Siyaset tekeli, kültür tekeli

Siyaset tekeli, kültür tekeli

Nuray Sancar, Erdoğan'ın sporcu ve sanatçılara verilen iftar yemeğinde AKM’nin yıkılıp yenisinin yapılacağı ifadelerine ilişkin yazdı.

Nuray SANCAR

Televizyon yayıncılığında dizilere kadar müdahale edilmesine, basının tek sesli hale getirilmeye çalışılmasına, muhafazakâr yayınevlerine sebil akıtılmasına vb. rağmen “muayyen bir varlık tasavvuru ve dünya görüşü”nün inşa edilememiş olmasından Cumhurbaşkanı yakınıyor. Bu yakınma kültürel alandaki “ikili iktidar” durumunun ortadan kaldırılamadığının itirafı sayılır. Devletin ve AKP’li belediyelerin kendi kurdukları kültür merkezlerine, vakıflara ve kültür sanat kurumlarına yapılan sübvansiyonlar, AKP’nin enjekte ettiği dünya görüşünün, muhayyel çitlerle yalıtıldığı mahallelere, daha genel olarak da Türkiye haritasının her seçimde özel bir renge boyanan kısmına sıkışıp kalmasını önleyemedi.
Referandumla birlikte devlet kurumlarının, (aslında uzun süreden beri hükmü kalmamış) klasik işleyiş modelini değiştirmeyi kolaylaştıracak sürecin başlaması; kurumsal hiyerarşinin eskiden beri etrafında örgütlendiği ilkelerle, şimdiye dek kesinkes yenişemeyen AKP’nin prensiplerine, tek adam yönetiminin tasarrufu altında idari bir alan açtı. Ne var ki, siyasi tekelleşmenin önünü açsa da kıl payı ve hileyle elde edilen referandum sonucu, kültürel “ikili iktidar” durumunun AKP’nin lehine değil,  aleyhine devam ettiğini apaçık gösteriyordu. Örneğin üzerine onca yatırım yapılan kent gençliğinin, tamamen dinselleşmedikçe az çok pozitivist bir içerik taşımak zorunda olan eğitim sisteminden edindiği rasyonel bakış açısı, tek adam rejimine makul gerekçeler bulmayı zorlaştırmıştı. 

Öte yandan; gündelik hayatlarına örgütlü bir kontrol altında nüfuz edilmiş ve AKP mahallelerinde yaşayan; bütün topluluklar gibi hayatlarına anlam verecek kesinliklere ihtiyaç duyan, her sorusuna “muayyen bir dünya görüşü” bağlamında tutarlı yanıtlar almak isteyen, bunun adına da istikrar diyebilen sakinler, bütün iletişim kanallarının kapatılmasına rağmen soru sormaya eskisinden daha yatkın durumdalar. Giderek daha kısa aralıklarla esneyen, esnedikçe de hızla berkitilmesi gereken muhayyel çitlerin evdeki ve eldeki yüzde 50 olarak sabit kalması pek o kadar kolay görünmüyor. Bu yüzden kültür hamlesinin referandumdan hemen sonra ilan edilmesi bir tesadüf sayılamaz.     

AKP’ye oy veren, toplumun en kırılgan kesimini oluşturan, iktisadi konumları nedeniyle sürekli istikrarsız bir zeminde yaşamak zorunda kalan emekçilerin kesinlik ve güvenlik arayışına verilen yanıt, onların var oluşlarına bir çerçeve sunan kültürel bir ideoloji olmuştu. Bu ideoloji bir yandan gündelik hayatı ilkelere bağlayarak anlamlandırırken diğer yandan da seçmenin, mevcudun güvencesi olarak gördüğü siyasi iktidarın etrafında kenetlenmesini kolaylaştırmıştı. Ancak bugün söylediğini yarın yalanlayan, iç ve dış politikasında seçmeninden beklediği sistemli sadakat ve kesinlikle örtüşen bir tutarlılığı kendisi gösteremeyen siyasi iktidar, nihayet toplumsal alanda yeterince iktidar olamadığından yakınacağı bir noktaya geldi. “Şöyle oturmak caizdir, böyle davranmak değildir; şu tür yaşamak sünnet, bu da farzdır” biçiminde dikte edilen kalıpların siyaset tarafından her gün ihlal edildiği bir dünyada “muayyen bir varlık tasavvuru”nun inşası elbette sorunlu olacaktı. Fetvayla düzenlenen hayat bir tarikat ehlinin “kıdem tazminatı caiz değildir” tespitine kadar uzandığında o mahalle çitlerinin sızıntılara eğim kazandıracak biçimde esnememesi düşünülemez. 

Meselenin bir yanı bu.

Ancak bir süredir kültürel alana ilişkin kuraklık tespitinin yapılmasının tek nedeni sadece AKP mahallelerindeki kitleyi, yapılandırılmış değerler etrafında sınıfsız- imtiyazsız kaynaşmış bir kitle olarak stabil hale getirmek değildir. Geçtiğimiz günlerde sporcular ve sanatçılarla yapılan iftar toplantısında, son zamanlarda pek dillendirilmeyen AKM’nin yıkılıp yenisinin yapılacağının ilan edilmesi, kültürel alandaki “ikili iktidar” durumunun siyasi iktidar tarafından tahammül edilemez hale geldiğinin işareti kabul edilmeli. Yıkılmasına muhalefetin tepkisi nedeniyle şimdiye dek cesaret edilemeyen bu binanın taşıdığı sembolik anlama birdenbire tekrar yönelen ilgi, AKP’nin elit, seçkin, sığ, Batılı olarak nitelendirmeyi pek sevdiği kültürün kamusal alandaki belirim biçimlerine bu kez tedrici değil, kesin bir savaş açtığını gösteriyor. 

AKM’YE KARŞI BEŞTEPE’DE OPERA BİNASI

Aynı iftarda “Külliye”nin bir parçası olan Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nin eşine az raslanır bir opera binası olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı, daha önce de “gençlerimizi bir ustanın dizinin dibinde oturtarak gerçek sanat ve kültürü teşvik etmeyi öğretmeliyiz” demişti. Muhalif milletvekillerinin, gazetecilerin birer birer içeri tıkılarak susturulması yoluyla elverişli hale getirilen bir zeminde, anayasa değişikliğine uyum yasalarını çıkarmayı ve böylece siyasetteki tekelleşmeyi kazasız belasız gerçekleştirmeyi uman iktidar, zaferini, bu “bir usta”nın öğretisine dayalı bir kültürel tekelleşmeyle tamamlamanın peşinde. Kentin en merkezi kamusal alanında bulunan AKM’ye karşı, devlet gücünün ve siyasi tekelin simgesi Beştepe’de temerküz edilecek olan kültür, AKP’nin “muayyen dünya görüşünü” hakim kılmak üzere kamusal alanı ve zihniyeti fethe çıkıyor! 

“Bugün İstanbul’da yürüyen bir kişinin kıyafetinden, ayakkabısından hangi kültüre sahip olduğunu çıkaramıyorsak kültürel kuraklığın pençesindeyiz” lafı boşuna edilmedi. Diplomatik konukları “Külliye”nin merdivenlerinde karşılayan güvenlik elemanlarının, tarihi (yerli –milli) kostümlerle belirdiği bir müsamere vasatında, kılığın-kıyafetin, ayakkabının peşine düşerek kültürel kodları okumaya teşne, beğenmediği kültür sembollerini ıskartaya çıkarmaya hazır kültür polislerinin türemesi uzak bir ihtimalmiş gibi durmuyor hiç. Evde edilgin bir biçimde beklerken yeterince ajite olamayarak eriyen “yüzde elli”nin harekete geçmeye çağırıldığı bir süreç bu.   

Bu tepeden gelen yeni kültür hamlesinin; mahalleyi korumaya yetmeyen çitlerin, siyaseten köpürtülen değerler manzumesi kamusal alanın tamamına yayılmak suretiyle kaldırılması; evrensel, laik, kalıcı değerlerinden arındırılmış bir kültürel tekelleşme sayesinde alanın yeniden inşa edilmesi niyeti içerdiği açık.

Bu imkansız talebin, herhalde hayali cihan değer… Denenmiş her yöntemin geçici bir ihya sağladığı, iki seçim dönemi arasındaki dağılmaların ancak özel bir eforla toparlanabildiği koşullarda iktidarın kalıcı bir zafer peşinde olduğunu söylemeye gerek yok. Ama kaderde ve kıvançta ortaklığı, duygudaşlığı, yılların birikmiş emeğini ve “bir usta”nın elinden değil de halkın ortak eyleyişinden, zamanla oluşmuş müşterek algılama biçiminden süzülmüş bir kültürle oynamaya gelmez. Kültür elbisesi toplumun bünyesine zorla giydirilemez.   
 

Daha önce Filistin Devlet Başkanını sarayın merdivenlerinde karşılayan “Türk devletlerinin 16 temsili askeri”, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i de karşıladı.

www.evrensel.net
ETİKETLER Nuray SancarAKMAKP