle sokak savaşının temel karakteristiği kapitalizmin bahsi geçen dönemlerdeki sermaye birikim modellerinin tıkanma noktalarına karşılık gelmeleriydi denebilir. ‘68, Keynesyen refah devleti dâhilinde komünist ve liberal partilerin “temsil ehliyetine sahip olmak” üzerinden bir arada yürüttükleri trajikomedyanın teşhiriyken, ‘99 Seattle ise yeni muhafazakarlık ve endüstriyel askeri kompleks ile sarmalanmış neoliberal sermaye birikim modelinin iflasının teyidiydi.  

Ancak burada ekseni biraz kaydırmak gerekiyor. ‘99 Seattle neoliberalizmin iflasının teyidiydi çünkü daha önceden teşhir edilmişti: 1 Ocak 1994 tarihinde Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması’nın (NAFTA) yürürlüğe girdiği gün başlayan Zapatista ayaklanması.  

‘68’ VE İKİ FARKLI PATİKA

‘68’den ‘99’a uzanan hatta 94’e uğramamız, diğer yandan “68’in murat ettiği neydi, ‘99 bunu gerçekleştirebildi mi?” mealindeki sorumuzu yeniden kurmanın gerekliliğine işaret ettiği için de oldukça önemli. Hatta belki de soruyu yeniden kurmadan önce iki temel eksen tarif etmek daha doğru olacak gibi görünüyor. ‘68’den başlayan hat İtalyan ‘68’i sapağından ikiye ayrılıyor ve temsil krizine İtalyan radikalizminin verdiği otonomist/komünalist/konseyci yanıtlardan geçerek ‘94 Zapatista ayaklanmasına ve sosyal forumların hız verdiği bir tür kozmopolit ve pasaklı enternasyonalizme varıyor. Köstebeğimizin burada durmayarak Latin Amerika’daki barikatçı, toprak ve fabrika işgalcisi, öz yönetimci kanallara girdiğini de belirtelim.

‘68’in en temel özelliği her tür temsil mekanizmasının zembereğini dağıtmasıyken, İtalyan radikalizmiyle başlayarak Latin Amerika’ya uzanan patikayı karakterize eden başlıca şey ise politikanın “üreticilik” ve “potansiyel güç” üzerinden kurulması oluyor. Bu patikanın ‘68’in ana hattından daha radikal ve yürek gıdıklayan yanıtlar verebilmesinin temelinde ise emeğin sermayeyle girdiği ilişkinin diyalektik değil antagonistik biçimde yeniden kurulması, bütün sermayeyi işçi sınıfının içinden analiz etmeye dönük yeni tür bir teorik müdahale algısı ve nihayet işçi sınıfının sermayeye değil, sermayenin işçi sınıfına bağımlı olduğu tezinden hareketle, sermayeyi işçi sınıfının bir işlevi olarak gören bakış açısı yatıyor.

Bu patikanın sermaye ile emek arasındaki ilişkiyi bu türlü bir yeniden kurma işleminden geçirmesi, ‘68’in dünyaya armağan ettiği “temsil mekanizmalarının şenlikli parçalanışı” durumunun da (Sovyetler ve 1919-1920 İtalyan fabrika konseyleri deneyimine de referansla) işçi sınıfının öz örgütlenmesinin özgün biçimleriyle eklemlenmesine (ve hatta iliklenmesine) neden oldu, hayırlı da oldu. Sınıfın temsilinin ancak sınıfın kendisi tarafından gerçekleştirilebileceği bu hata yapmak ve hatasından öğrenmek konularında elini korkak alıştırmayan praksis algısı bir yanıyla “hayatın her türlü teoriden daha yaratıcı” olduğuna inanan Latin Amerika’daki hareketlere, başta da ‘94 isyanını örgütleyen Zapatistalara ilham verdi. İşin ruhunda kendiliğinden örgütlülüğün değil örgütlü kendiliğindenliğin bulunduğunu da not düşerek… 
Nihayet ‘68, İtalyan patikası vasıtasıyla devrimci siyasetin hiyerarşik kurumsal temsil mekanizmaları dolayımıyla değil doğrudan gündelik hayattan öğrenme yoluyla kurulmasının gerekliliğine ve sistemi yıkmanın bu çokluğun, ezilenlerin “kılcal” damarlarındaki asil olmayan kanda mevcut olduğuna dönük inancı tazelemesi ve komünist siyaset dahilinde Lenin ve Luxemburg’u yeniden okuması açısından özellikle önemliydi.  

İtalyan sapağına girmeden düz devam eden hat ise kurumsal komünist siyasetin eleştirisine gömülerek alternatif radikal komünist siyaset biçimleri konusunda eşitlikçilik damarının özgürlükçülük damarının gölgesinde kalmasıyla önce Prag Sonbaharı ve devamında Doğu Avrupa’daki muhalif hareketlere, özellikle de Polonya’daki Solidarnosc hareketine ve nihayet ‘89’a bağlanmaktadır. ‘68’de özgürlükçü siyasal söylemin vurduğu balyozlar ‘89’da Berlin Duvarı’nı yıkabilmiştir. Ancak duvarın altında komünist siyasetin ikinci temel ayağı eşitlikçiliğin kalması pahasına…

Kuşkusuz ‘68 bu iki farklı patikadan ibaret de değildir. ‘68’in dalgaları dünyanın bütün sahillerini farklı biçimlerde, farklı melezlenmelerle ve farklı ritimlerde dövmüştür. ‘68’in Çin Kültür Devrimi’yle, Afrika ulusal kurtuluş mücadeleleriyle, kurucu ideolojisi kısmen emperyalizmle zorunlu çelişkiler üzerinden şekillenegelmiş Türkiye gibi ülkelerin devrimci hareketleriyle, Meksika’daki isyanlarla ve daha pek çok siyasal durumla girdiği çelişkili, eklektik, melez ve karmaşık ilişkiyi değerlendirmek bu yazının dışında ama yazarın aklındadır.     

2 PATİKANIN BİRLEŞTİĞİ NOKTA

Pekala, ‘68’de çatallaşarak ‘94’e ve ‘89’a ulaşan iki temel patikanın ‘99 Seattle’da birleştiğini söylemek ne kadar doğru olacaktır? ‘99 Seattle, ‘89’un “fazla özgürlükçü” ruhuna bir tür eşitlik aşısı yapabilmiş gibi görünmektedir ancak aşının ne kadar tutmuş olduğu konusunda iyimser olmamak gerekmektedir. ‘94 ise ‘99 Seattle’ı önceler, zeminini hazırlar. ‘99 Seattle ruhu, hızı, hareketi ve temsil-karşıtlığını merkeze koymasıyla kesinlikle ‘68’in çocuğudur ve çocuğun babası ise yine aynı kesinlikle ‘94 Zapatista ayaklanmasıdır. 

‘68’in İtalyan sapağından sonraki patikasının en cevval çocuklarından ikisini, 2003-2005 Bolivya gaz ve su savaşları ile 2001 Arjantin isyanını es geçmemek gerekiyor. Bu bol rakamlı soy ağacının üvey evladını ise 2008 yılında Nepal’de monarşiyi deviren Maocu ayaklanma karakterize ediyor. Peki, ‘68-‘99 “ruhu” ekseninde düşünüldüğünde Bolivya, Arjantin ve Nepal neyi temsil ediyor? Bir: Bu üç ayaklanma da büyük oranda ‘68’in İtalyan patikasının çocukları oluyorlar. İki: ‘68’in ana hattı ‘99 ile birlikte artık emekliye ayrılmaya zorlanıyor. Üç: İtalyan radikalizmine şükranlarımızla, özgürlüğün yanında eşitlik bir kez daha ön plana çıkıyor.

Nihayet burada yapılanın ‘68’in bir okuması olduğundan hareketle eksikli olduğunun da kabul edilmesi gerekiyor. ‘68’in halen ayağımızı serin ve başımızı ateşli tutan dip akıntılarından gıdıklanmaya devam ederken ‘68’in bittiğini iddia etmek de kimsenin haddi değil. Burada ‘68 ile ‘99 arasında kurulan bağlantı dahilinde ‘99 Seattle sokak savaşı, sistemin kendi ideolojisini en yoğun biçimde salgıladığı ve rızayı sağlamak adına bunun karmaşık/manipülatif maddi aygıtlarını örgütlediği merkezi ülkelerinde halen sızılacak çatlaklar olduğunu göstermesi açısından önem taşırken ve bununla birlikte ‘68’in ana hattının barutunun bitmeye başladığının işaretini de verirken, ‘94 tarafından döllenen ruhuyla yeni tür bir radikalizmin de harcını karan bir tarihsel uğrak oluyor. Kurucu şiddetin bir kez daha –sembolik de olsa– sokakta kendini göstermesiyle ‘99, içinde, İtalyan 68’i ile’ 94 Zapatista ayaklanmasının çoğulcu, komünist/komünalist dip akıntılarından beslenen ruhunu taşıyor. Bugün yavaş yavaş bunu yaşıyoruz...

www.evrensel.net