Katar krizinin arkasındaki gerçek hikaye

Katar krizinin arkasındaki gerçek hikaye

Robert Fisk, Katar krizinin perde arkasını kaleme aldı: Yalnızca Shakespeare komedilerinin tasvir etmeye yaklaşabileceği bir ihanet öyküsü...

Robert FISK

Katar krizi iki şeyi kanıtlıyor: Arap devletlerine bebek bakıcılığının devam ettiğini ve 2 hafta önce Donald Trump’ın Suudi zirvesine yaptığı abes katılımın yarattığı iddia edilen Sünni Müslüman birliğinin tamamen çöktüğünü.

Suudi Arabistan ve ahbapları, Şii İran “terörü”ne karşı ölümüne mücadele sözü vermelerinin ardından en zengin komşularından biri olan Katar’a karşı “Terörün kaynağı” olduğu iddiasıyla güçlerini birleştirdi. Böylesi bir ihaneti yalnızca Shakespeare’in oyunları tasvir edebilirdi. Shakespeare’in komedileri elbette.

İKİ YÜZLÜ  VE GÜLÜNÇ

İşin aslı tüm bu maskaralıkta fazlasıyla gülünç bir şey var. Katar’ın vatandaşları IŞİD’e yardımcı olmuştur orası kesin ama aynı şey Suudi Arabistan’ın vatandaşları için de geçerli.

11 Eylül uçaklarını New York ve Washington’a Katarlılar uçurmadı. 19 katilden 4’ü hariç hepsi Suudi’ydi. Bin Ladin Katar değil Suudi Arabistan vatandaşıydı.

Ama Bin Ladin, Katar’ın Al Jazeera kanalını özel yayınlarıyla kayırmıştı ve Suriye’de el Kaide/Nusra Cephesi’ne, liderini saatlerce ekranda tutarak ne kadar ılımlı ve barışsever bir grup olduklarını anlatma fırsatı tanımak suretiyle yapay bir erdemlilik sağlamaya çalışan yine Al Jazeera idi.

Öncelikle bu hikayenin delicesine komik yanlarından kurtulalım. Bakıyorum da Yemen, Katar’la hava bağlantısını kesmiş. Eski Suudi ve BAE’li dostlarının sürekli bombardımanı altında olan ve geçtim hava bağlantısını kesmeyi, hava bağlantısı yaratacak tek bir işe yarar uçağı dahi kalmayan Yemen’in bu kararı zavallı Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad es Sani için büyük bir şok olsa gerek.

Maldivler de Katar’la ilişkilerini kesti. Bu kararın, Suudilerin 5 yıllığına 300 milyon dolarlık borç taahhüdü, Suudi bir emlak firmasının Maldivler’deki bir aile yazlığına 100 milyon dolarlık yatırım yapma teklifi ve Suudi din adamlarının ülkedeki 10 dünya çapındaki camiye 100 bin dolar harcama kararıyla hiçbir ilgisi olmadığına emin olabiliriz.

Irak ile Suriye’ye savaşmaya giden nispeten çok sayıdaki İslamcı tarikat mensubunun da Maldivler’den olduğunu söyleyelim.

Şimdi Suudiler, küçük ülkesini savunacak sayıda askeri olmayan Katar Emiri’nden –2011’de Bahreyn Kralı’nı ikna ettikleri gibi- istikrarı sağlamak adına ordularının ülkesine girmesi izni mi istemeli? Şeyh Tamim’in, ülkesinde böylesi bir Suudi cömertliğini caydıracak büyüklükteki ABD askeri üssüne güvendiğine şüphe yok.

Şeyh Hamad’a(daha sonra Tamim tarafından merhametsizce görevden alındı) ABD’lileri neden Katar’dan kovmadığını sorduğumda şu yanıtı vermişti: “Eğer bunu yaparsam Arap kardeşlerim beni işgal eder.”

Sanırım oğlan da babasına çekmiş. Tanrı Amerika’yı kutsasın.

SUUDİLER DE DERTLİ

Tüm bunların Katar Haber Ajansı’nın hack’lendiği iddiasıyla ortaya çıktığına inanmamız isteniyor. Bu ‘hack’lenme’yle Katar Emiri’nin İran’la ilişkileri korumanın gerekliliğine dair dürüst ifadeleri ortaya çıkmıştı.

Katar, hikayenin gerçekliğini reddediyor. Suudiler ise doğru olduğuna karar veriyor ve içeriği genelde ciddi ve inanılmaz sıkıcı olan devlet televizyonunda yayınlıyor. Zıpçıktı Emir’in bu kez fazla ileri gittiği söyleniyor. Körfez’de politikaları Suudiler belirler minik Katar değil. Donald Trump’ın ziyaretinin kanıtladığı şey bu değil miydi?

Ama Suudilerin düşünmesi gereken başka problemleri var. Kuveyt, Katar’la ilişkileri kesmek bir yana Doha ile Suudiler ve BAE arasında barış elçiliği yapıyor. Dubai Emirliği, İran’a oldukça yakın, on binlerce İranlı göçmene ev sahipliği yapıyor ve onda Abu Dabi’nin Katar düşmanlığına rastlanmıyor.

Umman, birkaç ay önce İran’la ortak deniz operasyonları bile düzenliyordu. Pakistan, çok önceleri Yemen’e Suudiler için asker göndermeyi reddetmişti çünkü Suudiler Şii değil Sünni asker istemişti. Haklı olarak Pakistan ordusu, Suudi Arabistan’ın kendi askeri personeli arasında mezhebi ayrılık yaratmaya çalışmasına tepki göstermişti.

Pakistan’ın eski Genelkurmay Başkanı Raheel Sharif’in Suudi sponsorluğundaki “terör” karşıtı Müslüman ittifakın başkanlığından ayrılacağı konuşuluyor.

Mısır’ın Devlet Başkanı-Mareşali Sisi, Katar’a ülkesindeki Müslüman Kardeşlere desteği sebebiyle esip gürlüyor. Katar gerçekten de şu anda yasaklı olan ve Sisi’nin hatalı şekilde IŞİD’in parçası olduğunu iddia ettiği grubu destekliyor ancak Suudi milyonlarının alıcılarından Mısır’ın kendi askerlerini Suudilerin katastrofik Yemen savaşına göndermiyor oluşu dikkat çekici.

Bunun yanı sıra Sisi, askerlerine içeride IŞİD saldırılarına karşı ve İsrail’le birlikte Gazze Şeridi’ni kuşatma altında tutmak adına ihtiyaç duyuyor 

SUUDİLERİ ASIL KORKUTAN...

Ancak işin biraz daha derinlerine inersek Suudileri asıl endişelendiren şeyin ne olduğunu görmek zor değil. Katar, Esad rejimiyle gizli bağlantılara sahip. Nusra Cephesi’nin elindeki Suriyeli Hristiyan rahibelerin ve Suriye’nin batısında IŞİD’in elindeki Lübnanlı askerlerin serbest bırakılmasına yardımcı oldu. Rahibeler esaretten kurtulduklarında hem Beşar Esad’a hem de Katar’a teşekkür etti. 

Ve Körfez’de Katar’ın, savaş sonrası Suriye’nin yeniden inşasını fonlamak gibi daha büyük hırsları olduğuna dair büyüyen şüpheler var. Esad, devlet başkanı olarak kalsa dahi, Suriye’nin Katar’a olan borcu, ülkeyi Katar’ın ekonomik kontrolüne itecektir.

Bu da minik Katar’a iki altın ödül sunuyor. 1-Al Jazeera medya imparatorluğuna denk bir toprak imparatorluğu. 2- Katar’ın, birçok petrol şirketinin Körfez-Türkiye-Avrupa boru hattı güzergahı olarak ya da Lazkiye limanından tankerler aracılığıyla kullanmak istediği Suriye topraklarına olan cömertliğini artırması.

Avrupalılar için böylesi bir güzergah, Rusya’nın petrol şantajı olanaklarını azaltır ve gemiler, Körfez’deki Hürmüz’den geçmek zorunda kalmazsa açık deniz petrol güzergahı daha dengeli hale gelir.

Yani Katar için –ya da 2 emir Hamad ve Tamim’in gücüne dair ABD’nin varsayımları boş çıkarsa Suudi Arabistan için- kârlı seçenekler. Katar’daki bir Suudi askeri gücü, Riyad’ın emirlikteki tüm sıvı gazı silip süpürmesini sağlar.

Ancak elbette barışsever, “terör karşıtı” Suudiler –kafa kesmeleri bir an için unutalım lütfen- bir Arap kardeşi için asla böylesi bir kader arzulamaz.

O yüzden şimdilik Katar devletinin kesilen tek uzvunun Katar Havayolları güzergahı olacağını umalım.

The Independent’tan çeviren 
Mithat Fabian Sözmen.
Ara başlıklar Evrensel Pazar’a aittir.

Son Düzenlenme Tarihi: 11 Haziran 2017 10:50
www.evrensel.net
ETİKETLER Katar Krizi

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.